HaberlerBİRİNCİ TÜRK TARİH KONGRESİ-1

BİRİNCİ TÜRK TARİH KONGRESİ-1

Yazarımız Vedat Çınaroğlu kaleme aldı...

+
-
BİRİNCİ TÜRK TARİH KONGRESİ-1

Haziran ayında, Şubat 1923’de başlayan ve 15 gün süren Birinci İktisat Kongresi’nin tarımla ilgili bölümlerinden özetler yazmıştım. Cumhuriyetin, Büyük Millet Meclisi’nde onaylanmasından 9 yıl sonra 1932’de Ankara Halkevi’nde Birinci Türk Tarih Kongresi yine Atatürk’ün buyrukları ile toplandı ve 9 günde tamamlandı. Kongrenin uyumlaştırıcısı(koordinatör), 1931 yılında Atatürk’ün buyruklarıyla kurulan Türk Tarih Tetkik Kurulu Cemiyeti(T.T.T.C) Başkanı, ünlü Türkçü Prof. Dr. Yusuf Akçura idi. Uzun yıllardır aradığım kongre görüşmelerinin ilk baskısını, alıcısı(müşteri) olduğum sahaf bulduğunu muştulayınca(müjde) bir çocuk sevinciyle aldım. Neden ilk baskısı?

        Pek çok tarihi kitabın, ilk basıldığı yıldan sonraki yıllarda yapılan baskılarında saptırmalar ve değişiklikler yapıldığı bilinen bir gerçektir; tarihi gerçeklerin saptırıldığı ve değiştirildiği gibi. Birinci Türk Tarih Kongresi’ne sunulan bildiriler ve öneriler bu nedenle de çok önemlidir. Birçok tarih araştırması için, “batılı bilim tekellerinin” peşinden sürüklenerek söz konusu kongreye sunulanlara da “bilimsel değil!” yaklaşımlarında bulunanlar olacak olmasına karşın çok önemlidir. Çünkü artık biliniyor ki, Türk tarihini saptırıp değiştiren batılı birçok tarihçinin bu çabaları uluslararası alanda dizgelenmiştir(sistemleştirme). Üzücü ve düşündürücü olan da, Necip Hablemitoğlu’nun “Köstebek” adlı çalışmasında belirttiği gibi, YÖK’ün bu batılı bilim tekellerinin dayatmasını Türkiye’deki bilim çalışmaları için dayanak olarak onaylamasıdır.

         Bir örnekle açıklık getirmem gerekirse: Samsun Türk Ocağı’ndaki bir toplantıda, sunucunun; “Çin, Doğu Türkistan Türkleri’ne, okullarda ‘Latin alfabesini dayatarak kıygıda(zulüm) bulunuyor!” sözlerine karşı çıkarak; “ Cumhuriyet de Latin alfabesini onaylayarak Türkiye’deki Türklere kıygı yapmıştır mı demek istiyorsunuz? Latin alfabesinin Adile Ayda’nın ‘Türklerin İlk Ataları’ kitabındaki saptamasındaki gibi M.Ö. 7nci yüzyılda bugünkü Yunanistan’da yaşamış olan ‘Pelask Türkleri’ne’ ait olduğunu biliyor musunuz?” sözlerime, değerli bir bilim adamı; “ O sav(iddia) bilimsel değil!” demişti. Çünkü O’na göre bilimsel olması İngiltere’ki yetkenin(otorite) onayıyla olası(mümkün) olabilirdi; Hablemitoğlu’nun belirttiği gibi.

