HaberlerDİN ÇEKİŞTİRİLEMEZ

DİN ÇEKİŞTİRİLEMEZ

Yazarımız Hüseyin Özbay kaleme aldı...

+
-
DİN ÇEKİŞTİRİLEMEZ

Sosyal bilimlerde sağlıklı bir yöntem olan “mukayeseli üstünlük”, dinlerde, özellikle de İslamiyet’te uygulanamaz. Çünkü mukayesede,  artılar yanında eksiler, zafiyetler, göreceli güzellikler ve çirkinlikler bulunur.

Bir vahiy dini (kelimetullah) ve inanç sistemi olan İslamiyet’te siyasetin, “doğru yanlış, iyi kötü, alkış kargış, benim liderim, senin liderin” gibi karşıtlıklar, görecelikler bulunmaz. Siyaset karşıtlıklar üzerinde gelişir ve şekillenir, din ise mutlaktır. Bir inanç sistemine inanan insanlarda iman göreceli olamaz.” Ben Müslümanım ama bana göre Peygamberimiz’in ya da Kitap’ımızın kusurları vardır.”, “ Ben de Müslümanım ama biraz da Hrıstiyanlığa inanıyorum. ” gibi yargılar, mutlak inanca dayanan bir din sisteminde olamaz. Oysa bütün bu ve buna benzer diyaloglar, diyalektik farklılaşmalar siyasette olur. Dinin diyalektiği, sadece “ dünya/ ahret” ya da “ sevap/ günah; helâl/ haram vb kavramlarda ve kendi iç süreçlerinde gerçekleşir.

Başka bir açıdan söylemek gerekirse İslamiyet’in ilk özelliği dokunulmazlığıdır. Bunun içindir ki din asla siyasetin doğrularına ve yanlışlarına, başarılarına ve başarısızlıklarına vagon yapılamaz. Siyasetin kadroları diyalektik bir evrimle değişir ama dinin peygamberi, dini kulları için indiren Allah, dinin sahabeleri, dinin kitabı ( Kur’an-ı Kerim) başkaları için değişmez, değiştirilemez.

Siyasetin pratik mantığına doku malzemesi yapılan bir din uygulamasında büyük inanç buhranları doğar. Dinî siyasetin ülke idaresinde kullanıldığı bütün örnekler ve bütün dönemlerde, dindarların  saf imanına büyük darbeler vurulmuştur. Çünkü başka amaçlarla kullanılan her şey, her düşünce, her eşyada olduğu gibi dinde de eskimeler, bozulmalar, yozlaşmalar başlar.

Hele hele ülkemizde olduğu gibi dinin en temel mesajı olan haram ve helal kavramlarına hiç aldırmayan birilerinin dinî kisve ile görüntü vermeleri, özellikle yeni nesillerin din psikolojisi bakımından bunalıma girmelerine yol açar. Siyasal islamın yozlaştırıcı etkisiyle saf iman bozulur ve boğulur; bu da “ dine gelmeleri” değil “ dinden kaçmaları” isteklendirir.

Dinimiz “aktif ahlâk” ister. Siyasetin aymazlıklarında “aktif ahlâk”ı terk eden birilerinin “pasif ahlâk” nutukları çekmeleri, en hafifinden -asla olmaması gerekli- bir dinsel riyayı gösterir. O zaman sapla saman öyle karışır ki dinin temelden reddettiği her şey üstelik dinî görüntü verenlerin normaline döner.

Ülkemizde son zamanlarda çok sıkça rastladığımız, din adına yapılan “savunma mekanizmaları” artık hakkaniyet sahibi insanları tiksindirecek seviyeye gelmiştir. Kendilerine her türlü “ tatlı –haram” hayatı reva görüp başkalarına din adına her şeyi yasaklayanların görüntüleri, Allah’ın onları ibret olsun diye bu dünyada da cezalandırmasıdır.

Kara suratlarla, merhametsiz kalplerle, tuzu kuru üstünleşmelerle, beytülmale her geçen gün daha fazla uzanan haram ellerle dinimizin ilgisi asla olamaz.

Siyasetçilerin kendi günahlarını dinle tevil etmelerine şimdilik buğuzla da olsa “Hayır!” diyoruz.

Bir ilahiyat profesörünün “ Anamın namazlarını özlüyorum.” demesini  işte bunun için unutamıyorum ben.

 

 



SIRADAKİ HABER
}