HaberlerMİLLİ  ÇEVRE MİLLİ TAVIR

MİLLİ  ÇEVRE MİLLİ TAVIR

Yazarımız Nevval Sevindi kaleme aldı...

+
-
MİLLİ  ÇEVRE MİLLİ TAVIR

Fransız devrimiyle esen özgürlük dalgası tüm dünyayı sarsarken “tek adam”olan imparatorluklar sarsıldı. Artık tek adam otoritesi değil toplumun “millet” olacağı aidiyete ihtiyaç duyuluyordu. Millet bir kenarda duran taş yığını olmadığına göre onu birleştiren harç neydi? Elbette “milli kimlik”. Milli kültürle bir kimlik oluşabileceği için “milli devlet” ya da “ulus devlet” tanımı sıkıca kültüre bağlandı. Fransa’da o yüzyılda 300’den fazla yerel dil yok edildi ki bugünkü ortak dil ve diyalekt olan Fransızca konuşulabilsin diye. ‘Vay nasıl dilleri yok edersin!’ diye hesap soran yoktu onlara. Avrupa’da milli devletler doğarken en geç birleşen Alman prenslikleri bile federasyonla tek devlet olmaya karar verdiler. Yoksa Frankfurtlu Münih’ten gelenin dilini anlamazdı. Lehçe farkları çoktu.

Milli devletlerini kuran Batılılar sömürgelerine dil ve kültür dayatmasını bugüne kadar süren bir politika olarak uyguladılar. Sinemanın keşfinden sonra hayat tarzı, bakış açısı da enjekte eden Batı televizyon ile tüm dünyada kültürel egemenliği ele geçirdi diyebiliriz.

Osmanlı’nın son 150 yılında edebiyatta da ortaya çıkan Batı özentisi tipler hep alay konusu olsa da, günlük hayatta önüne geçilemedi. Fransızca konuşan ve eşyaları, giyimi Fransız olan aydın, zengin ve Saraylı yaygındı. Bu nedenle Osmanlı’nın çöküş yıllarında aydınlar içinde Türkçülük nadir ve nedret bulunurken  “mandacılık “ ve “himaye” düşüncesi yaygındı. İngilizci veya Almancı ve de Fransız yanlısı aydın, gazeteci, bürokrat ve ordu mensubu çoktu.

Osmanlıcılık fikri ısrarla vurgulanıp 1908 Meşrutiyet günlerinde Hürriyet tüm tebaa için neşeyle karşılandı. Kartlara ortak basımlar yapıldı. Oysa o tebaalar Ermeni, Rumlar ve  Bulgarlar gibi sadece kendi bağımsız devletlerini kurma hayali ile meşguldü. Milli devlet ve milleti savunan Amerikalılar Bulgar milli aydınlarını eğitiyor Osmanlıya karşı savaşa gönderiyordu, Ermeni ve Rumları da Protestan yapmanın yanı sıra milli devletlerini kurma desteği veriyordu.  Türklerde ise  “Osmanlıcılık” aşılamıyordu. Ömer Seyfettin en büyük ve önemli Türkçü düşünür ve edebiyatçımızdır. Neler çektiğini, aleyhine o günün İstanbul gazetelerinde neler yazıldığını okuyunca bugünü anlıyorsunuz. Genç yaşında şekerden kaybettiğimiz Ömer Seyfettin’in daha sonra olağanüstü arşivi de yok edilmiştir.

“Osmanlı Kaynaşma Klübü” kurulmuştu mesela bu ham hayal kaynatma işiydi kısaca.

Selanik’te fışkıran “yeni lisan” hareketinin öncüsü Ömer Seyfettindir. Ziya Gökalp ile birlikte dil sorununu milliyetçi bir kültür politikasının temeli yapmışlardır. Savundukları “kültür milliyetçiliği” Atatürk’ün benimsediği politika oldu. Yabancılaşmanın zıddı olan bu ideal Yeni Türkiye’nin ruhuydu.

Atatürk diyor ki 

"Bilelim ki, kendi benliğine sahip olamayan milletler başka milletlerin şikârıdır (avıdır)", 

"Gençlerimize, çocuklarımıza görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun en evvel ve herşeyden evvel kendi geleneklerine, millî ananelerine ve Türkiye'nin bağımsızlığına düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir." 

