HaberlerBİRİNCİ TÜRK TARİH KONGRESİ-2

BİRİNCİ TÜRK TARİH KONGRESİ-2

Yazarımız Vedat Çınaroğlu kaleme aldı...

+
-
BİRİNCİ TÜRK TARİH KONGRESİ-2

             Atatürk’ün buyrukları ile 1932 yılında yapılan ve 9 günde tamamlanan Birinci Türk Tarih Kongresi’ni bu köşede birkaç bölümde tam olarak anlatabilmek olası değildir. Büyük boy 630 sahifelik sunuş, görüş ve tartışmalara Türkiye’nin hemen her yerinden üniversite, öğretmen okulu ve liselerdeki tarih öğretmenleri, hukukçular, tıp doktorları, edebiyatçılar, ilahiyatçılar, sanat tarihçileri ve müze müdürlerinden oluşan 350 kadar bilim adamı katılmıştır. Aralarında antropologlar(insan bilimci), jeologlar(yer bilimci) ve arkeologlar(kazı bilimci) vardır. İncelendiğinde; O güne kadar Türk ve Dünya tarihi üzerinde çalışmalar yapmış tüm yabancı bilim adamlarının eserleri ile ilgili şaşırtıcı ayrıntılara dikkat çekildiği görülmektedir.

            İkinci oturumda konuşan Afet İnan; Raoul Blanchard, Rene Gerin, Eugene Pittard, Henry Martin, Jacques de Morgan, Abel Rey, Andre Berthelot’un çalışmalarından örnekler verdikten sonra sözlerini şu cümlelerle sonlandırır: “ Kafasını ve vicdanını, en son terakki(yükseliş) şuleleri(alev) ile güneşlendirmeye karar vermiş olan bugünün Türk çocukları biliyor ve bildireceklerdir ki, onlar, 400 çadırlı bir aşiretten değil, on binlerce yıllık, medeni ve yüksek bir ırktan gelen yüksek kabiliyetli bir millettir. Bir de şunu iyi bilmek lazımdır ki, kadim Etilerimiz, atalarımız, bugünkü yurdumuzun ilk ve otokton(yerleşik) sakini ve sahibi olmuşlardır. Burasını binlerce yıl evvel ana yurdun yerine öz yurt yapmışlardır. Türklüğün merkezini Altaylardan Anadolu- Trakya’ya getirmişlerdir. Türk Cumhuriyetinin sarsılmaz temelleri bu öz yurdun çökmez kayalarındadır. Bu mukaddes yurdun öz varisi, o büyük, yüksek, asil Türk kavminin genç ve dinç çocuklarıdır; Biziz! “

            Şu soruyu yanıtlamak gerekiyor: “ Kongrede neden yabancı bilim adamlarının eserleri incelenerek kararlar alınmıştır? Türk tarihçilerinin çalışmaları yok muydu? “ Yoktu! İslamiyet sonrası Arapların Türkistan’a yaptıkları saldırılarda(özellikle Emeviler dönemi), Irak ve Suriye’de irticacı IŞİD’in yaptığı gibi, kıygı(zulüm) ve kırım(katliam) yanında yazılı ve görsel eserleri de yakıp yıktılar. Osmanlı döneminde de tüm bilim alanlarında olduğu gibi, Türk tarihi ile ilgili gerçek çalışmalar yapılmadığı için 1935 yılında Dil Tarih Coğrafya Fakültesi öğrenime açılana kadar Türk bilim adamı yetiştirilmesine yönelik bir istenç(irade) yoktur. Osmanlı döneminde “tarihçilik” adı altında yazılmış “anı saptamalarına” da tarihçilik denilemeyeceği gibi utanılacak anı örnekleri de vardır. Atsız’ın yayınladığı “Aşıkpaşazade Tarihi” bunlardan birisidir.

            Üçüncü oturumda söz alan Prof. Dr. Fuat Köprülü: “ Tarihini yabancıların gözü ile gören bir millet manevi esaretten kurtulmamış demektir. Memleketimizde son birkaç sene zarfında büyük Gazi’nin irşadı(uyarma) ve teşviki(özendirme) ile başlayan ‘milli tarihimizi yeniden yaratmak’ faaliyeti, bizde de maddi kurtuluştan sonra manevi kurtuluş mücadelesine başlandığını gösteriyor. Herkesin, her muallimin(öğretici), her münevverin(aydın), her mütefekkirin(düşünür) kudreti(gücü) nispetinde bu mücadeleye iştirak etmesi, elinden geldiği kadar bu büyük işe küçük bir yardımda bulunması milli bir vazifedir. “ “ O halde diyeceğiz ki, Asya brakisefallerin ocağıdır. Bunlar Alp adamı tipidirler. Ve Türk de bu tiptir. “

