HaberlerARADAKİ FARK

ARADAKİ FARK

Yazarımız Dr. Işık Özkefeli kaleme aldı...

+
-
ARADAKİ FARK

1903 yılının sekiz ağustos günüydü.  Makedonya’da görevli Rus konsolos Aleksandr A. Rostkovsky Manastırda Nüzhetiye karakolu önünden arabası ile geçiyordu, Resmi üniforma giyinmediğinden nöbetçi erler kendisini tanımadılar ve selamlamadılar. Hiddetle, arabadan inen konsolos ağır küfürler eşliğinde önce Halim isimliği Mehmetçiği tokatlamaya, sonrada elindeki kırbaçla dövmeye başladı. Nöbetçi er can havli ile silahına davranarak Rus konsolosu vurdu ve öldürdü. Rusya’nın misillemesinden korkan Osmanlı devleti yaptığı alelacele yargılama ile beş gün içinde kararını verdi.

Rus konsolosunun öldürülmesinden hemen sonra yargılamalara ilişkin ilgili önemli kararları alacak olan “Encümen-i Meclis-i Mahsus-ı Vükela” teşkil edilmişti. Heyet sanıklar hakkında verilecek Divan-ı harp hükmünün “başkaca bir istizan ve emir istihsaline hacet bırakılmaksızın” hemen yerine getirilmesini daha muhakeme neticelenmeden Sultan’a teklif etmiş, bu teklif hükümdar tarafından kabul edilmişti. Daha yargılama başlamadan sanıklar hakkında idam kararı verileceği anlaşılmaktaydı ve öylede oldu.

13 Ağustos günü Sivaslı er Halim ile beraber nöbet tuttuğu arkadaşı Abbas isimli diğer er idam, sanıkların lehinde tanıklık yapan iki kişi 15 yıl kürek cezası, karakolda görevli iki mülazım meslekten ihraç ile cezalandırıldı. Manastır valisi Ali Rıza paşa ise olayın ertesi günü Trablusgarp sürgün edilirken Manastır J. Komutanı, bir Binbaşı ve bir bölük ağası azledildi.

Hilmi Paşa Konsolosun eşi Katerina Rostkovsky, ı bizzat ziyaret ederek tazminat olarak 200.000 frank' ödemeyi önerdi. Dul eş, kocasının kanına karşılık olarak teklif edilen bu parayı, ‘ çocuklarının Türk parasını kabul etmek yerine açlıktan öleceğini’ söyleyerek ret etti. Kısa bir süre sonra Sultan Abdülhamit’in 400.000 franklık ikinci teklifi aynı gerekçe ile ret edildi.

14 Temmuz 1934 Yer Kuşadası Kanapiçe Koyu. Sisam adasına gelen İngiliz donanmasına bağlı gemiden ayrılan üç İngiliz askeri, bir sandalla Kanapiçe koyuna izinsiz olarak giriş yaptılar. Gümrük Muhafaza alayına bağlı pusu görevi yapan askerlerimiz dur ihtarına uymayan ve kaçmaya kalkan İngilizlere ateş ettiler ve vurdular. Hayatını kaybeden bir İngilizler denize düşerek kayboldu.

Olay üzerine bir İngiliz gemisi Kuşadası açıklarına demir attı. İki İngiliz subay ve iki sivilden oluşan heyet kıyıya çıkarak kaymakam ile görüşmek istediler. Ankara’nın talimatı ile gelenleri kaymakam değil, sadece liman müdürü karşıladı. Kaymakamlık makamında yapılan görüşmede talep edilenlerin arasında;  

  Subaylarını öldürdüğünü tespit ettikleri Balıkesirli er Musa’nın, derhal yerinden alınarak cezalandırılması ve verilecek cezanın kendilerine bildirilmesi de vardı.

Tüm bunlar olurken Mustafa Kemal Atatürk Kızılcahamam’da ve olayları takip etmekteydi. Sisam açıklarındaki İngiliz donanmasının hareketlenerek darboğaz mevkiine doğru tehditkâr hareketini öğrenir öğrenmez şu telgrafı çekti:

"Kanuni vazifesini yaptığı anlaşılan Türk eri Balıkesirli Musa, yerinden alınamaz ve cezalandırılamaz. Gerekirse Musa için Britanya İmparatorluğu ile hali muhasama (savaş) göze alınır... Kızılcahamam'dan şimdi Ankara'ya hareket ediyorum. Ege Bölgesi'nde kısmi seferberlik emrini veriyorum." 

