HaberlerSAMSUN VE SANAT -2 -

SAMSUN VE SANAT -2 -

Yazarımız Dr. Işık Özkefeli kaleme aldı...

+
-
SAMSUN VE SANAT -2 -

Bir önceki yazımda içinde bulunduğumuz bayağılık karanlığından kurtuluşumuza dair sanatın etkisinden ve DOB varlığının bu anlamda Samsun için bir şans olduğunu belirten bir yazı kaleme almıştım.

Ancak içinde bulunduğumuz karanlık o kadar derin ki DOB’sinin tek başına sanatın aydınlık ışığını yansıtmakta yeterli olması tabi ki mümkün değil.

Karanlıktan, kabalıktan, hoyratlıktan, nezaketsizlikten bizi çekip çıkartacak diğer bir sanat dalı da tiyatrodur dostlar.

Bildiğiniz gibi Samsunda Devlet tiyatroları var. Var ama varlığı ile yokluğu belli değil. Tek işlevi diğer illerden gelen küçük bütçeli, sınırlı ve denetimli eserleri sahneleyebilen diğer devlet tiyatrolarına ev sahipliği yapmak. Bunun dışında bir etkinliği yok gibi. En azından benim takip ettiğim kadarı ile bu böyle…

Allahtan şehrimizin son derece güçlü özel tiyatroları var ve Devlet tiyatrolarının yetersizliğini salonsuzluğa ve her türlü ekonomik sıkıntıya rağmen kendi yağları ile kavrularak gideriyorlar.

Düşevi oyuncuları, Samsun Sanat Tiyatrosu, Hayal atölyesi, Karma sahne, Cumhur Kocaoğlu tiyatrosu, OMÜ tiyatro kulübü gibi çok kaliteli özel tiyatrolar bu şehrin nefes almasını sağlayan, fedakârca emek harcayan aydınlık yüzleridir.

Gazi sahnesinin kapatılması ile salonsuz kalan özel tiyatrolarımız Lovelet sahnesini kullanmaya devam ediyor. Ancak ulaşım sorunu gereken ilgiyi olumsuz bir şekilde etkiliyor. Şimdi beklentimiz yerel yönetimlerden bu anlamda bir çaba görmektir. Her türlü maddi gerekçenin ötesinde bir ihtiyaç olarak ortada duran bu sorun bir an evvel çözülmelidir.

Özel tiyatrolarımıza işadamlarımızca sağlanacak sponsor desteği çok önemlidir. Sanatı himaye etmek AVM yapmaktan daha kıymetlidir. Unutulmasın ki İtalya’da Medici ailesi gibi sanatçıları destekleyen aileler olmasa belki Rönesans yaşanamayacaktı.

Biliyorsunuz ADD Samsun Şubesi'nin bir Sanat musikisi korosu var. Her yıl birkaç etkinlik düzenleyen bu amatör ruhlu koromuz oldukça başarılı konserlere imza atıyor. Şehrimizde buna benzer diğer korolarında etkinlikleri var. Bu korolar şehrimiz için bir zenginliktir ve kıymetleri bilinmelidir.

Yine kültür kaynaklarımızdan birisi olan ve uzun zamandır kapalı olan Arkeoloji ve etnografya müzesinin en azından mevcut yerinde hizmet vermesini engelleyen nedir? Bilmiyorum. Yeni müze inşaatı kaynaksızlık nedeni ile durmuş olabilir. Bu mazeret olmamalı ve müzemiz hemen hizmete açılmalıdır.

Kent müzesi, Gazi müzesi, Bandırma vapuru ve milli mücadele parkı ücretsiz hale getirilmeli, çağın gereklerine uygun olarak yenilenmelidir.

Samsunda Köy Enstitüleri, Demiryolları, Mübadele, Müzik tarihi, Fotoğrafçılık gibi pek çok farklı alanda müze açılabilecek materyal vardır. Çok sayıda kişisel koleksiyoncu, Samsun Yerel tarih grubu gibi oluşumlar, Emin Kırbıyık, Dr. Murat Mallı, Enbiya Sancak, Baki Sarısakal gibi Samsun sevdalılarından bu yönde yardım talep olunması halinde koşarak ve sevinerek destek olacaklarına eminim…

Samsunumuzun birbirinden kıymetli edebiyatçı ve şairleri kendi imkânları ile bir araya gelmekte, yaratıcı güçlerinin eserlerini dar bir zeminde paylaşmaya çabalamaktadırlar. Bu sanatçılarımıza destek vermek, imkânları değerlendirmek, etkinlikler, festivaller, söyleşiler düzenlemek, eserlerinin basımına destek sağlamak kültürel zenginliğimiz için, marka değeri olan şehirler yaratabilmek için son derece önemlidir.