            Birinci bölümde belirttiğim gibi; Bilim çalışmalarını yabancı tekellerinin onayına bırakan YÖK, Adile Ayda’nın “Türklerin İlk Ataları’nda” olduğu gibi, Kazım Mirşan’ın çığlıklarının da ne yazık ki yeterince gerçek görülmemesine neden oldu. Oysa Kazım Mirşan, kaya yazıtlarına dayanarak  M.Ö. tarihlerdeki Türk uygarlığına ilişkin önemli bilgiler vermişti. Örneğin; M.Ö. 7nci ve 6ncı yüzyıllarda Altaylar’dan Çanakkale’ye kadar uzanan coğrafyada Bir Oy Bil adında Türk Devletinin egemenliğini kaya yazıtlarını okuyarak bildirmişti. Erzurum “Cunni Mağarası” kaya yazıtlarına dayanarak Mısır’daki “Hiyeroglif” yazısının Türk yazı kaynaklı olduğunu savunmuştu. Bu gerçekler Birinci Türk Tarih Kongresi’nde de yabancı tarihçilerin saptamalarından örnekler verilerek belirtilmiş ancak Atatürk’ten sonraki tarih çalışmaları ve öğretiminde, ilginç bir şekilde, yabancı uygarlıkların eserleri olarak sunulmaya devam edilmiştir. Konuyla ilgili ayrıntılar, “Ceviz Kabuğu” adlı televizyon izlencesinin(program) yazılı hali olan Hulki Cevizoğlu’nun “Tarih Türklerde Başlar” adlı kitabından okunabilir.

       Aynı gün dilbilimci Samih Rıfat’ın kusursuz bir Türk Dili çözümlemesi yaptığı görülmektedir. Samih Rıfat’ın söylevinden birkaç örnek: “ Akdeniz milletlerini ırki şahsiyetinde toplayan Pelasklar, Orkun Türkleri gibi kendilerini yerle göğün çocuğu addediyorlardı.”  ”Yunan an’anelerinin(gelenek) bize Fenikeliler adı ile tanıttığı kavim, ne cenubi(güney) Avrupa’ya yazıyı getirdikleri, ne de Yunanistan antik kıtasında ve adalarda ve İtalya yarımadasında şehirler tesis ettikleri zaman tek bir unsur halinde bulunuyorlardı. Başlarında bilhassa Türkler mevcuttu.” “ Şurası muhakkaktır ki, kablettarih(tarih öncesi) ananelerin Fenikeliler ismi altında topladığı gemici, akıncılar Türklerle beraber ve çok defa onların hakimiyeti altında hareket ediyorlardı. Sardunya Adasını ilk defa işgal eden ve İber Yarımadasından gelen kahramanların başındaki efsane rehberin adı Yolauz’dur. Kelimenin Türkçe’de Peygamber, yol gösterici ve kılavuz manasına kullanılan Yalavaç ve Yolağuç’tan başka bir şey olduğu iddia edilebilir mi? Kısmen Mısır ve şimali(kuzey) Afrika yolundan, kısmen cenubi(batı) Anadolu’dan gelen Fenikeli Türkler milattan evvel 15nci asırda Avrupa sahillerine geçerken şarktan(doğu) gelen Türk İskit istilaları da şarktan garba ilerleyip duruyordu. Bizi şimdiye kadar yanıltan çok mühim sebeplerden biri de garp müsteşriklerinin(doğu bilimci) Türk adının ancak yedinci asırda Gök Türklerle meydana çıkmış olmasına ait fikirlerdir.”

        Samih Rıfat’ın Türk Dili söylevini yazmışken, 26 Eylül Türk Dil Bayramını da kutlamalıyım ve Atatürk’ün konuyla ilgili sözlerini anımsatmalıyım: “ Türk milletinin dili Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve kolay okunabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sevip onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk Dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sonsuz felaketler içinde ahlakını, göreneklerini, anılarını, çıkarlarını, kısacası; bugün kendisini millet yapan her niteliğinin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk Dili, Türk ulusunun yüreğidir, beynidir.”



Samsun'da Kıbrıs gazisine madalya ve berat verildiGÜNCEL
Samsun'da Kıbrıs gazisine madalya ve berat verildi
Suriye sınırına askeri sevkiyatGÜNCEL
Suriye sınırına askeri sevkiyat
SamsunHaberTV Genel Yayın Yönetmeni Osman Kara yazdıGÜNCEL
SamsunHaberTV Genel Yayın Yönetmeni Osman Kara yazdı
Samsun Gıda Fuarı kapılarını açtıGÜNCEL
Samsun Gıda Fuarı kapılarını açtı
Havza'ya 10 milyon avroluk yatırım!GÜNCEL
Havza'ya 10 milyon avroluk yatırım!
SIRADAKİ HABER
}