HaberlerBİR GETTO DOĞUYOR İLKADIM'DA

BİR GETTO DOĞUYOR İLKADIM'DA

Genel Yayın Yönetmenimiz Osman Kara kaleme aldı...

+
-
BİR GETTO DOĞUYOR İLKADIM'DA

Getto, Fransızca bir kelime. Türk Dil Kurumu Sözlüğünde iki ayrı tanımı var. Birisi eski devirlerde “Avrupa ülkelerinde Yahudilerin gönüllü olarak veya zorlanarak yerleştirildikleri ve her türlü gereksinimini başka yere gitmeden karşılayabildikleri mahalle” anlamında. Diğeri ise daha genel. Bir yerleşim bölgesinin, aynı şehirden gelen insanların yerleştiği bölüm.” Biz “Bir Getto Doğuyor Samsun’da” derken kelimeyi ikinci anlamda kullanıyoruz.

Evet, bu kentte ve bu kentin kadim yerleşim alanında yani İlkadım İlçesi’nde ve çok değil daha 20-30 yıl öncesinin en gözde semtlerinden biri olan Çiftlik’te her geçen gün genişleyen, büyüyen ve yayılan bir getto oluşuyor.

Tapular el değiştiriyor, tabelalar değişiyor. Artık giderek Türkçe tabela görmek daha da zorlaşıyor. Berberinden kahvesine, lokantasından ocak başına, fırınına, ikinci el eşya mağazalarına,  emlak ofisinden turizm şirketlerine kadar değişik alanlarda her gün yeni bir Arapça tabela asılıyor.

Bunlar sığınmacı, bunların çalışma izni de yok, yasal olarak işyeri açmaları da asla söz konusu değil. Ama açıyorlar. Kanuna karşı hilenin yolunu bulmuşlar. Ruhsatı bir Türk vatandaşı alıyor ama bunlar işletiyor. Bizimkine bir taraftan üç beş kuruş veriyorlar öbür taraftan da sosyal güvenlik primini yatırıyorlar. Bizimki hayatından memnun hem yan gelip yatarak üç beş kuruş kazanıyor hem de sosyal güvenlik şemsiyesinin altına giriyorlar. Yasaları çiğnemek, hatta çocuklarının gelecekleri de umurlarında değil. Yarın servet ve iş alanları el değiştirirken işsiz kalacak çocuklarını düşünmüyorlar.

Çiftlik deyince sadece bir caddeden değil, bir geniş alandan bahsediyorum. Çiftlik Caddesi şimdilik sadece oturma ve gezinti alanı bu getto mensupları için. Bir de geceleri tamamen onların. Alabildiğine sıhhatli gözüken saçları jöleli, kolları dövmeli ve ellerinde son model oldukça pahalı telefonlarla üçerli beşerli gençler tur atıyor. Hafiften de caka satıyor.

Batıda Osmaniye, doğuda Şevketiye ve hatta Letafet, güneyde Cumhuriyet caddeleri ile kuzeyde Barış Bulvarı arasında sınırları her gün genişleyen alandan bahsediyorum. Buna bir de Gazi Parkı, Kurtuluş Yolu ile Fuar sahil yolunu ekleyiniz.

Önceki gün saat 19.00 sularında geçtim Kurtuluş Yolu ile Fuar Sahil Yolu’nun bir kısmından. Türk’e nadiren rastladım, Türkçeyi de ara sıra duydum. Artık faytonlarda bile Arap müziği çalıyor. Üzüldüm, doldum, yüreğim yandı. Aklıma Necip Fazıl Kısakürek’in Sakarya şiiri ve o şiirin ”Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,/ Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” dizeleri geldi niyeyse.

Tamam, aça, yoksula, garibe ve mazluma hem kapılarımızı hem kucağımızı açalım. Ama bu ülkenin bizim olduğunu unutmadan ve de yarınlara sorunlar bırakmadan. Çocuklarımızın geleceğini bugünün siyasetine kurban etmeden. Biz gideriz, bizim hatalarımızın faturasını ödemek çocuklarımıza ve torunlarımıza kalırsa yazık olur.



SIRADAKİ HABER
}