HaberlerMUHALEFET DİYET ÖDÜYOR

MUHALEFET DİYET ÖDÜYOR

Yazarımız Avukat Yılmaz Hocaoğlu kaleme aldı...

+
-
MUHALEFET DİYET ÖDÜYOR

         Kuruluşunun ardından ilk silahlı eylemini 1970'li yılların sonlarında yapan PKK; 12 Eylül 1980 darbesinden sonra gelişen baskıcı ve ötekileştirici yönetimler sayesinde serpilmiş ve büyümüştür. 3-5 çapulcu olarak nitelendirilip gale alınmayan bu yapı bir terör örgütü olarak 80'li yılların ortalarına doğru tanımlanmış ve nihayet 1991 seçimlerinde Halkın Emek Partisi (HEP) adı altında siyasi faaliyetlerine, o dönem CHP'nin kapatılması üzerine açılan SHP'nin listelerinden meclise girerek başlamıştır. 

         İlk siyasallaşma hareketini CHP'nin desteği ile gerçekleştiren PKK, o tarihten bu yana ne yazıktır ki her  sıkıştığında CHP'nin desteğini alarak millete rağmen TBMM'nde var olmaya devam etmiştir. Son mahalli seçimlerde karşılıklı destek ve yönlendirme faaliyetleri ile hatırı sayılır sayıda belediyeyi terör örgütünün siyasal ayağı yönetir duruma gelmiştir.

         PKK'nın siyasi uzantısı tarafından yönetilen yerel yönetimlerin bu terör örgütüne verdikleri lojistik destek ayan beyan ortadadır. Hendek olayları sırasında bu desteğin nerelere vardığı akliselim düşünen herkesin malumudur.

         Son yıllarda PKK'nın siyasi uzantısı HDP yöneticilerinin beyanları ile PKK terör örgütü elebaşlarının yaptıkları açıklamalar terör örgütü ile HDP arasındaki bağı adeta gözümüzün içine sokarken muhalefetteki parti yöneticilerinin bu hali görmezden gelmesini ben izah etmekte zorlanıyorum.

         HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önünde eylem yapan anneler beyanlarınada;

         "Ne yaptıysa HDP yaptı. HDP, onu korkutarak veya tehdit ederek röportaj yaptırmış. Oğlumun nerede olduğunu bilmiyorlarsa nasıl röportaj yaptılar? Oğlum gelmeden buradan gitmem, ben ölsem kızım gelip burada eylemi sürdürecek." (Hacire AKAR)

         “Çocuğumuz bir zarar vermiş olsa, bir çatışma olmuş olsa dersin bir suçu vardır onların nezdinde ama hiçbir şeyi yok. Kendimizi parçalıyoruz, çocuğumuzu bırakmıyorlar. Biz çocuğumuzu istiyoruz, bıraksınlar artık, yeter. Çocuğumuzun kimseye bir zararı olmamış, sadece vatani görevini yapmaya gitti. Tek bir oğlum var, onu da götürdüler.”

         "Evlatlarımızın bize verilmesini istiyoruz. Benim zoruma giden, bizim, evlatlarımız tarafından öldürülmemizdir. Yüce Rabbimiz bize belli bir ömür vermiş. Kendi evlatlarımızı bize karşı kullanıyorlar. Ben Allah'tan başka kimseden korkmuyorum. Kopan ciğerimi yerine koymalarını, bir tek evladımı istiyorum." (Oğlu kaçırılan baba Rauf BİÇER)

         "Kızım kaçırıldığında 14 yaşında, şu anda ise 18 yaşında. 4 yıldır gitmiş, okula diye gitti gelmedi.” (Hüsniye KAYA)

         "Yeter artık, bizim artık HDP’ye verecek çocuklarımız yok. Yeter. Bakın 30 yıldır bu sömürü, bu oyun bu düzen yeter artık. İnsanlar biraz gözünü açsın. Biz bunu diyoruz”

         "Buradan başka bir yere gitmemiştir. Kendi çocuklarına iş verip çalıştırıyorlar ama milletin çocuklarını dağa gönderiyorlar. Madem çok istiyorlar önce kendi çocuklarını göndersinler. Benim gibi fakir ve zavallı insanların çocuklarını gönderiyorlar. Bu kadar zulüm yapılamaz. Benim suçum, günahım ne? Oğlumu istiyorum, başka bir şey istemiyorum. Bu çocukları zor şartlarda büyüttük, okula gönderdik."

