HaberlerDemirel ve Dünya - 7-

Demirel ve Dünya - 7-

Yazarımız Mehmet Ali Bayar kaleme aldı...

+
-
Demirel ve Dünya - 7-

Demirel’in Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı dönemleri kardeş Arap Alemi ve İslam Dünyasıyla yakınlaşma ve işbirliği imkanlarının yoğunlaştığı, yeni dayanışma zeminlerinin oluşturulduğu yıllardır. Türkiye ilk kez Adalet Partisi döneminde İslam Konferansı Örgütü’ne katılmış ve başta Filistin, Keşmir, Kıbrıs, Bosna olmak üzere, manevi dünyamızı paylaşan kardeşlerimizin davalarında İKÖ’nün bir uluslararası güç olarak rol oynamasında etkin olmuştur.

Demirel’in Orta Doğu vizyonu ve siyaseti Adalet Partisi’nin iktidara geldiği 1965’den itibaren maceradan uzak, Cumhuriyet’in geleneksel dış politika ve güvenlik ve tehdit algılamalarının ışığında gerçekçi, kararlı ve istikrarlı bir çizgi takip etmiştir. Filistin Davası, merhum Arafat’ın kendisini ziyaretinde söylediği “Eğer Demirel o yıllarda Türkiye’nin idaresinde olmasaydı biz yok olurduk  ifadesinde tarif edildiği şekilde ulvi bir davadır. Türkiye Demirel’in 1976’da, Başbakanlığı döneminde Filistin Devleti’ni ilk tanıyan ülkedir. Keza, Oslo Sürecinin sağladığı konjonktürü iyi kullanan Türkiye 1992’de yine Demirel’in Başbakanlığı sırasında, gerek İsrail ile ilişkilerini ileri seviyelere yükseltmiş, gerek Filistin Devletiyle işbirliğini güçlendirmiş, aynı zamanda da Orta Doğu Barış Sürecinde daima güvenilir, sözüne inanılır, hakkaniyetli bir arabulucu rolünü üstlenmiştir. Demirel’in Cumhurbaşkanlığı Türkiye ile Orta Doğu ve Körfez ülkeleriyle çok yoğun ilişkilerin geliştirildiği ve ekonomik, enerji ve ticari işbirliğinin yükseltildiği bir dönemdir. Bu dönemde, Türkiye’nin taahhüt gücü tüm bu bölgelerde büyük projelere imza atmış ve Türk ekonomisine çok önemli bir kaynak girdisi sağlanmıştır. Cumhurbaşkanlığını bıraktığında Türk müteahhitlerinin bu bölgelerde bitirilmiş işlerinin toplamı 52 milyar dolara ulaşmış, ellerinde sürmekte olan işlerin toplamı 20 milyar doları aşmıştı.

Demirel görev süresi sonrasında, İsrail Filistin ihtilafını araştırmak ve çözüm önerileri sunmak üzere Başkan Clinton tarafından oluşturulan ve NATO Genel Sekreteri Solana, Norveç Başbakanı Jagland, ABD’den Senatör Mitchell ve Senatör Rudman’dan oluşan Mitchell Komitesi’ne beş üyesinden biri olarak davet edilmiş ve yaklaşık iki yıl soruna çözüm yolları aramak üzere görev yapmıştır. Başkan Clinton, Komite’nin ilk toplantısı vesilesiyle yaptığı konuşmada, ‘’bu komiteyi her iki tarafa da kabul ettirmek kolay olmadı. Ancak, Sayın Demirel’in adını muhasım taraflara ilettiğimde her ikisi de anında ve tartışmasız kabul ettiler ve bu komite oluşturulabildi. Kendisine müteşekkirim.’’   demiştir. Demirel’in görev süresi bitmiş bir devlet adamı olarak bu önemli Komite’ye davet edilmiş olması, Türkiye’nin özellikle Demirel’in yakın zamandaki yönetimi altında Orta Doğu’da oynadığı olumlu, arabulucu ve çözüm üretici rolü vurgulamak bakımından tarihi önemde bir hadisedir. Esasen, Mitchell Komite’sinin nihai raporunda öngördüğü Yol Haritası (Road Map) bugün hala uluslararası toplumun iki devletli çözüm modelinin temelini oluşturmaktadır.

