HaberlerALLAH'A HAVALE ETMEK!

ALLAH'A HAVALE ETMEK!

Genel Yayın Yönetmenimiz Osman Kara kaleme aldı...

+
-
ALLAH'A HAVALE ETMEK!

Rahmetli Muzaffer Özdağ Ağabey yıllar önce dikkatimi çekmişti “dinler arası diyalog” söylemindeki yanlışlığa. “Allah’ın dinleri arasında kavga mı var ki diyalog için çalışılsın. İslamiyet bütün ilahi dinleri kavrayıcı ve tamamlayıcı olarak gönderilmiştir. Çekişme ya da kavga ilahi olan dinler arasında değil beşeri olan medeniyetler arasındadır. Bizim medeniyetimiz dün en ileri, en üstün medeniyetti. Ne yazık ki hatalarımızla yerimizi kaybettik. Beşeri hatalarımızı Allah’a fatura edemeyiz” demişti.

Mehmet Akif Ersoy bir asır önce yakalamış beşeri zaafımızı; Safahat’ta uzun uzun yakınır “tevekkül” perdesi arkasına gizlenmiş miskinliğimiz, cehaletimiz, tembelliğimiz ve korkaklığımızdan. O sadece bir büyük vatansever değil aynı zamanda kuvvetli bir iman sahibi ve müthiş bir sosyal gözlemci. Çağını çok iyi okumuş, gözlemlemiş, anlamış ve anlatmış.

“Her işi Allah’a havale etmekle sorumluluktan kurtulacağını sanan sözde tevekkül erbabına “Başın sıkıldı mı, kâfi senin o nazlı sesin:/ “Yetiş!” de kendisi gelsin, ya Hızır’ı göndersin!/ Evinde hastalanan varsa, borcudur; bakacak;/ Şifa hazinesi derhal oluk oluk akacak./ Demek ki her şeyin Allah… Yanaşman, ırgadın O;/ Çoluk çocuk O’na ait, lalan, bacın, dadın O;/ Vekîl-i harcın O; kâhyan, müdîr-i veznen O;/ Alış seninse de, mes’ûl olan verişten O;/Denizde cenk olacakmış… Gemin O, kaptanın O;/ Ya ordu lâzım imiş… Askerin, kumandanın O;/ Köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı O;/ Tabîb-i aile, eczacı… Hepsi hâsılı O./ Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!/ Biraz da saygı gerektir… Ne saygısızlık bu?/ Hüdâ’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hüdâ;/ Utanmadan da tevekkül diyor bu cür’ete… Ha?” der. Acıdır ama ne yazık ki gerçektir ve de dünden bugüne devreden en büyük zaafımızdır.

Sen sus sevgili kardeşim, konuşma, itiraz etme, hesap sorma, zalimi, zorbayı, arsızı, uğursuzu, hırsızı Allah’a havale et. Öyle ya Merhum Akif’in deyişiyle “Yetiş” de, ya kendisi gelir ya da Hızır’ı gönderir nasıl olsa!!!

Arsıza, uğursuza karşı bu korku, bu suskunluk, bu teslimiyet. Ve de hırsızlığı kanıksama. Namusuna tevdi edilen kamu hazinesini soyanla soyduran ve de bunu görüp de susan arasında ne fark vardır acaba? Hukuk açısından farktan bahsetmiyorum, ahlaki açıdan, inanç ve iman açısındandır bahsettiğim suçluluk hissi. Varsa tabii.  

Nazım Hikmet bu suskunluk karşısında “Bu Dünyada, Bu Zulüm senin Sayende./ ve Açsak, Yorgunsak, Alkan İçindeysek Eğer/ ve Hâlâ Şarabımızı Vermek İçin Üzüm Gibi Eziliyorsak/ kabahat Senin,/             — Demeğe De Dilim Varmıyor Ama —/ kabahatin Çoğu Senin, Canım Kardeşim!” der. Bu da acıdır ama ne yazık ki bu da gerçektir.

Kabahat söz konusu olunca “avam mı, havas mı?” yani “halk mı aydın mı?” sorusunu sormamak olmaz. Münevver demiyorum, o kavram az sayıdaki istisnalarının dışında lügatimizden ve hayatımızdan çıkalı çok oldu.

Elbet avam değil, havas, elbet halk değil, aydın ve de aydın geçinenler. Kanaat önderleri, siyasiler, sivil toplum ve meslek kuruluşları yöneticileri ve de akademisyenler ve diğerleri… Halkın aldanışlarının günahı da onların boynundadır.



Samsun'da Kıbrıs gazisine madalya ve berat verildiGÜNCEL
Samsun'da Kıbrıs gazisine madalya ve berat verildi
Suriye sınırına askeri sevkiyatGÜNCEL
Suriye sınırına askeri sevkiyat
SamsunHaberTV Genel Yayın Yönetmeni Osman Kara yazdıGÜNCEL
SamsunHaberTV Genel Yayın Yönetmeni Osman Kara yazdı
Samsun Gıda Fuarı kapılarını açtıGÜNCEL
Samsun Gıda Fuarı kapılarını açtı
Havza'ya 10 milyon avroluk yatırım!GÜNCEL
Havza'ya 10 milyon avroluk yatırım!
SIRADAKİ HABER
}