         Bu anneler çocuklarını neden HDP'den istiyor? Bu annelerin gördüğünü CHP görmüyor mu? Görüyorsa bu suskunluk niye? Anneler HDP'den çocuklarını isterken terör örgütüne yardım ve yataklık yaptıkları için görevden alınan belediye başkanlarına CHP desteği niye? Yoksa diyet mi ödeniyor?

         Eğer muhalefet HDP ile terör örgütü arasında irtibatı kuramıyorsa basında kısa bir araştırma ile ulaştığım bazı açıklamaları sunalım önlerine;

         “Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP), PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride dikkat çekmek için yayınladığı genelge doğrultusunda İstanbul İl Örgütü, eylem planlamasını açıkladı. 30 Ekim ile 4 Kasım tarihleri arasında, kitlesel olarak PKK lideri Abdullah Öcalan’a mektup gönderme ve ailesi, avukatları ya da bir heyetle görüştürülmesi talebiyle Adalet Bakanlığı’na, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) gibi uluslararası insan hakları kuruluşlarına dilekçe gönderecek olan HDP’liler, 4 Kasım’dan 12 Kasım’a kadar ise süreli-dönüşümlü açlık grevleri yapacak.”

         "CHP'li birtakım yöneticilerin ailelerinin bu haklı direnişine 'kurgu' diyerek açık bir şekilde PKK'ya HDP'ye destek verip, ailelerin bu haklı direnişine gölge düşürmeye çalışmakta. Bu söylemi kullananları kınıyoruz. CHP'lilerin tavrı çok aşağılayıcı" ( Anadolu Güvenlik Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu Genel Başkanı Ziya Sözen)

         HDP/PKK eşbaşkanlarından Figen Yüksekdağ kükrüyordu; “Biz sırtımızı YPG’ye, PYD’ye dayıyoruz” yani biz PKK’ya bağlıyız diyordu. Şimdilerde ise bunun yerini “Rojava’dan ilham alıyoruz” sözleri aldı.

          “CHP İzmir Milletvekili Musa Çam, PKK’nın yayın organı ANF’ye konuştu. HDP’nin düzenlediği “Adalet ve vicdan nöbetleri”ne katılan CHP’li Çam, “Diyarbakır, İstanbul ve Van’dan sonra İzmir’de yapılan bu eylemler, doğrudur, haklıdır ve yükseltmek gerekmektedir” dedi.İzmirlilere çağrı yapan Çam, HDP eylemlerine destek verilmesini istedi. Sokakta ve meydanlarda birlikte hareket edilmesi gerektiğini belirten CHP’li vekil, AKP’ye karşı tek çıkış noktasının bu olduğunu iddia etti.”

         “CHP Diyarbakır İl Başkanı Mehmet Sayın da önceki gün beraberindeki heyetle birlikte, eylem yapan HDP'lileri ziyaret etti. CHP Parti Sözcüsü Bülent Tezcan da, HDP'nin sözde "Vicdan ve Adalet Nöbeti"ne ilişkin, "Adalet istemini yükselten her türlü barışçıl, demokratik eylem saygı ile karşılanması ve yükseltilmesi gereken yöntemlerdir" ifadelerini kullanmıştı.”

         "O annelerin feryadının çözüm adresi, bir partinin kapısı değil, devletin kapısıdır" (Meral AKŞENER)

         Velhasılı milli bir muhalefet görmek umuduyla kalın sağlıcakla...



SIRADAKİ HABER
}