HaberlerDEVLET 'HÂMÎ' OLMALIDIR

DEVLET 'HÂMÎ' OLMALIDIR

Yazarımız Halistin Kukul Kaleme aldı...

+
-
DEVLET 'HÂMÎ' OLMALIDIR

     "Devlet", târih boyunca tartışılmış, kelime olarak birçok mânâlar yüklenilmiş, temsil ettiği cemiyete çatı vazifesi yaparken, kişiler eliyle icrâ ettiği fiiller üzerinden tasniflendirilmiş, fiiliyatta çokça var olan fakat çok târîflilikle hâlâ bir meçhûl olarak münâkaşa  masasındadır.

     Bu münâkaşanın, onu temsil edenler elinde şekillenmesine çalışılmasından dolayı da, bitmesi mümkün değildir. Yani; hangi zaman diliminin hangi gelişmiş veya gelişmemiş  "devlet"i olursa olsun, "At, binicisine/sâhibine göre kişner" dedikleri gibi, devlet de, elinde bulunduklarına göre tanzim edilmektedir.

       Yanılgıya düşmeyelim:  Devlet'in, kişiye, zümreye/partiye/cemaata/g(u)ruba/sınıfa göre değil, "belli kanunlara/adâlete göre kişnemesi gerektiğini" unutmamalıyız.

       Netîce îtibâriyle, devleti, mensup olduğu  'millet adına', yine insanlar yönetir. İşin en kötüsü, Devlet'in, kendi  yöneticileri tarafından hırpalanması, zafer çılgınlığıyla/sarhoşluğuyla  istediği yöne doğru başını alıp gitmesidir.

      Bu nedir derseniz, bu,  meşhûr atasözündeki: "Balık baştan kokar"ın işâreti olur. Balık baştan kokunca, kalanına çırpınmak düşer...

     Himâyeci olması gereken Devlet hâkimiyeti, huzuru tesis olarak algılanmaz ise, işi, kişiler eliyle, kaba kuvvetle  tahakkümcülüğe götürür.

     Öyleyse; bu 'kuvvet',  kişi varlığına ve benliğine tahakkümcü değil; tamamiyle, onu koruyucu, kollayıcı ve himâye edici bir teşekkül olarak, âdil kişilerin elinde  olmalıdır.

       Totaliter rejimlerde sık sık rastlanan bu hâle, ne yazık ki, demokrasi denilerek halkın irâdesini rehin alan bir takım demokrasi görünümlü idârelerde de rastlanılmaktadır.

      Burada; adı her ne olursa olsun, işin tatbikatı mühimdir. 'Efendim, ben, yüzde şu kadar rey aldım,artık, ben, her sahada hükümranım!" sözü,  günümüzde ve gelecekte dâhil, her zaman için, işin esâsında/kökünde/temelinde  geçersiz bir sözdür.

       Niçin mi?

       Çünkü...Devlet, ancak adâlet ile tartılabilir.

       Adâletin bulunmadığı yer neresi olursa olsun, yapılan fiillerin/icrâatların/faaliyetlerin hepsi hükümsüzdür.

       Yine, hangi zaman ve hangi mekân/ülke için  ve kimin adına olursa olsun,  verilen/alınan "rey"in, hukukî mânâda değil, "âdlî" mânâdaki  değerini ölçebilecek bir terâzi olmasa bile, 'vicdânî hüküm'  asıldır.

      Her seviyedeki insanın zihnini, hakîkatlerin değil, sahte, dolambaçlı ve iltimaslı söz ve ikrâmlarla çelip, onlardan 'rey' devşirilen bir çağda, -meydan meydan, salon salon, televizyon televizyon...bağırılsa/kükrense/haykırılsa  bile-  demokrasi nutuklarının en ileri safhalarda bulunmasına rağmen, sâdece birer nutuk'tan ibâret kalmasından başka bir önemi olmaması, böylece, hiçbir Devlet'in sıhhatli bir idâre tarzıyla yürütüldüğünü söyleyebilmek zordur.

        Allahü teâlâ, Nahl sûresinin 90. âyetinde şöyle buyurur: "Allah, adâleti, iyilik yapmayı, akrabaya bakmayı emreder. Hayâsızlığı, fenâlığı ve haddi aşmayı men eder."

         "İyilik" yaparken ve "akraba"ya  bakarken,  kayırmacılık, iltimas ve menfaatçilik işin içine girer ise, bu "emir"deki "adâlet" maksadına ulaşabilir mi?

          "Hayâsızlığı, fenâlığı ve haddi aşmayı men  eder"  mübârek  sözünde,  kendi söylediğini ve  yaptığını "Hayâsızlık, fenâlık ve haddi aşmak" olarak görmeyip, hep başkalarını zemmedmeğe kalkışır , onlarınkini, bu sıfatlarla değerlendirmeye  girişirsek, cemiyet düzeni, "baştan yani Devlet eliyle kokar" demektir.

         Şüphesiz ki, Devlet; onu, elinde bulunduranların siyâsî idrâki istikametinde yürür/yürütülür. Öyleyse, Devlet'i temsil eden salâhiyetli ve mes'ul kişiler, ilk önce ve her şeyden evvel  "adâlet" izinde istikamet belirlemelidir.

         Hiçbir yönetici, isteyerek ve bilerek kötü bir gidişe sebebiyet vermez. Bunun için, ya Lenin, Mussolini, Stalin, Mao, ya da Hitler gibi, Firavunvâri  Nemrut kafalar olmalıdır. 

       Ancak; umûmî başarısızlıkta iki temel sebep vardır: Birincisi, becerisizlik; ikincisi de, kapris'tir. Hele de, bu ikisi bir araya olunca, uçurumun başına gelinir. Netîce ise; mâlûmun ilânıdır!..

        Şanlı Peygamberimiz, bir hadîslerinde şöyle buyurmaktadırlar: "Allahü teâlânın en sevmediği kimse, zâlim idârecilerdir." (Tirmizi)

        Yine bir başka hadîslerinde: "Devlet otoritesi en büyük hâmi'dir" buyurmaktadır.

      "Devlet otoritesi"ne "hâmi"lik/koruyuculuk vasfını veren yegâne şeyin de "adâlet" olduğu kesin olarak bilinmelidir.

        O hâlde; ister rey veren olalım, ister rey  talep eden, bu istikamet üzerinde bulunmadıktan sonra, yarın, mahşer günü mes'uliyetten kurtulmamız da mümkün değildir.



SIRADAKİ HABER
}