HaberlerDemirel ve Dünya - 8-

Demirel ve Dünya - 8-

Yazarımız Mehmet Ali Bayar kaleme aldı...

+
-
Demirel ve Dünya - 8-

Demirel’in diplomasi kurumuna, Hariciyemize bakışı: 

Demirel uzun yıllara dayanan Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı tecrübesiyle, Dışişleri Bakanlığına ve diplomatlarımıza daima özel bir önem atfetmiş ve çok yakın mesai içinde olmuştur. Başbakan olduğu yıllarda, dış politikayı, iç politika ve ekonominin yanında temel önceliği olarak görmüş ve aktif bir ‘’dış politika Başbakanı’’  olmuştur. Cumhurbaşkanlığı döneminde de Anayasa’nın kendisine verdiği görevleri ve sağladığı imkanları doğru tanımlayarak, dış politikanın koordinasyon ve icraaını MGK Başkanı sıfatıyla da aktif olarak yürütmüş ve Cumhurbaşkanı olarak oynadığı rol sayesinde hükümetlerin ve dışişleri bakanlarının sıklıkla değişmesinin doğurduğu belirsizliklerin ülkemizin uzun vadeli dış politika ve güvenlik çıkarlarına olumsuz etkide bulunmasına engel olmuştur. Keza, 1990’lar sonrasında tarihi değişimlere sahne olan dünya siyasetinde bizzat Başbakan olarak içinde olduğu ve öncü rol oynadığı gelişmelerin, Cumhurbaşkanlığı sırasında da kesintisiz olarak bir devlet siyaseti olarak yürütülmesine, Anayasa’nın amir hükümleri uyarınca da itina göstermiştir. Cumhurbaşkanlığı döneminde dış politikada adeta icrai rol oynamış, MGK toplantılarının yanısıra ülkemizin hayati konularında sık sık devlet ve hükümet kadrolarını toplayarak, gerekli koordinasyonu düzenli olarak sürdürmüştür. Bu dönemde, dünyanın hemen her kıtasına ziyaretlerde bulunmuş, dünya liderlerini ülkemizde yüksek seviyede ağırlamış, tarihi vasıftaki büyük zirvelere ev sahibliğinde bulunmuştur. Cumhurbaşkanlığının en önemli kazanımlarından biri de Türkiye’nin Avrupa ve Avrasya açılımlarının bir arada ve birbirini güçlendiren süreçler olarak yürütülmesini başarıyla gerçekleştirmesi ve kalıcı işbirliği süreçlerinin oluşmasına öncülük etmesidir. Demirel’in Cumhurbaşkanlığı döneminde en önem verdiği hususlardan biri de dış politika ve ülkenin yüksek çıkarları sözkonusu olduğunda siyasi partiler arasında daima milli bir mutabakatın sağlanması ve bu politikalara TBMM’nin maddi ve manevi desteğinin sürdürülmesi olmuştur. Bu amaçla, TBMM’nin dış politikanın yürütülmesinde daima devrede olmasına ve demokratik denetleme mekanimasının dış politikanın şeffaf bir şekilde yürütülmesinde etkin rol oynamasına özel önem atfetmiştir. Bunun bir göstergesi olarak da, Cumhurbaşkanlığı döneminde TBMM Dış İlişkiler Komisyonu Başkan ve üyelerini düzenli olarak Çankaya Köşkünde ağırlamış, bilgilendirmiş ve görüşlerine başvurmuştur. Bu görüşmelerin sonuçlarını da düzenli olarak Hükümet ve Hariciye ile paylaşmıştır. Keza, her yıl TBMM açılışı vesilesiyle 1 Ekim günlerinde TBMM’de yaptığı yıllık konuşmalarının önemli ve öncelikli bölümlerini dış politikaya ilişkin görüşlerine ve tavsiyelerine ayırmıştır. 