Demirel’in Orta Doğu ve Türkiye denklemlerindeki en önemli siyasal başarısı hiç şüphesiz terrorist başı Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması, bilahare Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirilmesi ve yargılanmasıyla sonuçlanan nefes kesici diplomatik ve istihbari operasyonun sevk ve idaresidir. Cumhurbaşkanı olarak bu operasyonun başından sonuna kadar bilfiil yönetiminde olmuş ve en kritik diplomatic ve operasyonel manevraları bizzat idare etmiştir. 1 Ekim 1998 tarihinde TBMM’nin açılışında yapacağı tarihi konuşmada Suriye başlığı altında Çankaya’da görev yapan dışişleri danışmanlarına "Suriye başlığına özel önem " verilmesi talimatını vermiş ve eklemişti: "Bu konuşmada Suriye'ye çok sert ve direkt şeyler söyleyeceğiz. Artık sabrımız taşıyor."  O konuşmasında tüm Dünya önünde  şunları söyledi: “Esasen Suriye, Türkiye'ye karşı açık bir husumet politikası izlemektedir. PKK terör örgütüne aktif destek sağlamayı sürdürmektedir. Tüm uyarılarımıza ve barışçı adımlarımıza rağmen hasmane tutumundan vazgeçmeyen Suriye'ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kere daha dünyaya ilan ediyorum. ’’ Bu uyarısı ve tehdidi sonrasında başta Mısır Devlet Başkanı Mübarek, İran Devlet Başkanı Hatami ve Dışişleri Bakanı Kharazi, ABD Başkanı Clinton, ile doğrudan yürüttüğü görüşme ve müzakereler sonucunda Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad bu baskılara boyun eğdi ve Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması sağlandı. Bilahare, terör örgütü başının Rusya’ya gittiği bilgisi üzerine de Rusya Devlet Başkanı Yeltsin ve Dışişleri Bakanı İvanov ile doğrudan yürüttüğü süreçte İvanov’a 29 Ekim 1999 Cumhuriyet Bayramı törenlerinin arasında yaptığı özel görüşmede söylediği ’Biz Rus halkını Evet’i Evet, Hayır’ı Hayır olan bir halk olarak biliriz, bizi yanlış çıkarmayın, o kişinin orada bulunduğunu inkar etmeyin ve bu sorunu size yakışır şekilde halledin’ ’ sözüne İvanov’biz de sizi öyle biliriz ve sizi şahsen Rusyanın en güvenilir dostu addederiz. Merak etmeyin o şahıs Rusya topraklarında barınma imkanı bulamayacaktır’   şeklinde cevap vermiş ve Öcalan bir kaç gün içinde Rusya’yı terketmek zorunda kalmıştı. Demirel’in bu uluslararası krizde sergilediği devlet adamlığı, diplomasi mahareti ve sevk ve idare kabiliyeti bugün uluslararası ilişkiler derslerinin müfredatında haklı yerini almıştır. Bilhassa, imkan ve kabiliyetler ile uluslararası konjonktür arasında kurduğu denge ve zamanlama sezgisi ile kritik aktörlerin muhtemel hareketlerini isabetle öngörebilmesi ve Türkiye’nin yaptırım tehdidinin arkasında kararlı duruşu bu konunun halli için en uygun zeminin bulunabilmesini sağlamıştır.

