HaberlerSamsun'dan İzmir'e…

Samsun'dan İzmir'e…

Yazarımız Turgay Sözen kaleme aldı...

+
-
Samsun'dan İzmir'e…

Bugün, İzmir'in Kurtuluşu'nun, Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk komutasındaki Türk Ordusu'nun, 15 Mayıs 1919'da Anadolu'yu işgal eden Yunan Ordusu'nu ve buna bağlı olarak da bütün sömürgeci ülkeleri denize dökerek, İzmir'i, Vatanı kurtarışının 97. yıldönümü, kutlu olsun. 

Burada, Milli Kurtuluş Mücadelesini çok özet olarak hatırlatmak istiyorum.

Tarihi daima hatırlayıp, unutmamamız lazım ki tekerrür etmesin! 

Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ile bütün ülke işgal edilmiş, ordular dağıtılmış, askerler terhis edilmiş ordunun silahlarına ve tersanelerine el konulmuş, işgal orduları başkent İstanbul’a girmiş, azınlıklar gem-i azıya almış, düşman gemileri toplarını pay-ı tahta çevirmiş, insanlar yorgun, bitkin, umutsuz, aç, sefil… İşte, o hal ve şartta;

Büyük yetkilerle 9. Ordu Müfettişi olarak, Karadeniz Bölgesi’nde Rum ve Ermeni azınlıklara yapıldığı iddia edilen kırımı-mezalimi yerinde tespit etmek ve önlemek için görevlendirilen Mirliva Mustafa Mustafa Kemal Paşa,  karargâhı ile birlikte 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkarak Milli Kurtuluş Mücadelesinin ilk adımını attı. 

Mustafa Kemal Paşa, Bandırma Vapuru ile yola çıkmadan bir gün evvel, 15 Mayıs 1919'da İzmir, sömürgeci devletlerin himayesindeki Yunanlılar tarafından işgal edilmişti. 

Bu işgal, ülkede büyük bir infial uyandırdı.

Mustafa Kemal Paşa, 25 Mayıs 1919'da karargâhını Havza'ya  taşıdı. Burada bir taraftan, kafasında bulunan Milli Kurtuluşa ait planları hazırlarken, diğer taraftan da ilk mitingi yaptırarak bir ileri aşamaya geçti.

13 Haziran'da Amasya’ya geçerek, Hüseyin Rauf Bey (Orbay), Ali Fuat Bey (Cebesoy) ve Albay Re'fet Bele ile birlikte Amasya' Genelgesi'ni  hazırladılar. 15. Kolordu Komutanı Kazım Orbay'ın da mutabık olduğu genelgenin "Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir; Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. "  maddeleri ile tehlikenin boyutlarını ve kurtuluşun yolunu gösteriyordu.

Daha sonra Erzurum’a giderek Erzurum Kongresi’ne  iştirak edecekler, burada da "Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz; Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekûn kendisini savunacak ve direnecektir; Manda ve himaye kabul edilemez..."  kararları alınacaktı.

Kemal Paşa Geri Çağrıldı 

Bu arada İngilizlerin baskısına dayanamayan İstanbul Hükümeti ve Padişah, Mustafa Kemal Paşa'yı geri çağırmış, O da üniformasını çıkararak Türk Milleti'nin aziz sinesindeki yerini almıştır. Sivas Kongresi’nde de:  "...Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz; Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet topyekun kendisini savunacak ve direnecektir; Kuvay-ı Milliye'yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır; Manda ve himaye kabul olunamaz; Milli iradeyi temsil etmek üzere, Meclis-i Mebusan'ın derhal toplanması mecburidir..." kararları alınmıştır. Ayrıca yeni bir temsil heyeti belirlenerek, bu heyetin başına Mustafa Kemal getirilmiştir.

Nihayet, "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir"  temeli ile Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 Cuma günü, Cuma Namazından sonra dualarla açıldı. 

Bu ilk Meclis, “İstanbul'dan gelen 90'ın üzerindeki mebusa ilave olarak, 125 devlet memuru, 53 asker, 53 din adamı ve çeşitli sayıda tüccar, çiftçi ve hukukçudan oluşan kadrosuyla”  toplumun her kesimini temsil ediyordu.

Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920'de Meclis Başkanı  seçilerek görevine başladı.

Bu arada İstanbul'da toplanan son Mebusan Meclisi, Misak-ı Milli sınırlarıyla  ilgili kararı aldı ve dağıldı. Mustafa Kemal’in başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), icra organı olarak da yapılanarak, Milli Kurtuluş Mücadelesini yürütmeye başladı.

Tek Yürek Direniş… 

Güneydoğu ve Akdeniz halkı İngiliz, Fransız ve İtalyan işgalcilerine karşı büyük bir direniş gösteriyordu.

Daha sonra bu düzensiz yapılar, düzenli ordu olarak bir araya getirildi.

