HaberlerSAĞLIKTA DÖNÜŞEN NE?

SAĞLIKTA DÖNÜŞEN NE?

Yazarımız Dr. Işık Özkefeli kaleme aldı...

+
-
SAĞLIKTA DÖNÜŞEN NE?

Sağlıkta dönüşüm deyip duruyoruz da nedir bu sağlıkta dönüşüm? Diye soranlarınız olacaktır.

Aslında çok zor değil. Türkiye de sağlık tesislerine ulaşımda yaşadığımız zorlukları ve cebimizden çıkan parayı düşününce dönüşümü hepimiz az çok çıkarabiliriz.

Ama en çok da sağlık da yaşanılan şiddet ile yatar ve kalkar olduk. Sağlık çalışanlarına yapılan şiddeti konuşmaktan, sağlıkta dönüşümün Türkiye’de halktan, sağlık çalışanlarından neler alıp götürdüğünü konuşamaz hale geldik.

Daha çok yeni Mardin’de görev yapan Uzm. Dr. Davut Sakız ve eşi Dr. Ayşe Sakız iş çıkışı çocuklarını kreşten almak üzere almak üzere gittiklerinde darp edildiler. Meslektaşımızdan usulsüz ilaç yazmasını isteyen ve reddedilen bir şahıs darp ediyordu. Bunun gibi daha birçok örnek var.

Sağlıkta dönüşen ne, Sağlıkta dönüşüm nedir? 

Aslında bunu tek kelime ile ‘’Uluslararası sermayenin gereksinimleri doğrultusunda şekillenen Program’’ olarak adlandırabiliriz.

1980 Askeri darbesinden sekiz ay önce çıkarılan 24 Ocak Kararları Türk Ekonomisinde büyük bir değişimin kırılma noktası olmuştur. Darbenin oluşturduğu baskı, güvensizlik, öz güvensizlik ve örgütsüzlük ortamı bu kararların yaşama geçirilmesinin önünü açmıştır.

Uzun yıllar önce başlatılan program ne pahasına olursa olsun sermayenin bunalımını “çözme” hedefini güden, bunun araçları olarak da kamusal olan her şeyi sermayeye peşkeş çekmeyi, kamusal hizmetlerin

Hemen tümünü paralı olarak sunmayı, çalışma ortamında tüm belirleyiciliği sermayeye devretmeyi, sömürü oranını olabildiğince artırmayı hedefliyordu.

Uzun yıllardır enstrümanları değişmekle birlikte bunun anlamlı şekilde uygulayıcısı AKP Hükümeti olmuştur.  Kamusal hizmetlerin bütününü (eğitim, sağlık, çevre, temizlik vb.) para karşılığında ve ödenen para kadar ulaşılabilir hale maalesef getirmişlerdir.

Yani bunun anlamı Sağlıkta dönen paranın miktarının ve yönünün değişmesidir. Sağlıkta toplam maliyet ve kişi başına düşen maliyet artarken bunun yönü kamudan özele doğru dönüş göstermiştir. Kamunun sağlığa yaptığı yatırım bile özele yönlenmiştir. Bugün Şehir Hastaneleri saçmalığı da yap-devret sisteminin bir örneğidir.

Mevcut AKP İktidarının en iyi yaptığı şeylerden biri de deneme yanılma yolu ile sistem kurmak olmuştur. ‘’Sağlıkta Dönüşüm’’ adı altında yaptıkları değişim ve politikalar yap-boz tahtasına dönmüştür.

Aile Hekimliği, Genel Sağlık Sigortası, Performansa dayalı çalışma ve artan Özel hastaneler; aslında sosyal bir hak olan sağlığın özelleştirilmesi yolundaki adımlar olmuştur.  Sonuç; ‘’Paran varsa sağlık satın alabileceğin’’ bir ortamı yaşıyoruz.

Performans sistemi Sağlık tesislerimizde iş barışımızı bozarak, bizleri ayrıştıran ilk uygulamaları oldu. Burada amaç kalite değil, kantite idi. Ne kadar hasta, o kadar para demek olan bu sistemin sağlıkta uygulanır olmasını onlar; kamuya doktor akını var diye sundular. Performans sisteminin sağlık sistemini çöküşe götürdüğünü, kaliteyi düşürdüğünü bugün yaşayarak görüyoruz.

Yetersiz ücretlerle çalışan bizler, performansa dayalı sistemi ne kadar kabul etmesek de para kazanmak adına daha çok iş ve hasta bakmaya başladık. Hastaya ayrılan süre bu sistem de devlet tarafından hekimin performansına göre azaltıldı.

Tam gün yasası ile muayenehaneler kapatıldı. Devlet ve Üniversite Hastanelerinde sağlığın sunumunda aksaklıklar da beraberinde gelmeye başladı.

