HaberlerMİLLÎ EĞİTİMİMİZ ÇIKMAZDA MI?

MİLLÎ EĞİTİMİMİZ ÇIKMAZDA MI?

Yazarımız M. Halistin Kukul kaleme aldı...

+
-
MİLLÎ EĞİTİMİMİZ ÇIKMAZDA MI?

 

    Her nereye göz atsam benzer haber, benzer ifade ve benzer yorumlarla karşılaşıyorum. Başta, Devlet’in en selâhiyetlisi ve mes’ulü olarak Cumhurbaşkanı, “eğitim, kültür ve sanatta arzu edilen seviyeye” ulaşılamadığını (Bknz. Hürriyet GÜNDEM, 28 Aralık 2016-12.51/Hürriyet Gazetesi 08 Eylül 2019, Sf. 12) söylüyor.

      Bir toplum ve onu idâre edenler, başarıyı, ‘normal’de/vasat’ta/orta’da arıyor ve onunla iktifâ etmek istiyor ve buna râzı geliyorsa, dâvâyı baştan kaybetmiştir demektir. Yâni; on üzerinden dörtleri-beşleri; yüz üzerinden kırkları-ellileri hedefliyorsanız, o da, daha işin başındasınız demektir.

      Dünyânın gelişmiş ülkelerinin ulaştığı merhaleyi yakalamak ve geçmek için, hedefiniz, yüzde yüzün üzerine çıkmak olmalıdır. Daha mükemmel bir sistem, daha çok çalışmak/okumak, daha liyâkatlıyı ön safa almak, her sahanın öğretim elemanını çağın gereklerine göre yetiştirmek, hedef olmalıdır. Mükemmeli değil, en mükemmeli yakalamak, onu aşmak ve “O mertebede, yalnız ben, bulunabilirim/bulunmalıyım!” olmalıdır.

        Çok söyledim ve tekrar söylüyorum ki, “öğretmen” ve “öğretim üyesi” mes’elesini hâlledemeyen bir sistem, asla ve kat’iyyen başarıya ulaşamaz.  Bu hususta, okuduğum bâzı ciddî görünümlü yazılarda da kafa bulandırıcı  görüşlere rastladım. Meselâ, biri diyor ki, subaylıkta olduğu gibi, “kurmay öğretmenlik” getirebilir. Bir görüştür elbette, ammâ, öğretmenlik tek kademe öğretmenliği değildir. İlk, orta ve lisesi var. İyi de, Askerî Liseler, Harp Okulları ve Harp Akademileri nerede? Kaldı ki, öğretmenliğin ‘kurmaylığı’ öğretim üyeliği’dir. Bizde, ne yazık ki, ikisi de arzu edilen sayı ve seviyede değildir.

      Dîğer taraftan; Millî Eğitim Bakanlığı ve üniversitelerimiz, çâre aramak, bulmak, teklif etmek ve uygulamak yerine, sâdece şikâyet etmekte ve tedâvî adına göstermelik icraatlarda bulunmaktadırlar.

     Yakın zamanki ve daha eski yıllardaki yazılarımdaki görüşlerimi tekrar etmek istemiyorum. Okunduğu zaman görülecektir ki, aksaklıklar da çözüm yolları da o yazılarda ifade edilmiştir.

    22 Eylül 2019 tarihli bir İstanbul gazetesinde, bir öğretim üyesi, “Eğitim Adına Alınan Tedbirler Niçin İşe Yaramıyor?” başlıklı yazısının hulâsasında şöyle diyor:

          “Şu an eğitim yükünü tamamen okulların omuzuna atmış olmanın acı çaresizliğini yaşıyoruz. Bu topraklara ait olamayan zararlı fikirler ve yanlış inançlar/ideolojiler birkaç neslin heba  olmasında sebep olurken toplumun kanaat önderleri hâlâ sessizliğini koruyarak sanki ortada duran cenazenin kaldırılmasını bekler gibi çaresiz durumu sadece uzaktan izlemektedirler.”

