HaberlerDemirel ve Dünya - 6-

Demirel ve Dünya - 6-

Yazarımız Mehmet Ali Bayar kaleme aldı...

+
-
Demirel ve Dünya - 6-

Demirel, yaşadığımız coğrafyanın uzun ve çalkantılı tarihinin tecrübelerinin ışığında Sovyetler Birliği ve bilahare ardılı Rusya Federasyonu ile ilişkilere özel bir önem atfetmiştir. Aralarında 500 küsur yıllık diplomatik ve siyasi ilişkiler olan bu iki kadim imparatorluk mirascısı ülkenin 20. Yüzyılın ikinci yarısında ve 21.yüzyıllarda husumet ve ihtilaf yerine, işbirliği, karşılıklı güven ve ahde vefa ilkeleri zemininde Soğuk Savaş’da dahi örnek teşkil edecek bir birlikte yaşama siyaseti oluşturmalarına itina göstermiştir. İskenderun Demir Çelik, Aliğa Rafinerisi, Seydişehir Alüminyum tesisleri bu dönemin parlak işbirliği projeleri olarak gerçekleşmiştir. Soğuk Savaş sonrasında dönemin Rusya yönetimleriyle süratle geliştirilen ilişkiler, Türkiye’nin Balkanlardan Kafkasya ve Orta Asya’ya uzanan geniş coğrafyada ortak işbirliği ve ortak gelecek arayışının zeminini oluşturmuştur. Kuruluşunda 24 Haziran 1992 tarihinde Demirel’in Başbakan olarak imzasını taşıyan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü Türkiye ile Rusya’nın işbirliğinin önemli bir mekanizmasıdır. Demirel, 1998 Öcalan krizi sırasında Rus Dışişleri Bakanı İvanov’a ‘’Biz Rus halkını Evet’i Evet, Hayır’ı Hayır olan bir halk olarak biliriz, bizi yanlış çıkarmayın ve bu sorunu size yakışır şekilde halledin’’  diyerek, iki ülke arasındaki sorunların azami dikkat ve akıl zemininde halledilmesinin yolunu aramış ve daima başarılı olmuştur.

 

Demirel’in siyaset ve devlet hayatının değişmez dış politika hedeflerinin başında Türkiye’nin Batı dünyası ve Avrupa ile bütünleşme projesi gelir. ABD ile uzun yıllara ve ortak bir kadere dayanan müttefiklik ve dostluk ilişkileri Demirel dönemlerinde Türk dış politikasına mukayeseli üstünlükler sağlayan ve özellikle de Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan yeni jeo-stratejik, jeo-ekonomik denklemlerde Türkiye’ye önemli hareket kabiliyeti yaratan bir boyut kazandırmıştır. Terörle mücadele, Irak, Kafkasya, Balkanlar başta olmak üzere, Türk diplomasisine güç algısını pekiştirmek, Türkiye’nin tezlerinin üçüncü taraflarda kabul ettirilmesini sağlamak, Türk ekonomisine finansman ve derinlik kazandırmak ve yeni enerji yollarının Türkiye üzerinden dünya pazarlarına ulaşmasını -Bakü-Tiflis-Ceyhan örneği-  temin etmek, AB tam üyelik müzakerelerine giden yolda, 1999 Helsinki Zirvesinde ABD’nin Avrupa nezdinde aktif desteğini sağlamak gibi çok kutuplu dünyada karşımızda duran sorunlarda Türk-ABD ilişkileri vazgeçilmez önemde olmuştur. İki ülke arasındaki ilişkilerde zaman zaman yaşanan sıkıntılarda daima açık sözlü ve hukuk zemininde ülkemizin yüksek menfaatlerini korumuştur. ABD Kongresi'nin 1974 yılında Türkiye'ye Kıbrıs Harekatından sonra uyguladığı haksız Ambargo karşısında Başbakan olarak İncirlik Üssünü ve diğer Üsleri kapatma kararı önemli bir eşiktir. Bilahare, Türkiye gibi bir müttefikini kaybetme riskini gören Carter Yönetimi ve ardından Ford Yönetimi ile yürüttüğü diplomasi sayesinde ambargo kaldırılmış ve üsler statüleri millileştirilerek yeniden açılabilmiştir. Bu bağlamda Demirel’in Başkan Ford ile Brüksel’deki NATO Zirvesinde beraberinde Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil ve Amerikan tarafında Dışişleri Bakanı Henry Kissinger olduğu halde gerçekleştirdiği görüşme, sorunun kat’I şekilde hallinde belirleyici ve tarihi mahiyette olmuştur. Demirel, daha sonraki yıllarda bir üniversitede katıldığı bir konferansta, ‘’Benden evvel Ambargo haksız olarak kondu, ben geldim kaldırttım..’’  diyecek derecede iddialı bir tespiti tarihe kaydetmiştir.

