HaberlerANAYASA VE MAHKEMESİ... SIKINTILI İLİŞKİ

ANAYASA VE MAHKEMESİ... SIKINTILI İLİŞKİ

Yazarımız Mehmet Ali Bayar kaleme aldı...

+
-
ANAYASA VE MAHKEMESİ... SIKINTILI İLİŞKİ

Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Yüksek Hakim Zühtü Arslan, bugün yaptığı basın toplantısında birçok rakamla bezenmiş çok önemli açıklamalarda bulundu. Aslında, bir ülkenin Anayasa Mahkemesi  başkanı her konuştuğunda –ki demokrasilerin çoğunda konuşmazlar- ülkenin bütün gündeminin durması, dikkatlerin o yöne çevrilmesi ve tüm TV kanallarının da o konuşmayı naklen yayınlaması gerekir.

Zira, Demokrasi fikri üç temel kavramın üzerinde yükselir: Halk İradesi; Yargı Bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü; Hür Basın...

Halk İradesi, yönetenlerin barış içinde, kansız, entrikasız, doğrudan halk oyuyla değiştirilebilmesinin ve ülkenin o iradeye dayanılarak yönetilmesinin temel şartıdır.

Yargı Bağımsızlığı ve Hukukun Üstünlüğü, bu iradenin ve vatandaşın haklarının korunması, yönetenlerin hukuk çerçevesinde denetlenmesi, sulh ve sükûnun hukuk sayesinde sürdürülebilmesi için temel şarttır.

Hür Basın, bir demokrasinin nefes alması, yaşam suyu bulması ve halkın avukatlığı için temel şarttır. Hür Basını da Hukuk ve Bağımsız Yargı, koruyacak ve denetleyecektir.

Bu temel kavramların tümünü koruyacak ve yaşatacak olan da Anayasa’dır.. Dolayısıyla ülke demokrasi olacaksa, Anayasa da demokratik olmalıdır. Ülke Hukuk devleti olacaksa Anayasa da Hukuk Devletini kuracak ve koruyacaktır. Ülke barış ve huzur içinde yaşayacak, vatandaşlar hür ve onurlu vatandaşlar olacak ise, Basın onlar adına onların bilmediğini, duymadığını yazacak, sorgulayacak, konuşacak ve konuşturacaktır.

Basit gibi görünen bu dengenin sağlanabilmesi için insanlık yüzyıllarca çok kan döktü, acılar çekti, büyük çalkantılar yaşadı.

Anayasa Mahkemesi olarak tanımlanan kurum bu yapının kan damarlarıdır; kalbi Meclis’tir, beyni Devlettir. Üçü de olmazsa bu yapı yaşamaz. Üçünden biri rahatsız ise bu yapı hastalıklıdır. Üçünün de uyumu bünyeyi sağlıklı kılar, yaşatır, güçlendirir.

Anayasa Mahkemesi, Kuvvetler Ayrılığı kavramının anahtarıdır. Zira, Yasama ve Yürütme her sistemde birbiriyle yakın ve hatta organik ilişki içindedir ve iş bölümleri çoğu zaman birbirinin içine geçen karakteri haizdir. Mesela, bizim sistemimizde Yürütme aynı zamanda Yasama’yı da rahatlıkla kontrol edebilmekte, İktidar partileri ve ortakları Yasama’nın gündemine hakim olabilmektedir. Oysa, gerçek demokrasilerde parlamentolar kendi iradelerine, gündemlerine ve kararlarına hakim olabilecek ve İktidarların Yasamayı kontrol altına almasına mani olabilecek iç düzenlemelere ve bağımsızlığa sahip olabilmektedir. Amerikan Kongresi, İngiliz Avam Kamarası, Fransız Milli Meclisi, diğer tüm işlevsel demokrasilere Kuvvetler Ayrılığı meselesinde emsal teşkil eden üç temel kurumdur.

Anayasa Mahkemeleri ise (bazı ülkelerde Yüksek Mahkeme olarak adlandırılır), en üst hukuk mercii olarak, Kuvvetler Ayrılığı ilkesinin ihlal edildiği, vatandaşların haklarının Devlet karşısında daha alt mahkemelerde layıkıyla korunamadığı ve Anayasa’nın ihlal edildiği iddialarında son karar merciidir de. Tabiatıyla, kanunların denetiminde “yerindelik” kavramını ihlal etmeden tekrar görüşülmelerini talep edebilir.

Şimdi gelelim, Sayın Arslan’ın Başkan olarak bugün verdiği bazı rakamlara ve bunların ardında yatan vahim tabloya..Sayın Arslan diyorki: “Anayasa Mahkemesi önünde bekleyen bireysel başvuru sayısı 47 bindir. Bu başka hiçbir ülkenin yüksek mahkemesiyle mukayese edilemeyecek derecede yüksek bir rakamdır ve Anayasa Mahkememizin üzerinde büyük bir yüktür. 47 hakimli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 47 (yazıyla kırkyedi) üye ülkesinin AİHM önündeki toplam bireysel başvuru sayısının 67 bin olduğu düşünüldüğünde bu yükün büyüklüğü daha iyi anlaşılabilecektir.” Sayın Başkan, nezaket göstermiş ve bu rakamın ülkemizin hukuk sistemi ve demokrasisi bakımından ne kadar vahim, utanç verici ve tehlikeli olduğunun takdirini kamuoyuna bırakmış, Yüksek Hakim olarak, siyasi yorumda bulunamayacağı için...

Anayasa Mahkemesi’nin önünde neden bu kadar fazla bireysel başvuru var? Vatandaşların hukuku alt mahkemelerde neticelenemediği için..Bu sayı genelde neden bu kadar yüksek? Vatandaşların hakları Devlet tarafından Anayasa’ya rağmen fütursuzca ihlal edilebildiği için mi acaba? Bu durum Demokrasimiz açısından ne ifade ediyor? Demokrasimiz vatandaşına hukuk güvencesi sağlayamıyor.  Anayasa kuvvetler ayrılığı vaz ediyor, Mahkemesi denetimde büyük bir yükün altında, Anayasa’nın bu vazına rağmen Türkiye Avrupa’nın vatandaşlarının hakkı en fazla ihlal edilen ülkesi.

Şimdi soralım: Demokrasimiz işliyor mu?



SIRADAKİ HABER
}