‘’Bafra Edebiyat Nöbeti dergisi’’ gibi bir başarı öyküsü hemen yanımızda dururken kent yöneticilerinin bunu ulusallaştırma gibi bir niyetleri neden olmaz, anlamak mümkün değil…

Samsun Nazım Hikmet için mevlit okutulan ilk şehirdir. Kısaca anlatayım;

Semiha Berksoy, 1963 yazında, Devlet Tiyatroları’yla çıktığı turnenin Samsun durağındadır. Nâzım Hikmet’in ölümünün kırkıncı günüdür. İçi kan ağlamaktadır. 11 Temmuz 1963 sabahı, Vidinli Oteli’nden çıkıp Hoca Hayrettin Camisi’ne -şimdiki ismi Samsun Yalı Camisi-  gider. Caminin imamıyla görüşür.  Uzak aşkı Nâzım Hikmet’in ruhu için, Selahattin Şengülen Hoca’dan mevlit okumasını ister. Hoca, Nâzım Hikmet’in Selanik doğumlu olduğunu bilen, Yunanistan Drama’dan mübadele gelmiş bir muhacirdir. “Allah’ın evi her kula açıktır kızım; ancak yine de mevlidin kim için okunacağı bilinmesin!” uyarısıyla Semiha Berksoy’u yolcu eder. Berksoy, Vidinli Oteli başlıklı bir kâğıda şu davetiyeyi yazar ve otelin camına asar: “12 Temmuz 1963 Cuma günü saat 13.30’da, büyük Türk mütefekkirleri ve vatanseverleri için Hoca Hayrettin Camisi’nde okunacak mevlid-i şerife sanatkâr ve turnede bulunan bütün görevli arkadaşların teşrifleri rica olunur. Semiha Berksoy.”

Bir birine omuz atmayan, yere tükürmeyen, birbirine yol veren, kapı açan, yüksek ses ile etrafı rahatsız etmeyen bir gençlik yaratmak ancak şiirin ve edebiyatın terbiye ettiği ruhlar yaratarak mümkündür.

Marka kentler yaratma iddiasında olan mevcut hükümete ve Samsun Büyükşehir belediyesine opera binaları ile film festivalleri ile kent heykelleri ile sanatçıları ile marka olmuş şehirleri incelemelerini öneriyorum.

Bratislava şehrinde bulunan eğlenceli dört durum heykeli turistlerin başlıca uğrak yeridir ve şehre bu noktada değer katmaktadır. Kopenhag şehri sadece küçük denizkızı heykeli ile başlı başına bir markadır. Moskova dendiğinde Kızıl meydan, Londra Saat kulesi veya Prag dendiğinde Kafka, Barcelona denildiğinde Gauidi, Sidney denildiğinde Opera binası, Viyana değince klasik müzik, Floransa denildiğinde Davut heykeli akla geliyorsa Samsun değince de sanat akla gelmelidir.

Çünkü samsunumuzun iftihar kaynağı Onur anıtı eşsiz bir sanat eseridir.

Güzel sanatlar lisesi ve Güzel sanatlar fakültesi olan bir şehirde, yetkin sanatçılarla ve eğitmenlerle dolu bir kentte neden resim, heykel, seramik sergi salonları müzeler olmaz?

Örneğin eski Osmanlı bankası binasının bir Resim, heykel, güzel sanatlar sergi salonunu olduğunu görmeyi hep hayal etmişimdir.

Kent caddeleri heykellerle, güzel sanat eserleri ile meydanlar sanatsal süs havuzları ile donatılmadıkça estetik duygumuz beslenememekte, körelmekte, kalbimiz her biri bir çöplük haline gelen ağaç diplerine dönmektedir.

Ne yazık ki estetik ruhtan yoksun yerel yöneticilerden bu anlamda çok bir beklentimde yok. Sanatın içine tüküren ve heykelleri kıran, sansürleyen bir anlayıştan bunu beklemek abes ile iştigal…

Karsta yıkılan İnsanlık anıtı ile Ankara meydanlarına dikilen dinozor ve robot heykelleri, Rize meydanına dikilen çay bardağı heykeli aslında halimizin bir özetidir.

Üzülerek söylüyorum ki; bu anlayışın sanat ufku ancak Atakum kent meydanı ve ucube havuzunu yaratabilecek seviyededir. Atakum Belediye başkanımız Sayın Cemil Devecinin belediyenin içinde bulunduğu ekonomik zorlukları aşar aşmaz, buraya el atacağına inancım sonsuzdur.

Bu güzel şehirde film, tiyatro, müzik festivalleri, modern sanatlar etkinliklerinin düzenleneceğine, sokak ve cadde isimlerinin yaşayan Samsunlu sanatçılara adanacağına, Samsunlu müzik gruplarının en azından 1950’li yıllardaki sayıya ulaşacağına, dans kulüplerinin, aileler ile gidilebilen gazinoların tekrar var olabileceğine, Samsun fuarı gibi organizasyonların yeniden yapıldığı günleri göreceğimize inanıyorum.

Sanat ile Kültür ile Bilim ile Atatürk ile kalın değerli okurlar.

Kaynak: Sıddık Akbayır  "Şair Hikâyeleri" 



SIRADAKİ HABER
}