Bir taraftan Anadolu'yu işgal eden Yunanlılara karşı savaş verilirken, diğer taraftan da Karadeniz, Doğu Anadolu’daki Pontus Rum ve Ermeni çeteleriyle  de mücadele devam ediyordu. Önce Giresunlu Topal Osman Ağa'nın Giresun uşakları  ile başlayan bu mücadele, iki kolordunun birleştirilip, Sakallı Nurettin Paşa komutasında Merkez Ordusunun  kurulması, İstiklal Mahkemeleri ’nin de devreye girmesi ile 1922'ye kadar devam eder ve sona erer.

Batı Cephesi… 

Batı Cephesi kurulur. Komutanlığına İsmet Paşa getirilir. Birinci ve İkinci İnönü Savaşları, Sakarya Meydan Muharebesi ile devam eden milli mücadelede, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Mustafa Kemal Paşa’ya Başkomutan  unvanının verilmesi, ardından Tekalif-i Milliye  emirlerinin yayımlanarak, ordunun lojistiğinin mümkün olabildiğince sağlanmasının ardından, büyük taarruza karar verilir.

Burada da Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın askeri dehası yine devreye girer. Büyük taarruz için karar veren Mustafa Kemal Paşa, daha sonra 20 Ağustos 1922'de Ankara'dan Akşehir'e giderek, 26 Ağustos 1922 Cumartesi sabahı düşmana taarruz emrini verir.  Çok gizli bir şekilde yürütülen bu olayları kamuoyundan saklamak maksadıyla, 21 Ağustos'ta Çankaya köşkünde bir çay daveti verileceği gazete ve ajanslara bildirilmiştir. 

Gazi Mustafa Kemal Paşa,  26 Ağustos 1922  sabahı, beraberindeki Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa  ve Kurmay heyeti ile saat 03.00’de Kocatepe'deydi . Taarruz beklemeyen, gelecek taarruzu kuzeyden bekleyen Yunan ordusu ise keyif içinde eğleniyordu. Türk Ordusu'nun 05.00’de gürleyen topları, büyük bir gürültü ve havayı yırtan sesiyle Yunan ordusunu gafil avladı. Yunan ordusu daha kendine gelemeden harekete geçen Türk Ordusu, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da  gerçekleşen Başkomutan Meydan Muharebesi  ile Yunan Ordusu'nu tam bir bozguna uğrattı. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın emri: "Ordular, İlk Hedefiniz Akdeniz'dir. İleri..."  idi.

Türk Ordusu, Dünyadaki bütün askeri otoriteleri şaşırtan bir hızla ve bir yay gibi ileri atılarak, 10 günde İzmir'e girdi. Bu arada bütün Batı Anadolu Yunan işgalinden kurtarılmıştı.

İnsanüstü Bir Gayret 

Burada ilginç bir anekdotu da aktarmak isterim. İzmir'e süvarilerle, piyadeler aynı anda girmişti. Lojistik olarak çok da iyi durumda olmayan Türk Ordusu, Ata'sının verdiği, "Ordular, İlk Hedefiniz Akdeniz'dir. İleri."  emrini yerine getirmek için insanüstü bir gayretle 9 Eylül 1922'de İzmir'e  girdi.

Burada, Türk Tarih Kurumu  tarafından bastırılan Zeki Sarıhan'ın Kurtuluş Savaşı Günlüğü IV  kitabından bir alıntıyı siz değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum:

"...İzmir'in 1213 gün, yani yaklaşık 3 yıl 4 ay süren esareti sona erdi. 10 günde 350 km. yol alan Türk ordusu, Türklerin attığı çiçekler içinde İzmir'e girdi. Sabah saat 10.30'da Süvari Bölüğü dörtnala Hükümet Konağı önüne geldi. Yüzbaşı Şeref Bey, yüzündeki yaranın kanına bulaşan bayrağı gözyaşları içinde göndere çekti. Arkadaşlarına hitaben, 'görevimiz bitmemiştir. Millet bizden daha çok şeyler bekliyor' dedi. Oraya toplanmış olan halk, kendini coşkunlukla alkışladı ve kucakladı. Yüzbaşı Zeki, komutanlık dairesine, Binbaşı Reşat da 13.00'de Kadifekale'ye bayrak çektiler... Mustafa Kemal akşamüzeri Nif'e geldi. İzmir'i görmek için Belkahve denilen tepeye çıktı. Buradan bir süre İzmir'i seyrettikten sonra geceyi geçirmek üzere Nif''e döndü. Geceyi orda geçirdi. Yarın İzmir'e girecek..." 

İzmir’in Kurtuluşu’nun 97. Yıldönümünü Bir Kez Daha Kutluyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Silah Arkadaşları ve Bu Topraklar Vatan Yapan Kahramanları Rahmet, Minnet ve Saygıyla Anıyorum. 

Sağlıkla kalın…



SIRADAKİ HABER
}