HaberlerDemirel ve Dünya - son-

Demirel ve Dünya - son-

Yazarımız Mehmet Ali Bayar kaleme aldı...

+
-
Demirel ve Dünya - son-

Demirel’in Dış Politika Düsturu: 

Demirel herşeyden önce bir “barış adamıydı”. Bunun gereği olarak uluslararası meşruiyet ve hukuka saygı dış politikasının zeminini oluşturan temel iki ilkeydi. Türkiye’nin varlığının ve çıkarlarının uluslararası hukukun üstün ilkeleri çerçevesinde teminat altına alınmasına büyük önem verirdi. Demirel daima, ‘’Türkiye Cumhuriyeti savaş meydanlarında doğmuş, ancak hukuk sayesinde tescil olunmuştur. Varlığının teminatı hukuktur. Lozan Cumhuriyetin tapu senedidir.’ ’ derdi. Hukuksuzluğun ve meşruiyeti olmayan dış politika girişimlerinin eninde sonunda Türkiye’yi savunmasız, itibarsız, dosttan ve müttefikten mahrum hale getirmesinden endişe eder, bu yönde daima maceradan uzak serin kanlı, kararlı ve akıl zemininde bir dış siyaseti tercih ederdi. Macerayla inisyatifi, girişimi asla birbirine karıştırmazdı. Başkalarından ahde vefa ve hukuka saygı beklerken, Türkiye’nin de bu çerçeveyi korumak hususunda istikrarlı olmasına önem verirdi.

 

Bu hedefe yönelik olarak Demirel’in dış siyasetinin temel düsturlarını şöyle sıralamak doğru olur:

  

-Atatürk’ün Yurtta Sulh, Cihanda Sulh şiarını dış politikanın temeline yerleştirmek, barışı ve barışcı metodları temel gaye olarak benimsemek;

-Milli menfaatlerin, ülkenin ekonomiden askeriyeye, sanayiden enerjiye kadar tüm kaynaklarının ve insan zenginliğinin gücü seferber edilerek en üst seviyede korunması;

-Dış politikada hissiyattan, ideolojik ve kısa vadeli yaklaşımdan ziyade, akılcılık, gerçekçilik ve sağduyu zemininde Tarih’in ışığında ve dersleriyle, uzun vadeli menfaatleri öngörebilmek;

-Meselelerin uluslararası meşruiyet ve hukuk zemininde barışcı yollardan çözümünün yollarını aramak,

-Uluslararası hukukta Ahde Vefa ilkesine sadakat;

-Türkiye’nin Avrupa, Asya, Afrika, Orta Doğu’nun kesişme noktalarında barış, refah, istikrar ve umut unsuru olarak yükselmesini sağlamak; sorunların değil, çözümlerin parçası olmasının yollarını aramak; bu coğrafyalarda hegemonik, baskıcı eğilimler yerine, jeo-stratejik çoğulculuğu sağlayacak Türkiye’nin belirleyici olduğu çok taraflı açılımlar tesis etmek;

-Türkiye’nin ekonomik, askeri ve manevi gücünü bir cazibe unsuru olarak yüksek tutmak; Türkiye’nin dostluğunun aranılır, düşmanlığından ise çekinilir bir ülke olarak saygın ve sözü dinlenir bir ülke olmasına hassasiyet göstermek;

-Cumhuriyet’in kendi tabiriyle ‘’medeniyetçilik ve muasırlaşma’’ hedefi doğrultusunda vazgeçilmez parçası olduğumuz demokratik ülkelerle kader ortaklığı ve dayanışmayı milli bir hedef olarak sürdürmek;

-Kaderimizin içiçe geçtiği, Tarih boyunca karşılıklı, kimi dost, kimi zaman düşmanlık ilişkisiyle etkilendiğimiz Avrupa siyasetinin ve ekonomisinin üst yapısı AB’ye tam üyelik hedefinin eşitlik, adalet ve hukuk zemininde ülkenin tüm kaynakları seferber edilerek yakalanmasını keza bir Milli Hedef olarak savunmak;