Aile Hekimliği sistemi Ülkemizde uygulanmaya başladığında buna karşı gelenler yine bizlerdik. Birinci basamakta verdiğimiz koruyucu sağlık hizmetlerinin biteceğini savunduk ve haklı çıktık. Aile Hekimliği, Pratisyen hekim adı ne olursa olsun bu sistemin finans modeline karşı çıkıyorduk aslında bizler…

Genel Sağlık Sigortası ile işleyecek, yine performansın olacağı bu sistem; ayaktan tedavi edici hekimliği getiriyordu. İlk başladığında çok ağır yaptırımları var gibi görünen sistem yazıldığı gibi uygulanamadı. Sevk zinciri uygulamasını yapamadılar. Sigortacılık tabanında finansı olan Aile Hekimliği güdük ve ortada kaldı. Sadece tedavi edici hekimlik üzerine yürüdüğü içinde, Türkiye de koruyucu sağlık hizmetleri sunumu göz ardı edildi.

Sağlıkta kamusal yatırım yerine, birçok köklü hastanelerimiz kapatılarak ‘’Şehir Hastaneleri’’ açılıyor. Aslında Şehir hastanelerinde temel mantık, iktidarın köprü, tünel, yol gibi projelerde uyguladığı yap-işlet-devret modelidir. Sağlığın piyasalaştırılmasıdır.

 Köprü, tünel ve şehir hastaneleri gibi yap-işlet-devret modeli ile ülkenin geleceği ipotek altına alınmakta; aynı köprüden geçen araba sayısı gibi hasta olacak insan sayısı güvencesi vermek; sosyal devletin yapması gereken sağlığın korunmasından ne kadar uzaklaşıyor olduğumuzu göstermektedir.

Şehir Hastaneleri; 2004 yılından sonra başlayan sağlıkta dönüşümün bir ayağı durumundadır. Aslında daha öncede hep gündemde olmuş, hukuki süreçlerle iptali yapılmış bir projenin inatla yapılmaya çalışması, aklın alacağı bir durum değildir. Yani denildiği gibi bir rüya değil kara kâbustur. 

Bu Ülkede bir Başbakan ‘’ Artık hastaneler o kadar şirin hale geldi ki, vatandaşlar oğullarını, kızlarını evlendirmek için acil servislere gidiyorlar, oralara yuvalar kurmak için ziyaretler yapıyorlar.’’ Diyebilmiştir. 

Aciller de, acil olmayan hastalar da dâhil en büyük yığılmalar onların sağlıkta dönüşüm politikaları sonucunda oluşmuştur. Şu anda acil çalışanları özellikle devlet hastanelerinde bitmiş tükenmiş durumdalar. En büyük sağlıkta şiddet olayları acillerde yaşanmaktadır. 2004 yılında; zamanın başbakanı, şimdiki AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı; televizyonlarda halka seslenişinde doktor ve sağlık çalışanlarını hedef göstermiş; bir nevi başın tabana yansımasını da AKP iktidarı döneminde sağlık çalışanları canları ile ödemişlerdir.

Türkiye Acil Poliklinik başvuru sayısının en fazla olduğu dünyada nadir Ülkelerden biri haline yine onların döneminde gelmiştir. Eskiden bıçak parası denilen para şimdi insanlarımızın cebinden dört katı oranında ve yasal yollardan çıkar hale gelmiştir. Oysaki sağlık Sosyal bir haktır ve satın alınmaması gerekir.

Hepimizin bildiği ve yaşadığı gibi Kamu Hastaneleri iflas etmiş durumdadır. Alınan randevuların zamanları, doluluk insanları Özel Hastanelere yönlendirmektedir. Özel demek ise cebinden ne kadar paranın çıkacağı belli olmayan bir muammadır.

Bütün bunları diyorum ve biliyorum. Sağlıkta dönüşümün acılarını çekmiş, iş güvencesini bırakıp özel bir hastaneye geçmiş bir hekimim ben…

Halk olarak da sağlık çalışanları olarak da dayanacak gücümüz çok kalmadı. Çözüm odaklı olmayan, yap-boz tahtasına dönmüş uygulamalar sağlığı değil şiddeti doğurmaktadır. O kadar çok problem var ki şiddetle yatıp kalkmakta bunları konuşamıyoruz.

Eve sağ geldiğimiz her gün şükreder hale geldik. 26 Yıldır Acil Hekimi olarak işimi empati, sempati ve vicdanım ile yapıyorum ama artık hastamdan korkar hale geldim.

Bu durum sürdürülebilir bir durum değildir. Bu şartlar altında kaliteli sağlık hizmetinin verilebilmesi mümkün değildir. Çünkü hayatımız tehdit altındadır. Popülist politikalar uğruna ölmek istemiyoruz.

  Dayatıldığı gibi biz hastalarımızı müşteri olarak görmüyor, onlara insan olarak yaklaşıyoruz. 

Sağlık alanına yönelik kullanılan olumsuz, itibarsızlaştırıcı dil artık terk edilmelidir. 

  Bizlerde insanız, köle değil… 

  İşte Sağlıkta dönüştüğümüz durum bu… 



SIRADAKİ HABER
}