HaberlerMİLLÎ EĞİTİM-KÜLTÜR VE SAN'AT

MİLLÎ EĞİTİM-KÜLTÜR VE SAN'AT

Yazarımız M. Halistin Kukul kaleme aldı...

+
-
MİLLÎ EĞİTİM-KÜLTÜR VE SAN'AT

     Millî eğitim sistemindeki başarıyı, dünyanın gelişmiş devletlerinin ölçülerine göre, zamanının değerleri seviyesine çıkaramayanların diğer sahalarda başarı göstermesi inandırıcı değildir.

     Maârif; bir devletin hem düşünce merkezi ve hem de hareket merkezidir. Bunun başarısızlığı, devletin diğer kollarını da bağlar, faaliyetlerini aksatır, noksan bırakır.

       Bu bakımdan, bütün değerler bir yana, başlıbaşına/yalnız başına/tek başına ‘millî eğitim’, onların hepsinden üste çıkar, ağır gelir.

     Millî eğitimi başarısız devletin hiçbir müessesesinde ‘sağlıklı bir istihdam’ mümkün olamayacağı için, vaziyet, gündelik dalgalanmalarla idâre edilerek sürdürülecektir. Liyâkatın yerini iltimas alacak ve her sahadaki iş gücü yerlerde sürünecektir.

     Millî eğitim, “insan” demektir: İnsanın iyi yetişmesi/yetiştirilmesi demektir. Hem ahlâkî, hem medenî ve hem de bilgi yönünden çok donanımlı insanların bulunduğu bir cemiyet, her sahada verimli olacağı için, huzurlu da olur.

       İnsanını; zekâsına, becerisine/kaabiliyetine ve arzusuna göre yetiştirip meslek sahibi yapamayan devlet, hiçbir sahada başarı sağlayamaz, huzurlu ve güvenli olamaz. Çünkü...

      Sağlıktan hukuka, inşaattan edebiyata, felsefeden mûsıkîye, futboldan astronomiye, denizcilikten havacılığa, ziraatten askerliğe, siyâsetten güzel san’atlara kadar her şey,  ‘maârif’in eseridir.

     Bu bakımdan; kim ki, hangi devlet ki, ‘öğretmenine ve öğretim üyesine’ gereken değeri vermez, ihtimam göstermez, çocuklarına ve gençlerine de değer vermez demektir.

    Ve kim ki, bunlara değer vermez, kendi ülkesini tehlikeye atar, bâdireler yaşamasına sebebiyet verir demektir.

     Türkiye’miz; PİSA ölçülerine göre, dünyada en gerilerdedir. Türkiye’miz; üniversiteler seviyesinde, dünyada, yine gerilerde bulunuyor. İlk beşyüze bir-iki üniversitemiz girince seviniyoruz.  

      Bu hususta, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri merasiminde konuşan CB Erdoğan, 2016’da şöyle demişti: “Sâdece iki alanda arzu ettiğimiz seviyeye ulaşamamış olmaktan fevkalâde üzgünüm, bunlardan biri eğitimdir, diğeri kültür sanattır.” (Hürriyet GÜNDEM, 28 Aralık 2016-12.51)

     Bu haberde, mevzûnun içinde kalarak bir hususa dikkat çekmek istiyorum. “ödül”ün adı, “Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri”...Peki, bu “büyük”lük nereden geliyor?!

     Eğitimde geri oluş, kültür ve sanatta da kendini göstermez mi? Kültür-sanat dediğimiz mefhûm, eğitimin bir unsuru, bir icâbı değil mi? Şiir, tiyatro, mûsıkî, mîmârî, hat, resim...hangisi eğitimsiz olabilir?

     206 üniversitesi ve üniversitelerinde de on milyona yakın öğrencisi bulunan bir ülkenin eğitimi nasıl geri olabilir, düşündük mü?  Geri olursa, ilerde neler yaşanabileceğini de düşündük mü? Bina yapmakla iş yürümüyor: Öğretim üyesi olacak, kütüphâneleri, laboratuvarları olacak, s(ı)por tesisleri , konferans salonları olacak!..

        Sınıflardan, akın akın buralara yürünecek!..

        Öğretim üyesiz üniversite açar ve kapısına “üniversite” yazarsanız ve mevcut üniversitelerinizde de öğretim üyesi kadronuz yerterli olmazsa, gelinen nokta burası olmakta hiçbir şüphe kalmaz!..