 

Demirel dış politikayı kendi ifadesiyle şöyle tanımlar:

 

“Dış politika, ülkemizin siyasi, ekonomik ve güvenlik çıkarlarının azami şekilde korunması ve güçlendirilmesinin aracıdır. Ancak, bunu yaparken de Tarih’in kendisine bıraktığı şartları dikkate almak, Tarihi ve beşeri ve fiziki coğrafyayı bilmek ve Tarih’ten ders alarak ileriye bakmak zarureti vardır. Hariciyemizin birinci vazifesi Cumhuriyetten bu yana daima iyi dostluklar kurmak, komşularıyla sıkı işbirliği münasebetleri ve mekanizmaları oluşturmak, ülke için gerekli kaynakları bulmak, barışı tesis etmek ve yaşatmak ve Türkiye’nin itibarını yüksek tutmak olmuştur. 

“Dış politika bir ülkenin yüksek menfaatlerini hesap edebilme, uygulama ve uygulayabilme –ki burası çok önemlidir, zira bir ülke uygulayabilme hassasını asla kaybetmemelidir- sanatıdır. İhsan Sabri Beyin tabiriyle, dış politika bir sına-i nefisedir, yani güzel sanattır. Bu sanatın temel malzemesi, teennidir, ölçüdür, soğukkanlılıktır. 

“Devletinizi ve Milletinizi akla sığmayan, iyice ölçülmemiş hiçbir hareketin içine sokamazsınız. Hiçbir meseleyi heyecanla halledemezsiniz 

“Dış politikada öfkeye asla yer yoktur. De Gaulle 1967’de ülkemizi ziyaret ederken Başbakandım, kendisine sordum, “dış politikayı nasıl yapıyorsunuz?” diye. Bana, “büyük devletler dış politikalarını sokakta yapmazlar” dedi. Çok şey ifade eden bir cümledir bu. Bunu hep hatırladım. 

“Ülkelerin ebedi dostlukları da olamaz, ebedi düşmanlıkları da..Ben halkını doğru yönlendiren ve halkının uzun vadeli menfaatlerini koruyan kişiye lider derim. Cesareti akıl yönetmelidir. . Aklın tarifi, yaptığınız işin doğru olmasıdır. 

“Politika ve diplomasi bir denge, uyum ve yarar elde etme meselesidir. Bana cesur desinler diye kahramanlığa soyunamazsınız. Zira, faturayı sonunda Millet ödeyecektir. Dış politikada, güçsüzlük ve zaafiyet anlatılarak da itibar kazanılamaz. Lider, “power of resolution”, yani çare bulma gücü olan kişidir. Çare bulma gücü olmayan bir lider, siyaset veya yönetim olmaz. “E canım oluyor işte” denirse de, “oluyor ama o biçim oluyor işte..” denir..Hükümetler gelir gider ama dış politikanın bir devlet ağırlığı vardır. 

“Türkiye’nin çok güzel bir diplomat kadrosu vardır. Çok iyi yetiştirilirler. Vatanperverdirler. Eğer iyi yönlendirilirlerse işlerinin fevkalade ehlidirler. Vazifeşinastırlar, Hariciye’nin ışıkları sabaha kadar yanar. Ülkenin milli menfaatlerini sonuna kadar hem de bazen siyasilere rağmen, korumada fevkalade hassastırlar. Hariciye benim karargâhımdır. Herşeyi onlara sorarım veya onlar benden bazı şeyler yapmamı isterler. Bu işbirliğidir. İşbirliği medeni insanların işidir. Hariciyemizi daima her türlü istismarın, tartışmanın, siyasi çekişmenin dışında tutmaya azami gayret sarfettim. Onlarla daima gurur duydum. 

“Türkiye’nin Cumhuriyet’le birlikte en büyük kazanımları öğretmen ordusu, mühendis ordusu, hukukçu ordusu bir de hariciyeci ordusudur. Bu kadrolar, devleti inşa ettiler, altına gelenek koydular. Geleneksiz, protokolsüz, hafızasız devlet olmaz. Hariciye Türk Devletinin en kritik hafızasıdır.” 



SIRADAKİ HABER
}