HaberlerİHANET!

İHANET!

Yazarımız Vedat Çınaroğlu kaleme aldı...

+
-
İHANET!

                  Üç yıldır 15 Temmuz’u çözmeye çalışıyoruz. Adında bile toplumcul uzlaşma sağlayamadığımız ihanet. Varlığı ve uygulamalarının demokrasiyle örtüşmediği “Cumhurbaşkanlığı Hükümet”, “Demokrasi ve Milli Birlik Günü” dedi. Bu adlandırma; sanki demokrasi varmış da yayılmacıların(emperyalistler) tetikçisi cemaat demokrasimizi yok etmeye kalkışmış gibi bir anlamı topluma zorla kabul ettirmeyi amaçlıyor. Aynı şekilde sanki milli birlik varmış da yok edilmeye çalışılmış! Yıllardır ulusu 36 etnik kökene ayıran bir anlayışın “Milli Birlik Günü” duyurusu ne yaman çelişkidir ve ne kadar gülünçtür!

                 15 Temmuz 2016’da yayılmacıların tasarımladığı ve “irticacı” bir cemaate biat etmiş, akıl ve bilim yoksunu bir sürünün uyguladığı, Türk Devleti’nin varlığını hedef alan bir darbe girişimi gerçekleştirildi. Öncelikle bu karabasanın nedenlerine ilişkin yanıtları saptamalıyız. Çokça tartışıldığını ve çokça çözümlemede(analiz) bulunulduğunu biliyoruz. Günümüz ve gelecekti genç kuşaklara daha anlaşılabilir özeti ulaştırarak sürmekte olan us(akıl) karışıklıklarını gidermeye gereksinim var.

                 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in önderliğinde başlatılan “Türk Bağımsızlık Savaşı” da yayılmacılara ve onların yerli işbirlikçilerine karşı verilmişti. Cumhuriyeti kuran kadrolar Osmanlı dönemlerinde yapılan yanlışlara ya yakından tanık olmuşlar ya da akıl ve bilim yöntemleriyle yanlışlıkları saptamışlardı. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken işte o yanlışlardan olabildiğince arındırılmış bir yönetim ve toplum yapısı tasarlandı ve önemli ölçüde uygulandı. Cumhuriyetin öne çıkan niteliklerinden(vasıf) birisi “Laiklikti”. Ulusu oluşturan bireyler inançlarında özgürdür ancak devlet din kuralları ve dogmalarla(değiştirilemez kalıplar, taassup) yönetilemez. Devlet ve toplum “akıl ve bilim yolu” ile yönetilecektir. Ulus bilincine zarar veren, akıl ve bilim dışı örgütler( Tarikat, cemaat, tekke, zaviye v.b.) kurulamaz. Eğitimde eşitlik ön koşuldur ve eğitim parasızdır. 

                 Cumhuriyetin “Tam Bağımsızlık” kuralı yayılmacı girişim ve saldırıları önleyecek tek ve akılcı yoldu. 15 yılda, yani Atatürk’ün ölümüne kadar geçen sürede tam bağımsızlık yolunda Batılıların bile şaşırdığı sonuçlar alındı. 1938’den sonra, geçen her yıl tam bağımsızlık yolundan daha fazla ayrıldık. Eğitimde, tarımda, güvenlikte, sanayide olduğu gibi her alanda yayılmacılara olan bağlılığımız her geçen yıl daha çok arttı. Atatürk ve onun gösterdiği yol da her geçen yıl dıştan ve içten örselenmeye çalışıldı.   

                 “Demokrasi Günü” yoktu ama Türk tarihini çok iyi bilen Atatürk demokrasinin niteliklerini de duyurmuş ve uygulatmıştı;

  1. Demokrasi siyasidir. Onun hedefi, milletin, idare edenler üzerindeki denetimi sayesinde siyasi özgürlük sağlamaktır.
  2. Demokrasi fikridir, bir kafa meselesidir. Hükümet ilkesi de, bir adalet bağlılığını ve ahlak fikrini gerekli kılar.
  3. Demokrasi ferdidir; Bu niteliği ile vatandaşın egemenliğe insan olarak ortak olmasıdır.
  4. Demokrasi eşitlikçidir. Bu nitelik demokrasinin ferdi olma niteliğinin kaçınılmaz bir sonucudur.(1)

                Bu niteliklere bağlı bir demokrasimiz olsaydı “Demokrasi Gününe” gerek kalır mıydı? Tam

Bağımsız, demokrasinin niteliklerini özümsemiş bir Türkiye’nin “Milli Birlik Günü” belirlemesine gerek kalır mıydı? Tam Bağımsızlıktan verilen ödünlerin siyaseti ve siyaset kurumlarını da dışa bağımlı hale getirmesi kadar doğal ne olabilir? Marshall Yardımı- Nato- İncirlik Üssü- Bakanlıklarda ABD İrtibat Ofisleri- JUSMMAT(Türkiye’ye Yardım İçin Ortak ABD Askeri Kurulu)- Ortak Pazar- 12 Eylül Darbesi-Gümrük Birliği- AB’ye Tam Üyelik Masalı!- BOP Eş Başkanlığı- Ergenekon, Balyoz Pususu- Kürecik Üssü… Bu sıralamaya başka konular da eklenebilir ancak sonuç değişmez, yolun sonunda 15 Temmuz’la karşılaşmak kaçınılmaz olur.

