Haberler'CAN ÇEKİŞEN MESLEK'

'CAN ÇEKİŞEN MESLEK'

Gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Osman Kara yazdı...

+
-
'CAN ÇEKİŞEN MESLEK'

Bu tanımlama mesleğimizle ilgili ve bir meslek büyüğü olan Haluk Şahin’e ait. Haluk Şahin hem hukukçu, hem gazeteci hem de akademisyen. 20’den fazla kitaba imza atmış. Uzun sürer Haluk Şahin’i anlatmak. “1998'den bu yana İstanbul Bilgi Üniversitesi, İletişim Fakültesi Televizyon Gazeteciliği Program Koordinatörüdür” demek yeter sanırım.

Haluk Şahin’in bu tespiti ta 2011’de yapmış. O yıl yayınlanan kitabının adı “Can Çekişen Bir Meslek Üzerine Son Notlar.” İçinde bulunan bizler için acı bir tespit ama aynı zamanda toplum için de bir o kadar belki de daha da acı olan, olması gereken bir tespit bu.

Buradan yola çıkarak Haluk Hoca “ gazeteciliğin öldüğü bir toplumda ya da dünyada demokrasi yaşayabilir mi?” diye soruyor. Bu soruyu dürüstçe cevaplamadan hiç kimsenin konuyu tartışmaya hakkı da yoktur, tartışmanın anlamı da yoktur.

Basın özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmaz şartıdır ama “hangi basın” sorusu da mutlaka sorulması ve yanıtlanması gereken ikinci sorudur. Sahi hangi basın?

Bu soruyu öncelikle bizim kendimize sormamız ve bizim cevaplandırmamız lazımdır ama yetmez, toplum ve siyasetçiler, özellikle de “kamu kaynaklarını kullanma” imkânına sahip siyasetçiler yanıt vermek durumundadırlar. Çünkü ölüm ve kirlenme tek taraflı değildir, bir tarafında kendi mesleğinin ahlak kurallarını hiçe sayan basın mensupları ya da onlar arasına sızmış birileri varsa diğer tarafta da bu ahlaksızlığı kiralayan, satın alan ve besleyen siyasetçi ve iş insanı vardır. Kısacası toplumun belli bir kesimi vardır.

Bir tarihte tesadüfen bulunduğum bir toplantıda bir yerel yönetici “kiralık ve satılık basından” dert yandığında söz almış ve “eğer bir yerde satılık bir kalem varsa o yerde bir de pis kalemi satın alan bir siyasetçi veya bir iş insanı vardır. Kalemin satılması ne kadar aşağılık bir işse alınması da o kadar aşağılık bir iştir” demiştim.

Mesleğimiz gerçekten çok büyük saldırılar altında. Hem içeriden hem de dışarıdan. Oldukça ağır yaralar almış vaziyette. Ama iyileşme ve eski itibarlı günlerine kavuşma şansı bitmiş, umutlar tükenmiş değil.

Biz kendi yaralarımızı sararız, sarmak zorundayız. Hem kendimiz için hem de toplum için. Gerçek demokrasi ve temiz yarınlar için. Ama öncelikle siyaset de -en az bizim kadar- kirlenmiş elini içimizden çekmek durumunda.

Gerçekten özgür ve gerçekten tertemiz bir Türkiye ve o güzel Türkiye’nin bir kurumu olarak özgür, bağımsız ve onurlu bir basını en kısa zamanda görmek umudu ve temennisiyle…

 



SIRADAKİ HABER
}