HaberlerZAFERLER AYI AĞUSTOS ÜZERİNE

ZAFERLER AYI AĞUSTOS ÜZERİNE

Genel Yayın Yönetmenimiz Osman Kara kaleme aldı...

+
-
ZAFERLER AYI AĞUSTOS ÜZERİNE

İçinde bulunduğumuz Ağustos ayı iki muhteşem zaferle taçlanır. Ne birinden vazgeçeriz ne de öbüründen. İkisi de bizimdir ve ikisi de gururumuzdur. Birincisi, biz Türklere Anadolu’nun kapısını ebediyen açar… İkincisi de bu topraklara göz dikenlere Anadolu’nun kapısını ebediyen kapar.

Doğudan kopup gelen Türk seli 1071’de Malazgirt Ovası’nda karşısına çıkan Bizans seddini yıkar, parçalar, önünde sürükler ve çok kısa zamanda bütün Anadolu’yu kaplar. Çorak topraklar sulanır, tarlalara terle birlikte tohumlar atılır ve gök kubbenin altında camiler, medreseler, kervansaraylar, hanlar, hamamlar ve türbeler yükselir dört bir yanda; Erzurum’da, Sivas’ta, Amasya’da, Konya’da, Kırşehir’de ve hemen her yerde. Bereket yağar gökten ve Anadolu ebedi Türk vatanı olur. 

26 Ağustos 1071’i en güzel Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu anlatır:

“Aylardan Ağustos, günlerden Cuma/ Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum'a/ Bozkurtlar ordusu geçti hücuma/ Yeni bir şevk ile gürledi gökler/ Ya Allah...Bismillah... Allahuekber

Önde yalın kılıç Türkmen Başbuğu/ Ardında Oğuz'un ellibin tuğu/ Andırır Altay'dan kopan bir çığı/ Budur, Peygamberin övdüğü Türkler... /Ya Allah...Bismillah... Allahuekber…”

Malazgirt’i nasıl en güzel Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu anlatırsa Büyük Taarruzu da en güzel Nazım Hikmet anlatır.

26 Ağustos 1922 gecesinin saat 03.00’ünde Kocatepe’dedir Başkumandan Mustafa Kemal Paşa. Taarruz henüz başlamamıştır. Beklemektedir Mustafa Kemal Paşa, beklemektedir Türk Ordusu. Ordu siperde, kadınlar, yaşlılar secdede, çocuklar duadadır:

Ve Nazım Hikmet Mustafa Kemal Paşa’yı bir askerin gözünden şöyle anlatmaktadır:

“Sarışın bir kurda benziyordu/ Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı./ Yürüdü uçurumun başına kadar,/ eğildi, durdu./ Bıraksalar/ ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak/ ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak/ Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.”

Saat 05.30’u gösterdiğinde ordu bir sel misali Afyon Ovasından Akdeniz’e akmaya başlar. Bugünün coğrafya bilgisi yanıltmasın kimseyi; o yıllarda Ege Denizi diye bir tanımlama yoktur, güneyimiz gibi batımız da Akdeniz’dir. Onun içindir ki o emir “İlk hedefiniz Akdeniz’dir; İleri…” diye verilir ve onun içindir ki düşman İzmir’de denize dökülür.

Ve oradan bir kez daha haykırılır bu topraklara göz dikenlere: “Dörtnala gelip uzak Asya'dan Akdeniz'e/ bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim./ Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak/ ve ipek bir halıya benziyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim.”

Bugün biz hem Malazgirt’teyiz tüm ruhumuzla hem Kocatepe’de. Hem Alpaslan’a ve Onun elli bin Türkmen atlısına hem de Mustafa Kemal Atatürk’e ve Onun kahraman ordusuna. Nurlar içinde yatsın hepsi.

Malazgirt ve Büyük Taarruzdan bahsederken nasıl Niyazi Yıldırım’dan nasıl Nazım Hikmet’ten bahsetmemek olmazsa Yahya Kemal’den bahsetmemek de olmaz. Bir kıtadır O’nun “26 Ağustos” şiiri. Bir kıtadır ama muhteşemdir:

“Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi./ Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi./ Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,/ Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın!”

Şiiri bilirdim ama hikâyesini bilmezdim. Prof. Dr. Mustafa Kafalı Hoca’dan dinledim Samsun’a gelişlerinden birisinde. Bedir İslam’ın ilk savaşıdır ve Hazreti Peygamber, Bedir öncesi Cenabı Hakk’a “İslam’ın ilk ordusuna zafer müyesser eylemesi” için dua etmektedir. 

İslam’ın ilk ordusu yenilmedi, İslam’ın son ordusu da yenilmedi. Türk, İslam Âleminin yol açıcı kılıcı, koruyucu kalkanı… Allah’ım sen bu milletin birliğini ve dirliğini daim, ordusunu muzaffer, devletini baki ve geleceğini aydınlık eyle…

Ne mutlu bu millete mensup olanlara… Ne mutlu kendisini bu millete mensup hissedenlere… Ne mutlu Türk’üm diyenlere…

Zaferler haftası kutlu olsun…



SIRADAKİ HABER
}