                15 Temmuz bir sonuç mudur, ara hedef midir? Cemaatin(FETÖ) Abant Toplantılarına ilişkin tutanaklarda “Sonuçsuz kalacak bir darbe girişimi” öneri olarak yer aldığına göre 15 Temmuz’un bir ara hedef olma olasılığı da göz önünde bulundurulmalıdır.(2)

                15 Temmuz darbe girişimi “Devlet tarafından” biliniyordu-bilinmiyordu tartışmaları yersiz olduğu kadar, “eniştemden öğrendim!” yalanı da yıllardır bildiğimiz yalanlardan birisi olduğu için kayda değer değildir. Yavuz Selim Demirağ gibi “Ergenekon- Balyoz uzmanı” bir gazeteci köşesinde ve “İmamların Öcü” adlı kitabında (Mayıs 2015) yazmışsa, Mustafa Önsel; “Balyoz” yemiş ve bugün hala Pankuş televizyonunda yayılmacılara “ Ben bu alçaklığı biliyordum; yazdım ve söyledim! Aklınız ve gücünüz yetiyorsa gelin ulan!” diyorsa başka çözümlemelere gerek var mı? Türk yurtseverleri değil de Batılıları daha çok saygın sanan liboşlar için içten bir öneride bulunayım; 2014 yılında Graham E. Fuller tarafından yazılarak ABD’de İngilizce yayınlanan “ Türkiye ve Arap Baharı” adlı kitabı incelemeniz 15 Temmuz’un duyurusunun iki yıl önceden yapıldığını anlamanız için yeterli olacaktır.

                  İhanet kalkışmasını öncesinden bilen ve toplumun çoğunluğunun Atatürk ve Cumhuriyet’ten yana olduğunu görenler, iktidarlarını sürdürebilmek için “üç maymunu mu” oynamışlardır? İrticai terör örgütünün siyasi bağlıları henüz yargı önüne çıkarılmadığına, hatta bir kısmı “aile sarayında” barındırıldığına göre yanıt açık değil mi?  Bir de Anayasa Mahkemesi’nin “İrticai faaliyetlerin odağı” olduğuna hükmettiği kimdi? Halk deyişiyle, “Zurnanın zırt dediği yer” burasıydı!

                  “İrticai faaliyetlerin odağı” olan AKP, yayılmacıların BOP Eş Başkanlığını kabul ettikten sonra “Majestelerinin Valisini(!)”, “Kardeşim(!)” güzellemesiyle Cumhurbaşkanı Adayı olarak duyurmamış mıydı? O adayı TBMM’de seçtirebilmek için kim tamamlayıcı olmuştu?

                  İRTİCA! Hamdullah Suphi Tanrıöver’in “Türklüğün en büyük düşmanı” olarak tanımladığı kavram! Dogmaya geri dönüş! Türk Devleti’nin Cumhurbaşkanı 15 Temmuz’da “Arapça”, adına “Dua” denen ama bizim bilmediğimiz bir şeyler söylüyor!

                  Türk’üz! Yakarışımızı bile Türkçe yapamıyorsak, inanç kurallarımızı; anlamını bilmediğimiz Arapça metinleri okuyarak ve sıfatları “İmam” ya da “Hoca” olanların uydurma nutuklarıyla belirliyorsak gelecek kuşakların daha ne kadarını başka FETÖ’lerin emrine vereceğimizi bilemeyeceğiz demektir. Tarikat ve cemaatler varlıklarını sürdürdükçe “vesayetin” gerçekleri ile karşı karşıya kalacağımızı unutmamalıyız. Bilinmelidir ki, din adına oluşturulan örgütler yayılmacıların pusu birlikleridir. ”Paralel diyorlardı; devletin içinden çıkan koca boşluğa FETÖ’nün gölgesindeki başka tarikatları doldurdular. “Tekerrür”ü başlatıyorlar.(3 )

  • Dr. A. Afet İNAN, M. Kemal ATATÜRK’ten Yazdıklarım, Ankara 1969, Sf.22
  • Yavuz Selim Demirağ, 8 Aralık 2011 Tarihli Yeniçağ Gazetesi , “Abant’taki Darbe Senaryosu” Başlıklı Köşe yazısı
  • Metastaz, Barış Pehlivan- Barış Terkoğlu, İstanbul 2019, Sf.14    


SIRADAKİ HABER
}