HaberlerİPTAL EDELİM GİTSİN

İPTAL EDELİM GİTSİN

Genel Yayın Yönetmenimiz Osman Kara kaleme aldı...

+
-
İPTAL EDELİM GİTSİN

Y a doğru dürüst kutlayalım ya da iptal edelim. Ne kendimizi kandıralım, ne de başkasını.

Giderek gerçek anlamını kaybeden ya tatil fırsatına dönüşen ya da günah savma aracı olan bayramlardan bahsediyorum. Dini ya da milli ayırımı yapmadan hepsinden.

Durun, hemen kolaya kaçmayın, hemen dinden imandan çıkmakla ya da Türk’ü inkârla suçlamayın. O işin kolayıdır ve de kendi günahını başkasına yıkmanın ucuzluğudur.

Bir süreden beri hem dini bayramlarımız asırlardan süzülüp gelen asli ruhaniyetinden hem de milli bayramlarımız yakın tarihin göğüslerimizi kabartan, bizi bizden alıp bir milli heyecan seline taşıyan şevkinden oldukça uzak.

Dini bayramlarımız “turizmi teşvik/ ekonomiyi canlandırma” ucuz söylemiyle “tatil kaçamağına”, milli, bayramlarımız ise sivil ve asker bürokrasi ile birkaç seçilmişin ruhsuz, heyecansız ve hatta kimi yerlerde zaman zaman komik “günah savma” merasimlerine dönüşüyor.

Bayramlar bir halkı millet yapan en önemli ritüellerden birisidir yeter ki adabınca ve gereğince kutlansın. Şu veya bu partili, şu yerli veya bu yerli, şu mezhepten veya bu mezhepten bizi aynı iman ve aynı sevgiyle bir araya getiren, coşturan, kucaklaştıran ve bütünleştiren bayramlara yazık ediyoruz.

Her ne kadar yazıya “İptal Edelim Gitsin” diye başladıysam da “gelin şu bayramları bugünden sonra artan bir heyecan ve teslimiyetle adam gibi kutlayalım ve asla iptal etmeyelim” diye bitirteceğim.

KABAHAT BİRAZ DA SENİN DEĞİL Mİ KARDEŞİM 

İşçi ve memur sendikalarının aldığı komiğin de komiği ücret artışlarından sonra gelen halkın deyimiyle “zamlar”, erbabının ifadesiyle “fiyat ayarlamaları” herkesi yakıyor. Kimileri şaşırmış görünüyor. Kaçı samimi kaçı değil bilemem ama bunun böyle olacağını, -nur içinde yatsınlar-, “perşembenin gelişi çarşambadan bellidir” diyerek atalarımız asırlar öncesinden söylemişlerdir.

O sendikalara sen üye oldun sevgili kardeşim. O yöneticilere sen oy verdin aziz dostum. O eyyamperestliğin, o güce teslimiyetin, o “gemisini yüzdüren kaptan olma kurnazlığının” faturasını da sen ödeyeceksin sevgili kardeşim.

Ağlamanın, sızlamanın faydası yok; ektğiini biçeceksin. Diyeceksin ki, ne memurum, ne işçi, ne de sendika üyesi. Ne fikrim soruldu ne de oyum istendi. Ben neyin kurbanıyım?

Sen var ya kardeşim sen, sen de kurunun yanında yanan yaşsın. Sen de “elle geleni düğün bayram sanmak” saflığının kurbanısın. Ya da “sana değmeyen yılana bin yaşasın” diye dua etme korkaklığının. Yılandır bu, değmeden, sokmadan durur mu? Sokacaktır elbet ama sırası vardır. Bugün komşuna değerse yarın da sana değer.

Ah sevgili kardeşim, ah, Nazım’ın ifadesiyle “ Açsak, Yorgunsak, Alkan İçindeysek Eğer/ Ve Hâlâ Şarabımızı Vermek İçin Üzüm Gibi Eziliyorsak/ Kabahat Senin,/— Demeğe De Dilim Varmıyor Ama —/ Kabahatin Çoğu Senin, Canım Kardeşim!”

 



SIRADAKİ HABER
}