          Birinci Türk Tarih Kongre’nin açılışında T.T.T.C üyesi Afet İnan; “ Paleolitik sanatların en eskileri bile, Avrupa’ya Afrika kıtasından geçmiş diyen Prof. Rene Gerin; Anadolu, Kıbrıs, Girit, Yunanistan’ın ilk sakinlerinin daha evvel çok tekamül etmiş muhacirler olduğunu söyler. Bu muhacirlerin Avrupa’dan geldiğini söyleyenler vardır, bunlara Arkeolog Jacques de Morganın 1924’de basılmış ‘ L’humanite Prehistorique’ eserinin 315nci sayfesindeki şu cümle ile mukni(inandırıcı) cevap verebilirim zannederim: Bu muhacirlere dair elimizde bulunan en eski arkeolojik vesikalar, bunların muhaceretinin milattan 4000 sene kadar önce – eskiden benim zannetmiş olduğum gibi- Avrupa’dan değil, Asya kara parçasından gelmek sureti ile vuku bulmuş olduğunu göstermektedir.” Diyor. (1)

          Yani; Adile Ayda’nın “Türklerin İlk Ataları” adlı kitabında belirttiği gibi, nasıl ki; İtalya’ya giderek oranın yerlilerine tarım uygarlığını götüren Etrüsk Türkleri ise, bugünkü Yunanistan’a giderek oranın ilk yerlilerini oluşturanlar da Pelask Türkleri idi ve Latin alfabesinin ilk türünü kullanıyorlardı. Devlet adamı ve hukukçu olan Türkçü Prof.Dr. Sadri Maksudi Arsal’ın kızı olan Adile Ayda, Roma Elçisi iken yaptığı bu inceleme ve saptamaları Fransa’da yapılan Dünya Türkoloji Kongresine sunmuş ve kabul edilmiştir.

           Kongre Başkanı olan Maarif Vekili(Milli Eğitim Bakanı) Esat SAGAY şu saptamayı yapıyor; “ Malumu alileridir ki tarih, bütün kültür ilimlerinin temelidir. Bir millet, geçmişte olan biteni, memleketini ve dilinin, edebiyatının, sanatlarının ve idari, içtimai(toplumsal), siyasi, medeni varlığının menşelerini(köken) ve bunların muhtelif ahval(durumlar) tesiri altındaki seyirlerini ancak tarihten öğrenebilir. Şimdiye kadar okumuş olduğumuz kitaplardan hemen birçoğunun tercüme ve iktibas(alıntı) edilmiş olan asılları ise bu maksada taban tabana zıt olarak hakikati ve Türk milletinin varlığını ve benliğini ve cihan medeniyetine olan hizmetlerini tebarüz ettirmekten(görünmek), herhangi bir sebeple, uzak bulunmuş idi.” (2) Açık olarak; yabancı, özellikle de Batılı tarihçiler, Türk uygarlığının yüksek niteliklerini yazmamışlardır. Osmanlı döneminde okunan ve okutulan tarih kitapları da yabancı tarihçilerin eksik veya yanlış yazdıkları kitapların çevirisidir.

          Bu tarih yıkımına örnek olarak Ahmet Hikmet Müftüoğlu tarafından yazılmış olan “Gönül Hanım” adlı öykü de benzer bir gerçeği anlatmaktadır. Birinci Büyük Savaş’ta Kafkas Cephesinde tutsak olup Sibirya’daki bir kampa götürülen Üsteğmen Mehmet Tolun ile Tatar Türkü kızı Gönül arasındaki aşk ile Türkçü bir Macar Kontu ve Gönül hanımın abisi Bahadır beğle birlikte Orkun Anıtlarına gidişlerinin anlatıldığı bu öykü, anıtların Çinliler tarafından çamurla sıvanarak gerçeğinden ayrımlı(farklı) hale getirilişine vurgu yapmaktadır. Gönül Hanım Atatürk’ün buyrukları ile basılmış ve okullarda okutulmuştur. Bugün ise yayınevlerinde veya kitapçılarda bulmak neredeyse olası değildir. Atatürkçü olmakla kıvanç duyduğunu duyuran bazı televizyonların överek sattıkları öyküler arasında da bulunmadığı gibi sattıklarının çoğu yabancıdır veya bazı yazarları Türklükle ve Atatürk’le sorunludur.

  • Birinci Türk Tarih Kongresi, T. C. Maarif Vekaleti, 1932, Sf.29 
  • Birinci Türk Tarih Kongresi, T. C. Maarif Vekaleti, 1932, Sf.5 


SIRADAKİ HABER
}