HaberlerOYUNCAK KÜLTÜRDÜR

OYUNCAK KÜLTÜRDÜR

Yazarımız Nevval Sevindi kaleme aldı...

+
-
OYUNCAK KÜLTÜRDÜR

Bayram  arifesindeyiz, hediyeler alıyoruz.

1 milyar liralık oyuncak pazarının bulunduğu Türkiye’de 0-14 yaş grubundaki 19 milyon çocuk için yapılan yıllık ortalama oyuncak harcaması sadece 20 dolar!

 Avrupalılar oyuncağa yılda 250 Euro, ABD ise 300 dolar harcıyor. Türkiye’nin son 5 yıllık oyuncak ithalatı 1.6 milyar dolar. Toplam ithalatın yüzde 92’si ise Çin’den .

Aynı dönemde 121.9 milyon dolarlık ihracat gerçekleşti. Yerli arabadan vazgeçtik oyuncak ve karakter bile üretemeyen bir ülke konumunda Türkiye! Milli hiçbir şey yok….

Devlet Yüzde 18 vergi alınan oyuncak yerine çocuğunuza vergisiz pırlanta alın mesela diyor.

İlk oyuncak fuarımızın adı da bu: Toyzeria &Kids Turkey!

Kendi oyuncak markaları, sektörü ve milli karakterleri olmayan ülkenin fuarı da bu kadar olur elbette.

Yerli üreticiler bir elin parmaklarını geçmiyor. Eskiden Fatoş Bebek vardı, başka yerli markalar vardı, yok oldular. Otomotiv sektörü parçalarından bile daha pahalılar.

Oyuncak her çocuğun mutluluğudur diyelim ve bakalım:

DisneyJunior,YooHoo Friends,Furby, yeni cici köpeğim gogo

Şarkı söyleyen Elsa, Pırıltılı Anna, Barbie prenses ve rock star

Prenses Sofia’nın yepyeni arkadaşları, doktor Dottie, lego süper heroes

Darth Vad kostümleri, Spider Man ile büyüyen erkek çocuklar.

 Oyuncaklar içinde hayvanlar aleminde kuşlar hiç yok! At,eşek,kuzu da pek bulunmuyor.

Bütün oyuncak markaları yabancı

Oysa oyunlar ve oyuncaklar kültürdür, benliğimizin parçasıdır.” Oyunun kültüre bir geçiş, çocuk oyunları da onların yetişkinlerin dünyasına katılmalarını sağlayan bir yoldur.

Kültür demokrasisi insanın kendini tanımasını ve kendi yaşamının efendisi olmasını kolaylaştırır. İnsanın kendisini tedirgin eden koşullandırmaların üstesinden gelebilmesi için anlatım tekniğine sahip olması gerekir. Kültür özgürlüğü, tartışmak ve yadsıyabilmek özgürlüğüdür. İnsanı edilginliğe iten aracı yaratılıcılığa yöneltebilmek için ne yapmalıdır? Bilimsel cahillik, estetik cahillik, toplumsal cahilliği nasıl yenmeli.

1978’in son aylarında Paris’te Dünya Çocuk Yılına bir adım olarak UNESCO, Uluslararası Oyuncak Sergisi düzenlemiş. Türkiye de çağrılmış, ama sergileyecek bir Türk oyuncağı bulamamışlar. Bunun üzerine her başı sıkılanın yaptığı gibi Karagöz’den yardım istemişler. Oyuncak diye Karagöz tasvirleri sergilenmiş, bir de benim Fransızca ve İngilizcedeki Karagöz kitabım dağıtılmış. Oysa Karagöz bir oyuncak değil, bir seyirlik oyun”*

Evliye Çelebi’nin ballandırarak anlattığı Eyüp oyuncakçılığı da tarihe gömülmüş, kimse ondan esinlenmeyi veya yaşatmayı düşünmemiştir. “Muasır medeniyet seviyesini” kurmak yerine Batı taklitçiliğiyle geçinen siyasiler, üniversiteler, bilim, aydınlar toplumun önüne hiçbir şey koyamamışlardır.

Bugünlerin  hazırlanması  ithalat çılgınlığı ve teşvikiyle başlamıştır, zanaatkar öldürülmüştür.

Oyun ve oyuncak çocuğun kimliğiyle yakından ilgilidir. Oysa oyuncak alış verişinde anne babalar önlerine geleni,ne buldularsa onu almaktalar. Biraz özenen ailelerin şikayeti ise;”Türk oyuncak bulunmuyor”. Ne acı! Trilyonlar betona, taşa yatırılıyor kimliksiz “rezidans”lar dini bütünlerce kapışılıyor, paralar havada uçuşuyor ama yerli hiçbir şeyimiz kalmadı. Ne oyuncak, ne edebiyat…. İngilizce yazanların Türkçeye tercüme kitapları kapış kapış!

Çocuk edebiyatı var mı? Çocuklarımıza masal arıyoruz ve ilk el altında bulunan masal kitaplarının tamamı yabancı neredeyse.

Hansel ve Gretel,Pinokyo,Kurbağa prens gibi yabancı masal klasikleri raflarda tek başına sıralanmış. “Gergedanlar Krep yemez” favorim oldu !

Dede Korkut veya Türk masalları yok büyük market raflarında.

Ninelerimizin anlattığı masallar da yok. Dev anaları, kahraman çocuklar, Kurtuluş Savaşı öyküleri …. Ben de dünya masallarını okudum ama diğer masalları da dinledim. Kimliğimi oluşturan masallar vardı. Yerli yazarların didaktik masal kitapları var. İyi çocuk olmanız,iyi beslenmeniz,uyumanız, mevsimleri,renkleri öğrenmeniz için falan bunlar.

Bebeklere bile masal,ninni, tekerlemeler aktarılırdı eskiden. Şimdi bebeklere telefon veriliyor, internetten programlar izletiliyor ya da televizyona mahkum ediliyor. Üstelik göz kasları açısından doğru olmadığı halde!. Yani anne baba konuşmadan bebeği büyütüyor. Kendini ifade edeceği dili,duyguları bebek televizyondan izlediği kadar öğrenecek. Temel kimlik ifademiz ve düşünce kalıplarımızın temeli dili konuşarak öğretebilirsiniz. Uzun konuşmalar, oyunlar ve okumalarla aktarabiliriz.

Gençliğin kimliği yok, çünkü onları kimlik temelli bir eğitimden geçirmiyoruz. Bebek kökünden yoksun,dilinden az nasiple büyüyünce önümüze kişilik problemi geliyor.

Şimdi, bugün olanları bir daha değerlendirelim. Küçümsenen bu işler, çalışmalar yapılmadığı için ruhumuzu,kültürümüzü kaybettik.

Kültür kimliktir.

*Prof. Dr. Metin And 



SIRADAKİ HABER
}