Keza, Balkanlar genelde ve Bosna Hersek ile Kosova meseleleri özelde Demirel’in Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerinin en önemli hadiseleri ve onun dış politika eylemlerinin en önemli başarıları olarak tarihe geçecektir. Demirel, eski Yugoslavya’nın dağılma sürecinin başından itibaren meydana gelecak faciayı zamanında görmüş ve 1991’deki başbakanlığının en önemli önceliği olarak Bosna meselesine yoğunlaşmıştır. Demirel Hükümetinin Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, kuşatma ve bombardıman altındaki Saraybosna’ya inebilen ilk Dışişleri Bakanı olmuş, Türkiye’nin desteğini ve kararlılığını sergilemiştir. Keza, bilahare Demirel, Saraybosna’ya kuşatma altında giden ilk Başbakan olmuş, Dünya’nın dikkatinin o kritik anda Bosnalı Müslümanların kaderine odaklanabilmesini sağlamıştır. Savaş ortasında, hassas bir konu olan, Boşnaklarla Hırvatların aralarının bulunması, merhum İzetbegoviç ile Tudjman’ın Brioni Adasında buluşuturulup Bosna-Hersek Federasyonu’nun kurdurulması ve bilahare Bosna’ya bütün dünya kamuoyunda verilen destek, Bosna Halkına ve yönetimine Türkiye’den gönderilen yardımlar, NATO’da müdahale konusunda Türkiye’nin ABD ile birlikte başı çekmesi, bilahare NATO müdahalesi tümüyle Demirel’in şahsi liderliğinin sonuçlarıdır. Mayıs 2000’de Çankaya’dan ayrılmadan evvel veda etmek üzere Saraybosna’yı ziyareti sırasında, merhum İzetbegoviç Saraybosna’da Özgürlük Meydanında yüzbinlerce Boşnak vatandaşı önünde, tüm dünya kamuoyunun duyacağı şekilde, ‘’eğer Demirel’in bize gönderdiği yardımlar, silahlar olmasaydı, Boşnak müslümanları dünya yüzünden yokolurdu, varlığımızı ona ve Türkiye’ye borçluyuz’’  diyerek, Tarih’e kayıt düşmüştür. Daha sonra Kosova hadiseleri sırasında da 27 Mayıs 1999 tarihinde Washington’da yapılan NATO’un 50.Yıldönümü Zirve Toplantısında yaptığı konuşma ile kara harekatına yanaşmayan ve bu nedenle neredeyse bir sonuç alınamadan dağılmak üzere olan NATO Konseyi’ni o aşamada salt hava harekatıyla yetinmeye ve NATO Başkomutanı General Wesley Clark bilahare gelip talep ettiği takdirde kara kuvvetlerinin kullanılmasına izin vermeye ikna eden lider Demirel’di ve bu öneri sayesinde NATO’nun müdahalesini sağlayan üç lider Clinton, Blair ve Demirel oldu. Demirel’in Kosova’lı mültecilerin sığındığı Arnavutluk’taki kamplara yaptığı ziyaret dünyada bir liderin ilk ziyareti olmuş ve hadisenin insani boyutlarının gözler önüne serilmesini sağlamıştır. Bilahare Kosova’nın kurtuluşundan sonra Priştina’yı ziyaret eden Demirel, Sultan Reşad’ın ziyaretinden bu yana Kosova’yı ziyaret eden ilk Devlet Başkanı olma sıfatını da kazanmıştır.

Nihayet Kıbrıs, Demirel dönemlerinin vazgeçilmez önceliği ve bir numaralı dış politika meselesidir. Demirel, Kıbrıs Türkünün haklı davasının dünyada tüm mecralarda savunulması, Kıbrıs Türk’ünün her alanda mamur, müreffeh ve güven içinde olması için görev yaptığı her dönemde, Türk dış politikasını bu meselenin hakkaniyet zemininde halli yönünde sevketmiştir. Kıbrıs’ta Grivas eliyle Yunanistan’ın giriştiği macera Demirel’in 1967 yılında Başbakanlığı sırasında ABD Başkanının Özel Temsilcisi Cyrus Vance ile birebir yürüttüğü kararlı ve akıllı diplomasiyle savuşturulmuş ve darbeci Yunan kuvvetleri Ada’dan çıkartılarak, Anayasal düzen yeniden ihdas edilmiş ve Kıbrıs Türkünün güvenliği sağlanmıştır. Bu girişimi takiben başında olduğu Hükümetler süratle ülkemizin askeri gücünün arttırılması ve özellikle de 1967 hadiseleri sırasında eksikliği ciddi olarak hissedilen çıkarma gemilerimizin Türk tersanelerinde yerli imkanlarla inşaaına hız verilmesini sağladı. Bu hazırlık 1974 Kıbrıs Barış Harekatının güvenli şekilde gerçekleşmesini mümkün kılmıştır. Demirel, Dr. Fazıl Küçük, Rauf Denktaş ve tabiatıyla Kıbrıs Harekatına karar veren Başbakan Bülent Ecevit ile birlikte uzun yıllar boyunca Kıbrıs davamızın savunulmasında amansız gayret sarfettiler. Demirel, Kıbrıs’a ilk su taşınması projesinin Cumhurbaşkanlığı döneminde 1997’de hayata geçirilmiş olmasını daima hayatının en mutlu anlarından biri olarak tanımlar.  Demirel, AB’nin, mesele çözülmeden sadece Rum tarafını tam üye olarak kabul etmiş olmasını da, Avrupa’nın tarihindeki en vahim stratejik hata olarak görür. Demirel’e göre bu karar, hem sorunun çözümünü akamete uğratmış, hem de Avrupa’yı tarihin en kritik kavşak noktalarından birinde çok önemli bir stratejik ve moral üstünlükten mahrum etmiştir.



SIRADAKİ HABER
}