Haberler'BÖYLE GÖRDÜK'

'BÖYLE GÖRDÜK'

Gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Osman Kara kaleme aldı...

+
-
'BÖYLE GÖRDÜK'

Bir dostun iş yerine uğradım bir iki gün önce. Zarif bir iş hanımı. Kocası da sevdiğim ve kibar birisi. Eski bir bürokrat, artık kendisini emekliye sevk etmiş bir siyasetçi.

Bir süre sohbet ettik, izin istedim, işyerinin kapısına kadar eşlik ettiler bana. “Lütfen, zahmet etmeyiniz” dedim. Hanımefendi bana baktı ve o kendine has zarafetiyle “öyle gördük” dedi.

Duygulandım, acım boğazımda düğümlendi, sadece “Allah rahmet eylesin, muhteşem bir insandı, tam bir beyefendiydi” diyebildim.

Eczacı Rana Atalay ve eşi Mehmet Atalay’dan bahsediyorum. “Öyle gördük” diyen Rana Atalay’dı. Babasından ve annesinden aldığı terbiyeden, kuru nasihatten değil, uygulanan ve örnek olunan terbiyeden bahsediyordu. Yani eski Çarşamba Belediye Başkanı Rahmetli Eşref Aka Bey’in ve kıymetli eşi Hakikat Hanımefendinin verdiği terbiyeden.

Her ikisini de tanıma şansını yakalamıştım, o şansıma şükrediyorum.

Zarafet bize büyüklerimizden mirastı. Kuru nasihatle öğretilmemiş, uygulanarak aşılanmıştı. Bir dostum “erdem öğretilmez bulaştırılır” diyen bir Çin atasözünde bahsetmişti. Ne kadar doğru bir söz.

Ne oldu, nasıl oldu da bu kadar kabalaştık, bu kadar nobranlaştık. Selam vermez, hayırlı sabahlar, hayırlı günler dilemez olduk. Selamı esirgeyen birinden hayırlı bir kelam beklemek de abesle iştigal ama insanız nihayetinde, yine de umuyoruz.

Ne güzeldi selam vererek başladığımız o günler. Bizden bir nesil öncesi daha da hayırhahmış “Sabahı şerifler hayrola mirim”, “canım efendim”, “ciğerparem, nur-u aynim, iki gözüm” ve daha nice hayır duası ve nezaket sözcükleri, hep onlardan yadigâr ama artık kullanan yok.

“Teşekkür” etmeyi de unuttuk. “Marifet iltifata tabi” demiş atalarımız; bir güzel davranışı bir kuru ama gönül alıcı “teşekkür” ile niye ödüllendirmeyiz, niye yeni güzellikleri teşvik etmeyiz ki? Çok mu zordur bir teşekkür?

Acaba bunda siyasetin o her geçen gün daha bir kabalaşan ve kimi zaman da alabildiğine çirkinleşen üslubunun etkisi yok mu? Hemen her gün birbirine akla gelmeyecek, adaba sığmayacak ve ağza alınmayacak kelimelerle saldıran “çok kıymetli büyüklerimiz” bize nasıl örnek olduklarını hiç düşünmüyorlar mı? İnsanımızın giderek kabalaşması, giderek birbirinden uzaklaşması ve hatta düşmanlaşmasında bu çirkin üslubun payı yok mu?

Slogan olarak sahiplendiğimiz ama adabını ve edebini hep göz ardı ettiğimiz Osmanlı’dan miras “ “İstanbul beyefendisi” ve “İstanbul hanımefendisi” kavramlarına ve o kavramların ihtiva ettiği değerlere her zamankinden fazla muhtacız. 

Osmanlı zarafeti sıradan bir zarafet değildir, bir büyük milletin kurduğu cihanşümul bir medeniyetin zirvesidir. Hala yaşayanlar var o zirvede. Ne olur gözümüzü kabalığın çukuruna değil, zarafetin zirvesine dikelim.  

 

 

 



SIRADAKİ HABER
}