-Çok kutuplu dünyada her coğrafyada dostluk, işbirliği ve karşılıklı yarara dayanan ilişkiler tesis etmek;

-Türk sanayiine yeni pazarlar ve yeni fırsatlar yaratmak, ekonomimizin finansman ihtiyacını sürdürülebilir, istikrarlı ve sağlıklı olarak temin yönünde küresel boyutta girişim ve inisyatifler almak; dış politikamızın önceliklerini ve temel tercihlerini bu yönde belirlemek; vatandaşların refahının dış politikanın sağlıklı ve akılcı yürütülmesinden geçtiğini unutmamak;

-Küresel enerji denklemlerinde enerji güvenliğini, tedarik çoğulculuğunu ve istikrarını temin amacıyla Türkiye’nin belirleyici güç olmasını sağlayacak bir diplomasi takip etmek; (Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak imzaladığı ve hayata geçirdiği Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol ve gaz boru hatları, Mavi Akım gaz hattı, İran-Türkiye gaz hatları, GAP barajları hep bu siyasetin ürünleridir ve imzasını taşır)

-Tarihi, kültürel ve manevi bağlarımız olan kardeş ülkeler ve İslam dünyası ile yakın dayanışma ve karşılıklı güvene dayanan istikrarlı ilişkiler tesis etmek ve yaşatmak; manevi yönü yoğun olan bu ilişkilerde daima Türkiye’nin sözlerinin ve vaatlerinin arkasında olmasına önem vermek, bu manada, kardeşlerimizin Türkiye’den beklentilerinde de gerçekçilik unsurunu daima gözetmek;

-Türkiye’nin sınırları dışında kalmış, farklı coğrafyalarda yaşayan akraba ve soydaşlarımızı o ülkelerle Türkiye arasında birer dostluk ve barış köprüsü olarak görmek, ‘’irredentiste’’, yani toprak talebi gibi gerçekçi olmayan eğilimlere itibar etmemek ve o soydaş ve akraba topluluklarını bulundukları ülkelerde rahat ve güvenlik içinde, o ülkelerin onurlu ve saygın vatandaşları kılacak, onları rahatsız etmeyecek, onları bulundukları ülke yönetimleriyle karşı karşıya getirmeyecek, huzur ve barış içinde varlıklarını sürdürecek bir diplomasi takip etmek;

-Küreselleşmenin getirdiği fırsat ve meydan okumaları, yine küresel işbirliği ile göğüslemek; çevrenin korunması, gezegenimizin gelecek nesillere yaşanabilir ve sürdürülebilir olarak miras bırakılması için küresel dayanışmanın kuvvetlendirilmesine katkıda bulunmak, öncü olmak;

-Türkiye’nin Avrupa ve Avrasya projelerini birbiriyle içiçe ve ortak gelecek zemininde geliştirmek; Bu ilişkilerin kurumsal altyapılarını kalıcı ve işler hale getirmek; (Karadeniz Ekonomi İşbirliği, Türkçe Konuşan Ülkeler Örgütü, ECO, AGİT)

-Ve nihayet, Atatürk’ün “Yurtta sulh, Dünyada sulh” ilkesini daima temel ilke olarak benimseyerek, kendisi için istediğini, dostları için de istemek, kalıcı, dürüst, güvene dayalı dostluklar kurmak olarak tanımlayabiliriz.

Demirel, devlet ve siyaset hayatının her döneminde dünya meselelerine bakış açısını izah ederken muhataplarına daima şunu söylemiştir:

 “Tarihi yeniden yapmak mümkün değildir, ancak geleceği birlikte inşa etmek mümkündür..Tarihten husumet, düşmanlık, kavga çıkartırsanız yepyeni bir geleceği inşa edemezsiniz. Geçmiş bugüne kadardır. Bugünden sonra sonsuz bir gelecek vardır, gelin bu geleceği, barış, ortak refah ve insanlığın mutluluğu için birlikte inşa edelim..” 



SIRADAKİ HABER
}