     Böyle bir durumda ise, Millî Eğtim Bakanı, öğrencilerin “sırt çantaları”yla meşgûl oluyor. Bu hususta, yine ilgimi çeken bir haberi paylaşmak istiyorum:

      “MİLLÎ Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 2019-2020 Eğitim Öğretim Yılı Mesleki Çalışma Programı’nın başlangıcı dolayısıyla  Eğitim Bilişim Ağı (EBA) üzerinden canlı yayında, okullarda ders başı hazırlığı yapan 1 milyon öğretmene seslendi. Konuşmasını Ankara Elmadağ’daki bir okulda yeni tasarlanan öğretmenler odasından yapan Selçuk, buradan öğretmen odalarının iç tasarımında yaptıkları bir dizi yeniliğe ilişkin bilgiler paylaştı. Öğretmenler odasında geçirilen zamanın kendileri için önemine işaret eden Selçuk, “Bu yüzden daha rahat edebilecekleri, keyifli ve üretken vakit geçirebilecekleri, bireysel ihtiyaçlarına da uyumlu bir oda tasarlayalım istedik. Pek çok öğretmenimizin de görüşünü aldık. İmkânlarımızın elverdiği ölçüde tüm öğretmen odalarının benzer şekilde tasarlanacağı bilgisini de vermek isterim.” (Bknz. AA’dan, Yeniçağ Gazetesi, 03 Eylül 2019, Sf. 11)

      Şimdi soralım: Millî Eğitim’deki ‘reform’lardan biri bu mudur? Herkese, küçük bir dolap gözü ve bir sandalye verilen öğretmen odalarında, öğretmenin teneffüs arasında geçireceği zamandaki “keyif” veya “üretken”likten ne olacak? Ek ders ücreti alamadan geçinmeye çalışan öğretmenin ‘sabaha kadar’ çektiği uykusuzluğu iyi bilirim!..

       Öğretmen odalarının tanzîmi işi, Millî Eğitim Müdürü’nün bile değil, Okul Müdürü’yle, Okul Âile Birliği’nin işi değil midir?

       Bir de, şu “birey-sel” ne demek, onu, pek çözemedim. Orhun Kitâbeleri’nden Yûnus Emre’den, Mehmet Âkif’ten, Yahya Kemal’den, Necip Fâzıl’a kadar gelen bu kelimenin mânasını, uydurmaca sözlüklerine baktım, karşısında, “kişi, şahıs, fert, zat” yazıyor da, bunlardan hiçbiri değil de, ‘Niçin bu yanlış ve uydurma kelime?’ diye düşündüm.

      Efendim; öğretmen liselerini açabilecek misiniz? Bunun üzerine eğitim/öğretmen fakültelerini en yüksek puanlı öğrencilerden seçebilecek misiniz? Her seviyeli okul kitaplarını, önce bilgi yığınından, sonra uyrudurma kelimelerden ve ardından da hantallıktan kurtarabilecek misiniz?

      Taşımacı sistem denilen dolmuşçu sistemi kaldırıp, çocuklarımızı yürüme mesâfesinde, gün ışığında okula götürüp yine gün ışığında evlerine geri getirebilicek misiniz? Öğretmenlerin ve hâliyle öğretim elemanlarının (öğretim üyelerinin, öğretim görevlilerinin ve okutmanların) kadro derecelerine çâre bulabilecek misiniz?

      Üçyüz bini bulan öğretmen adayı atama beklerken, Eğitim Fakülteleri’ne bunca öğrenci almanın ölçüsü nedir? Yüzonüç hukuk fakültesi Türkiye için fazla değil midir? Ziraat memleketi diye anılan Türkiye’mizde Ziraat Fakültesi mezunları niçin başka işe tevessül etmektedir? Polislik ve Yedek Astsubaylık bu gençler için çıkış yolu mudur?

      Millî Eğitim Bakanı’nın bu beyanından birkaç gün sonra da, yazılı ve görülü yayın organlarında şu haber yer aldı: “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, dün Eskişehir’de Odunpazarı Modern Müzesi’nin açılış törenine de katıldı. Erdoğan burada yaptığı konuşmasında şunları söyledi: “(...) Türkiye, geçen 17 yılda her alanda en büyük yatırımlara, en büyük eserlere, en büyük hizmetlere kavuşmuştur. İki konuda nispeten hedeflerimizin gerisinde kaldık; biri insan yetiştirme olan eğitim diğeri insanı zenginleştirme olan kültür-sanattır. “ (Bknz. Hürriyet Gazetesi, 08 Eylül 2019, Sf. 12)

      Başka söylenecek sözümüz yok!..Sâdece şu var ki, burada da, “Müze”den önce gelen “Modern” kelimesi fazla olmuş!..



SIRADAKİ HABER
}