 

Demirel Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak Türkiye’nin Ortak Pazar ve daha sonraki adıyla Avrupa Birliği yolculuğunda başta 1967 Brüksel Anlaşması olmak üzere, tarihi 1999 Helsinki Zirvesine kadar uzanan süreçte, Avrupa ile Türkiye arasındaki siyasal, ekonomik, hukuksal ve yaşamsal kararlara imza atmış, yön vermiş, öncülük etmiştir. Demirel Türkiye’nin Avrupa projesiniCumhuriyet’in vazgeçilmez hedefi ” olarak nitelendirmekte ve birleşmiş, barış ve refah içinde Avrupa  idealinin Türkiye’siz; Türkiye’nin de “medeniyetçilik ” mücadelesinde Avrupa’sız olamayacağını daima vurgulamaktadır.

 

Demirel Avrupa’da kutuplar arasında yumuşamayı ve birlikte yaşama zeminini oluşturan 1975 Helsinki Senedi ile bu sürecin devamı olan 1999 AGİT İstanbul Senedi’ni ikisini de imzalama şansına sahip olmuş tek liderdir. 1975’de aynı masada, Tito, Brezhnev, Ford, Wilson, Schmidt, Giscard d’Estaing, Jivkov, Çavuşevsku gibi liderlerle, 1999’da da Clinton, Blair, Chirac, Yeltsin, Aliyev, Schroeder’le birlikte oturdu. Tarihte, bu başka hiçbir lidere nasip olmamış geniş bir siyaset ve devlet kariyeri çizgisidir. Avrupa tarihinin Soğuk Savaş günlerinden, Berlin Duvarı’nın ve Sovyetler Birliği’nin yıkılışına uzanan en önemli değişim sürecinde Demirel başından itibaren hadiselerin ön safında ve yönlendiricisidir. Helsinki Senedi demokrasi, insan ve azınlık hakları, basın, din, vicdan ve düşünce özgürlüğü gibi evrensel değerlerin vazgeçilmezliğini Tarih’e kaydetmiş ve bu sayede 1990’larda kendi tabiriyle “Soğuk Savaş’ın Demokrasiler tarafından kazanılmasının ” yolunu açmıştır. Türkiye bu mücadelenin galipleri arasında yer almıştır. Bundan 25 yıl sonra 20. yüzyılın son büyük zirvesi olan AGİT İstanbul Zirvesi’nde Demirel yaptığı konuşmada bir anlamda yaklaşan 21. Yüzyılın olması gereken küresel vizyonunu çizmektedir:’İstanbul Senedinin de vurguladığı gibi geniş kapsamlı güvenlik kavramımızın merkezinde insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğü ilkesi yeralmalıdır. Bu bağlamda özellikle hoşgörüsüzlüğün, ırkçılığın, yabancı düşmanlığının ve etnik milliyetçiliğin ortadan kaldırılması için çaba sarfetmeliyiz. Bütün bunların kökeninde insanlığın yolaçtığı bütün felaketleri oluşturan ve besleyen benzer bir neden insanın suni olarak yarattığı zihinsel ve psikolojik ‘’biz’’ ve ‘’onlar’’ ayrımıdır. Özgürlük ve Demokrasinin totaliter rejimlere karşı zaferinde olduğu gibi  bu yeni tehditerle mücade de herşeyden önce insanların kafalarında ve gönüllerinde kazanılmalıdır. Anlayış, hoşgörü ve barışın nihahi tahlilde galip geldiği bir Avrupa ve Dünya kurmak için mücadele etmeliyiz.’’ Bugün özellikle Avrupa’da, bölgemizde ve giderek Dünyanın farklı yerlerinde yükselmekte olan ırkçılık, yabancı ve mülteci düşmanlığı, etnik ve saldırgan milliyetçilik, din ve mezhep savaşları, otoriter ve totaliter tehditler, ekonomik sıkıntılara dayanan başkaldırılar, Demirel’in bu yüzyılın başlangıcındaki öngörülerinin ne kadar haklı ve uyarılarının ne deredece sabetli olduğunu sergilemektedir.



SIRADAKİ HABER
}