Bunun üzerine İngiliz büyükelçiliği ve Ankara hükümeti arasında yapılan görüşmeler sonunda Başbakan İsmet İnönü kaymakam Dilaver Bey’e şu talimatı ve bilgiyi gönderdi:

Bugün İngiliz Büyükelçisi ile yapılan görüşmede aşağıdaki hususlar açıklık kazanmıştır: 

İki Hükümet, olay üzerinde iki tarafta da kötü niyetten eser bulunmadığına kanaat hâsıl etmiştir. 

Soruşturmaya ve karşılıklı ziyarete lüzum kalmamıştır .

Bir tarafta görevlerini yaptıkları için padişahın bekası uğruna idam edilen Anadolu çocukları ve Türklük onurunu ayaklar altında çiğneten,’ bir Birkaç Mehmet için meclis toplanmaz’ diyen zihniyetin esin kaynağı Osmanlı,

Öte yanda her bir Mehmetçiğinin varlığını devletin varlığı ve onuru olarak gören ve bu uğurda savaşmayı göz önüne alan genç Cumhuriyet.

1996 yılında Kıbrıs’ta gönderdeki Türk bayrağını indirmeye kalkan Salamos adlı Rum’u tek mermi ile durduran Mehmetçiğin arkasındaki güç cumhuriyete olan inanç ve güvenin eseridir.

Peki ya bugün? Acı bir örnekle buna da değineyim de aradaki farkı daha net görelim;

Tarihler 22 Aralık 2016’yı gösteriyordu. İŞİD denen dinci/vahşet örgütünün iki Türk askerini yakarak katlettiği 19 dakikalık görüntü internet ortamında servis edilmişti. Katledilenler Fethi Şahin ve Sefer Taş isimli iki askerdi ve bir üçüncüsünün daha İŞİD elinde olduğu Savunma Bakanı Fikri Işık tarafından açıklanmıştı. Halen bu üçüncü askerin kimliği ve akıbeti bilinmiyor ve sorulmuyordu.

O günlerde Türk askerinin bu duruma düşürülmüş olmasına kimse inanmak istemiyordu. Cumhurbaşkanı sözcüsü İbrahim Kalın başta olmak üzere devlet görevlileri ve TSK yetkilileri ya susmayı tercih ediyor ya da Numan kurtulmuş gibi inkârı ve susulması gerektiğini savunarak şöyle diyordu; ’’Kusura bakmasınlar, medyadaki bazı arkadaşlar da ayaklarını denk alsınlar. Uyduruk görüntülerle halkı galeyana sürükleyemezler. Terör örgütleriyle ilgili sosyal medyayı kimse kullanmasın. Herkese de tek tek hatırlatacak değiliz. Ulusal medyada bu konuda dayanışma vardır. Bu değerlendirme içerisinde hareket eden kuruluşlara teşekkürler.’’

İktidarın yaptığı ilk tedbir sosyal medyanın yavaşlatılması ve görüntülere erişimin engellenmesi olmuştu.

Sefer TAŞ’ın şehit olduğu gerçeği ancak 09 Ekim 2017 yılında aileye yapılan ziyaretle kabul edilmiş ve görüntülerin gerçekliği kabul edilmiş oldu.

Peki ya İnfazı gerçekleştiren IŞİD’liler? Talip Akkurt, Hasan Aydın ve Muhittin Büyükyangöz olduğu bilinen bu üç caninin ne ölüsüne ne dirisine halen ulaşılmış değil. Sorgulayan herhangi bir yandaş medya var mı? Yok! Bu katilleri yakalamak için özel bir çaba var mı? Bildiğimiz kadarı ile yok.

İşte değerli okurlar; aradaki fark budur.

  

Kaynaklar: 

Türk dış politikası kriz incelemeleri web sayfası 

day. kyiv.ua web sayfası 

Wikimedia. 



SIRADAKİ HABER
}