HaberlerBİR SİHİRLİ SÖZCÜK OLARAK 'İSTİKRAR'

BİR SİHİRLİ SÖZCÜK OLARAK 'İSTİKRAR'

Yazarımız Mehmet Ali Bayar kaleme aldı...

+
-
BİR SİHİRLİ SÖZCÜK OLARAK 'İSTİKRAR'

Bu yazıyı, tarihimizin en hazin ve yanlış hadiselerinden biri olan 27 Mayıs 1960 İhtilalinde demokrasi uğruna başını vermiş, aziz merhumlar Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın katledilişlerinin yıldönümünde, eksilmeyen hüzün, hasret ve rahmet dualarıyla kaleme alıyorum. Hâtıraları ebediyen yaşayacaktır. Milletimizin başı sağolsun...Merhum Adnan Bey’in idam sehpasına giderken söylediği son sözlerini hatırlayarak, “Milletime saadetler diliyorum...”, Milletimize böyle faciaları artık tarihin karanlıklarında bırakarak, gelecekte saadetler diliyoruz.

Efsanevî İngiliz Başbakanı Winston Churchill’in meşhur demokrasi tanımı daima aklımdadır:“Sabahın saat altısında kapınız çalındığında gelenin sütçü olduğundan eminseniz, orada demokrasi vardır...”

Bu basit beyanın açıklamasına, açılımına tevessül etmek gibi münasip olmayan bir çabaya tabiiki başvurmak gibi bir hadsizlikte bulunmak istemem. Demokrasiyi, sadece bugün değil, 1946’dan beri ülkeyi idare edenlerden çok daha iyi anlamış, bir hayat tarzı olarak benimsemiş, özümsemiş ve yaşamış Milletimiz bu hissin mânâsını herkesten çok daha iyi takdir etmektedir; Demokrasi ekmek kadar, su kadar, hava kadar elzemdir, vazgeçilmezdir, ihtiyaçtır.

Gelelim demokrasiden ne anladığımıza. Churchill’in ifadesinde yatan ana fikir, güven, huzur ve  haktır, hukuktur, selamettir...Bu kavramlar, hisler bir ülkenin başına ne gelirse gelsin, demokratik hayat tarzının ve kurumlarının varolmaya devam edeceği, meselelerin hukuk içinde hallolacağı inancını da beraberinde getirir. İşte buna “istikrar” denir...Biz Şarklılar İstikrar’ı binlerce yıllık uzun imparatorluklar, göçler, kavim kavgalarından sonra, “Düzen” ve “Devlet” olarak algıladık. Devlet derken de hükümran ve tanzim eden devlet kavramını benimsedik. Düzen, mevcut olan düzenimizdi..O düzenin meşruiyetini nereden aldığı bizi, yani vatandaşı, yönetileni ilgilendirmezdi. O meşruiyet, hükümdardan, saltanattan, “Çadır”dan kaynaklanıyordu ve arkasında yatan sihirli kaynak da “Güç”tü...Güç kimdeyse, hukuk oydu, hakka o karar veriyordu, istikrar ondan kaynaklanıyordu...Mesele idare eden Güç’ün Adaletli olup olmadığında yatıyordu. Adaletli olan müşfik ve dolayısıyla kalıcı olabiliyordu. Yüce Dinimiz İslam, Adalet’i yönetimin temeline koymuştur. Bu mesaj uhrevî olduğu kadar, medenî, hukukî ve idarî bir mesajdır da...

Garblılar ise, uzun savaşlar, din, mezhep ve kavim kavgaları, imparatorluklar, onca akan kandan sonra, bir şeyi becerdiler ve Hukuk kavramının meşruiyet için elzem olduğunu, herşeyin -demokrasi dahil- onun üzerine kurulacağını anladılar. Esasen, eski Yunan’dan, Roma medeniyetine uzanan yolda, Hukuk kavramı Adalet fikrini formatladı, yasa haline getirdi ve o yasalar da neticede demokrasi yoluyla yönetilen vatandaşların rızasıyla varoldu. Onlar İstikrar’ın işte bu beşikte doğacağını ve yaşayabileceğini gördüler. İstikrar, Hukukun üstünlüğü ve demokratik hukuk üzerinde yaşayabilirdi ve kalıcı olabilirdi.

Biz, Türkiye Cumhuriyeti Medeniyeti, demokrasiyi Adalet’i, Hukuk’u, Vicdan’ı, İstikrar’ı kapsadığı ve esas aldığı için benimsedik. Zira, Şark’ın en muhteşem medeniyetlerinin mirascısı olarak Adalet kavramının ne kadar önemli, Vicdan’ın da ne kadar muzaffer bir silah olduğunu uzun ve meşakkatli tarihimiz sonunda kavramıştık. Kurtuluş Savaşımız, hukuksuz, haksız, vicdansız bir saldırganlığın karşısında haklarımız, varlığımız için başkaldırmaktı. Onun için bu büyük ve mukaddes mücadelenin adı Müdafaa-i Hukuk’tur...Türk Demokrasisi 1946’dan çok önce savaş meydanlarında Hakların Müdafaası için dökülen kanların sayesinde kurulmuştur. 1950’de bu sürecin sonunda, Tarih’in şafağından beri binlerce yıldan beri varolan bir Millet olarak Yönetimin, Hakimiyetin ilk defa kansız, seçimle ve halk tarafından el değiştirdiği tarihtir. O mucizenin mimarlarını on yıl sonra, İstikrar adına idam sehpalarında astık...İstikrar’dan anladığımız “Güç” olduğu için...İstikrar’ın herşeye rağmen vatandaşın rızasına dayanan demokrasiden ve hukuktan geçtiğini kavrayamadığımız için...

İstikrar denilen sihirli kelime, aslında demokrasidir, çok sesliliktir, açık toplumdur, eşitliktir, eşit hak, eşit sorumluluktur, mutluluğun herkesin hakkı olması demektir..Ve bütün bunların Vatandaşların rızasına dayanan bir Hukuk sisteminde güvence altına alınmasıdır. Ona da demokratik Anayasa denir...Denmelidir...Ama durum öyle mi? Sabah saatlerinde sütçüyü mü gözlüyoruz yoksa endişeyi mi? Bir başka yazıda teşebbüste bulunmak üzere...



SIRADAKİ HABER
}