Millî hareketin özü bu. Diğer taraftan kendi kimliği, kişiliği, millî benliği kazandırılmış olan millete çağdaş olma yolunu açıklamak da Atatürk hareketinin temellerinden. 

Kültürün payandası olan dil için mücadele veren kahramanlar eskiden ortaokul ve lise kitaplarımızda okuduğumuz  “rol model”lerdi. Çünkü onlar olmadan devamlılık sağlanamaz. Kültürün içinde tarih bilinci vardır. Kendi tarihinden habersiz insanın milli olması beklenemez. Bu tarih bilgisi televizyon dizisinden, dedikodu tadında sohbetlerden edinilemez. Ana okulundan başlayarak temel rol modellerin anılması, öğrenilmesi, mekanlarının gezilmesi ve görülmesi gerekir, örneğin Aşiyan ve Tevfik Fikret gibi. Çocuğunuzu oraya götürürseniz Mustafa Kemal imzasını görecektir. Günlük üçyüz kelimeye mahkum olmayacaktır.

Kültürün en önemli boyutu sürdürülebilir olması; yani eski Türk geleneklerinin bugüne yerleştirilmesidir. Türk kimliği doğuştan çevrecidir, çünkü  kendi doğuşunu mitolojide de ağaçta  (Oğuz Efsanesi)  ve suda var eder. Bunu büyük liderimiz bilir.

Atatürk bunu 1924 gibi yanmış yıkılmış bir ülkede, savaştan çıkınca yapmış  “Yüksek Orman Meclisi” kurmuş.  Orman genel müdürlüğü kurmuş. Ne alaka? dediğinizi duyuyorum şimdi…Çok alaka!

Türklerin ağaç sevgisi, şaman geleneklerden gelen ve süren inançlarını devreye sokarak %12 kalmış orman varlığını %30’a çıkarmayı hedeflemiştir. O yıl yasa da çıkarıyor. Başlığa bakın: “ Türkiye Ormanlarının Bilimsel Yöntemlerle Yönetilmesi ve İşletilmesi Yasası”

Türk mitolojisi Akçamdan tüm insanların doğduğuna inanır. Çam kutsaldır bayramı vardır. Orta Asya’da Türk Cumhuriyetlerinde ağaca el yüz sürme, hamamda akçaağaç yapraklarıyla yıkanmayı izledim. Ağaç, su kutsaldı. Kirletilemezdi. Kurbanını keserken hayvandan özür dileyen gözünü bağlayan Kırgızlarla konuştum. Türk töresi bütün tabiatın bir parçası olarak görür. Onun efendisi değildir. O nedenle eskiden Ağaç Bayramı da kutlanırdı, Nevruz da….

Atatürk’ün en eski Türk bayramı olan Nevruz kutlamalarında fotoğrafları vardır. 1922’de kutlamalar başlar. Ne yazık ki ölümüyle birçok kültürel kimliğimizin nişanesi bayramlar kaldırılır. Unutturulur. Sonra karşımıza pkk bayramı olarak çıktı!

Hıdrellez  de büyük şenliklerle kutlanırdı. Az da olsa bugün sürüyor.

Çevrecilik Batı’da çıktı. Endüstrileşen Batı her yeri kimyaya boğmuştu. Sömürgelerinde taş taş üstünde bırakmadı. Afrika elmas madenlerinde binlerce insan öldü. Altınları onlar aldı açlık Afrikalıya kaldı. Bugün de açlar…. Hayvanları, ağaçları, gelenekleri yok ettiler.

Milli kimliğin, milliyetçiliğin özü kendin olmak. Türküm diyen insanın çevresine, ağaca ve yaşadığı yere sahip çıkması şarttır.

Bugün Türkiye’de 90’larda Bergama köylülerinin isyanıyla başlayan sahiplenmeyi yeniden yaşıyoruz. Ağaç ağaç, kuş kuş, kaya dere her şeye sahip çıkmaktır milliyetçilik. Milli ruhu üfleyen Atatürk bunu miras bıraktı. Bundan iyi not aldığımız söylenemez. Bundan sonrası için zaman azaldı. Çevrene sahip çık!

Milliyetçilik sonuçları itibariyle siyasi olmalıdır. Dar siyasi kalıpları yırtıp atmalı. Çok geç olmadan milli şuurun simgesi vatana, toprağa, ağaca dönmeliyiz yüzümüzü…

Yoksa vatanı boş arsa sanıp satar birileri…



SIRADAKİ HABER
}