Haberler20 TEMMUZ SABAHA KARŞI

20 TEMMUZ SABAHA KARŞI

Gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Osman Kara yazdı...

+
-
20 TEMMUZ SABAHA KARŞI

Ne güzeldi o günler. Sessiz, sakin ve huzur dolu. 1 Eylül 1973’de Türk Haberler Ajansı Doğu Karadeniz Bürosu kurucu şefi olarak Trabzon’a çıkmıştı tayinim. Samsun’dan ilk defa ayrılan Zühal giderken tam bir hafta ağlamıştı, bir yıl sonra dönerken de on beş gün. Biz Trabzon’u da Trabzon insanını da çok sevmiştik.

19 Temmuz gecesi de yine her zamanki gibi saat 22.00 sularında yatmış ve derin bir uykuya dalmıştım. Sabaha karşı 04.00’de telefon zilinin sesiyle uyandım. Hattın öbür ucunda yazı işleri müdürümüz Hasan Yılmaer Ağabey vardı. “Osman” diyordu “radyoyu aç, Kıbrıs’a çıkıyoruz. Muhabirlerini ara, izinler iptal…”

Radyoyu açtım ve ağlamaya başladım. Nasıl ağlamam ki? Radyoda kâh Bülent Ecevit konuşuyor, kâh Hasan Mutlucan kahramanlık türküleri okuyor. Koştum içeriye Zühal’i uyandırdım. O mutluluğu, o gururu paylaşmamak olur mu? Sadece acılar değil sevdalar da, mutluluklar da, naralar da paylaşılmak ister ve paylaşıldıkça güzelleşirlermiş.

Sadece gururuna ortak olmuyor Zühal o şanlı sabahın, gözyaşını da yarıştırıyor benimle… Birlikte ağladık hıçkıra hıçkıra. Hala da ağlarız o günleri anarken, anlatırken…    

Hafızam beni başka yerlere sürüklüyor söz konusu Kıbrıs olunca. 60 öncesine gidiyorum. İlkokul 4. sınıf öğrencisiyim. Sivas’ın Bedirli nahiyesindeyiz.  Babam rahmetli beni aldı ve Sivas’a gittik. Sivas Cumhuriyet Meydanı tıklım tıklım dolu. Kürsüde iki insan, ellerinde bayrak, kuran ve bir de hançer. Biri Dr. Fazıl Küçük, diğeri de Rauf Denktaş imiş…

Her ikisini de daha sonraki yıllarda tekrar göreceğim. Özellikle de Rauf Bey’i birçok defalar hem de. Kendisini karşılayacağım, uğurlayacağım, röportaj yapacağım, televizyonda konuk olarak ağırlamanın onurunu kazanacak, mutluluğunu yaşayacağım.

Ah sadece onur olsa hatırladığım, sadece gurur ve mutluluk olsa. Ah o karanlık 24 Nisan 2004 günü ve hele de akşamı olmasa. Birilerinin “yes annem” müptelası kesildiği Annan Planı’nın Türk tarafınca kabul edildiği o kepaze akşam olmasa. Ve o akşam televizyonda yan yana durmuş iki kişinin Rauf Denktaş’a hakaretleri olmasa… Hala gözümün önündedir Abdullah Gül ve Mehmet Ali Telat’ın Türk tarihinin son kahramanlarından birisi olan Rauf Bey’e hakaretler yağdırırken takındıkları o müstehzi eda ve de bağrımda o günden bu güne durmadan ilerleyen bir kanlı, bir kirli, bir hain bıçaktır ki o sözler, hala kanatır yüreğimi derinden.

O büyük destanın lideri merhum Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş Beylere, onların önderliğinde ama Türk Devletinin o yıllardaki vatansever ve son derece şuuru devlet ve siyaset adamlarının ve komutanlarının destekleriyle kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı(TMT) mensuplarına ve elbet 1974’ün tüm kahramanlarına, şehitlerine, gazilerine ve mücahitlerine selamlar, saygılar, şükranlar sunuyorum…

Varsak eğer, hürsek eğer ve de tüm tahribatlara, inkârlara rağmen hala Türk’sek ve bu vatan hala Türk vatanı ise bunu “kara toprağın bağrına bir gül bahçesine girercesine“ girenlere borçluyuz.

Nurlar içinde yatsınlar… Nurlar içinde yatsınlar… Nurlar içinde yatsınlar…   



SIRADAKİ HABER
}