HaberlerBU BİR BAŞLANGIÇ

BU BİR BAŞLANGIÇ

Yazarımız Tufan Akcagöz, İstanbul seçimlerini ve İmamoğlu'nun zaferinin analizini yaptı...

+
-
BU BİR BAŞLANGIÇ

Yenilenen İstanbul seçimlerinden çıkarmamız gereken dersler var.

Birincisi; kazanılamayacak seçim yoktur.

İkincisi; bu, iyi bir aday, iyi bir örgütlenme ve sağlam bir çalışma temposu ile mümkün olabilir.

Ekrem İmamoğlu başardı. Kendisini kutluyorum. İstanbul'u iyi yöneteceğine dair inancım tamdır. İstanbul’a ve Türkiye’ye heyecan getirdi. İmamoğlu ile birlikte, bu işe gönül veren herkesi kutluyorum. Çünkü hepimiz gördük ki, gidebilen gitti, gidemeyen küçük miktarda da olsa para yardımı yaptı. Herkes, elinden gelen katkıyı sundu.

Güzel ülkemiz epeydir, hiç de hak etmediğimiz bir nefret ikilimi içinde debelenip duruyor. Bunu hak ediyor muyuz? Dolayısıyla, yenilenen İstanbul seçimlerinde, nefret dili kaybetti diyebiliriz. Sevgi ve barış lisanı kazandı. Husumet siyaseti kaybetti, dostluk kazandı. Aradaki 800 bin fark bunu gösteriyor.

İstanbul'da yaşayan binlerce Kürt seçmen, Öcalan'ın “tarafsız kalın” çağrısına kulağını tıkadı, Selahattin Demirtaş'ı dinledi ve İmamoğlu'na oyunu verdi. Bu da Türk siyasi tarihi açısından önemli bir gelişme ve hatta seçimin önemli sonuçlarından biri olarak nitelenebilir. Türkiye'yi birlikte kurduğumuz, bu yurdun insanı, bu topraklara herkes kadar bağlı Kürt yurttaşlarımız, bundan sonraki süreçte Türkiye'nin demokratikleşmesi için ortak bir frekans yakalanabilir olduğunu gösterdi. İstanbul bu anlamda önemli bir başlangıç oldu.

Bundan sonra, Ekrem İmamoğlu’nun duyurduğu gibi, adama, gruba, cemaate, derneğe vesaireye hizmet devri kapanmıştır.

Ne mutlu!

Ne mutlu ki bundan sonra, halk için ve halk yararına hizmet yapılacak. İstanbul çok şanslı. Biri çıkıp, “Bundan önce yapılan hizmetler halk yararına değil miydi?” diye sorabilir. Bilmiyoruz ki; gördünüz, Mahkeme kararı çıkardılar, defterleri bile inceletmediler.

23 Haziran seçimlerinin tahlilini yaparken, birkaç önemli hususun da altını çizmemizde fayda var.

Demek ki, hep eleştirsek de, iyi kötü bir demokrasimiz var. Bizim yaşatmak zorunda olduğumuz, işte bu demokrasidir ve millet egemenliğinden dem vurup, sureti haktan görünenlerin de demokrasiye saygılı olmaları gerekir.

Yargı kurumları, siyasi iktidar cephesinden, demokrasinin seyrine asla müdahale etmemelidir.

Millet kimi isterse o gelir; millet kimi indirmek isterse indirir. Yetki, milletindir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Padişahlık sayfasını kapatalı neredeyse yüz yıl oluyor.

Seçimin sonucunu beğenmeyebiliriz ama hazmetmek zorundayız.

Seçileni sevmek zorunda değiliz ama seçenin iradesine saygı duymak zorundayız.

Bugünün galibi, yarının mağlubu olabilir.

Tam aksi, bugün mağlupsunuzdur, yarın galip olabilirsiniz.

En kötü demokrasi, totaliter bir rejimden iyidir.

O halde, ülkemizin demokratikleşmesi, insan hakları temelinde gelişmesi adına beyaz bir sayfa açılmasını ümit ediyorum. Buna fırsat var. Bu fırsatı kullanacak olan en başta siyasi iktidar ve onun en tepesinde bulunan, anlamsız yere ülkenin neredeyse tüm kurumlarını kendisine bağlayan, memleketi tek adam iradesine hapseden Tayyip Erdoğan’dır. İstanbul seçimleri bize göstermiştir ki, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi her an tıkanmaya hazır bir rejim olarak karşımızda durmaktadır. Ekrem İmamoğlu için, “Seçilse bile, Meclis çoğunluğu bizde. Çalışamaz, iş üretemez” yaklaşımı, sağlıklı bir yaklaşım değildir.

24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin galibi Tayyip Erdoğan’ın partisinin İstanbul adayı seçimi kaybetmişse, taşımış olduğu AKP genel başkanı sıfatından dolayı, o da bu seçimin mağlubu sayılır. Mağlup bir Cumhurbaşkanımız var. Oldu mu? Olmaz. Bunların birbirine karıştırılmaması gerekir. Dolayısıyla, derhal Parlamenter rejime dönme yolları aranmalıdır.

Görünen o ki, Tayyip Erdoğan için de iyi ve doğru olan yol budur.

Çünkü, o da muhakkak biliyor ki, İstanbul bir başlangıç.

Bunun devamı, daha büyük bir hezimeti taşıyabilir.

         Ne mutlu İstanbullulara; dürüst bir belediye başkanına kavuştular.

         Gelelim Samsun’a. 

Samsun da, halktan yana, dürüst, çevreye duyarlı, şeffaf, denetlenebilir bir belediyeciliği hak etmiyor mu?



SIRADAKİ HABER
}