      Tabiî ki, önce şunu söylemeliyim ki, “Eğitim Adına” hangi “tedbirler alın”mıştır ki, bunlar “bir işe yaramıyor?”

            Bu cümlelerin hiçbirinde çözüm yoktur. Kaldı ki,  sonuç bölümündeki görüşler de çok sathîdir. Birincisi; “Şu an eğitim yükünü tamamen okulların omuzuna” kim “atmış”tır ve bunun “acı çâresizliğini yaşama”mıza kim sebep olmuş ve olmaktadır? Niçin söylenmiyor?

       İkincisi: eğer bir üniversite mensubu olarak çâre bulmak ve söylemek mahâret, bilgi  ve tecrübesine sâhip olunmuyor ve yine öğretim üyeleri bu sahanın en zirvesinde bulunanlarsa, “toplumun kanaat önderleri” denilen kişilerin kim olabileceğinin belirtilmesi gerekmez mi?

      Millî eğitimin “kanaat önderleri”, şâyet üniversite mensupları ve  bu sahada tecrübeli öğretmenler değilse, kimler olabilir?

      Peki, bu kişilerden fikir beyan eden -az sayıda- kişi bulunsa da, bunların fikirlerine itibar ediliyor mu? Meselâ, senelerden beri dile getirdiğimiz, “Öğretmen Okulları/liseleri niçin kapatıldı ve niçin açılmıyor?” sorumuza bir cevap veren oldu mu? Niçin verilmedi?

        Üç: Bu “kanaat önderleri” denilenler-her kim kastediliyorsa- niçin ve hangi sebeple “hâlâ sessizliğini korumakta”dırlar? Korktukları bir şey mi vardır? Bunlar, nasıl ‘önder’dirler ki, fikir beyan etmezler?!

      Dört: Belki de en mühim husustur ki, o da, “ortada duran cenaze” diye işâret edilen “maarif sistemi’ni kim bu hâle getirdi? Bu, basit bir ithâm değildir!..

         ”Ortada duran cenaze” demek, artık ‘ümit kesilmiş’ demektir. Millî eğitimimiz gerçekten bu durumda mıdır?

       Evet, “ortada duran cenâze”, elbette sâdece bu son yıllara mahsus değildir ammâ, son onyedi  yılda millî eğitimin idâresinin teslim edildiği yedi kişiye bakıldığı zaman görülecektir ki, üçü hâriç dîğer dördü “profesör veya doçent” ünvanlı kişilerdir. Erkan Mumcu (ilk 4 ay bakanlık yapmıştır), Nimet Çubukçu ve İsmet Yılmaz hâriç, Hüseyin Çelik doçent, Ömer Dinçer, Nabi Avcı ve Ziya Selçuk profesör ünvanlı bakanlardır.

     Peki; “ortada duran cenâze”yi kim kaldırmalı idi? Niçin kaldırmadılar/kaldıramadılar? Hattâ, iş, “cenâze” safhasına gelinceye kadar, ‘hasta’ya, niçin el uzatılmadı?

      Şu anda, bu “cenaze”ye uzanan bir elin varlığına şâhit olabiliyor musunuz?

     Ayıp mı desem, günah mı desem, yazık mı desem, ne desem bilmiyorum!!!



Atatürk'e hakaret ettiği iddia edilen Hasan Uzunlar kendini savunduGÜNCEL
Atatürk'e hakaret ettiği iddia edilen Hasan Uzunlar kendini savundu
İskeleden düşen işçi İsmail Can yaralandı GÜNCEL
İskeleden düşen işçi İsmail Can yaralandı
Samsun'da Atatük'e hakaret eden o isme AK Parti inceleme başlattıGÜNCEL
Samsun'da Atatük'e hakaret eden o isme AK Parti inceleme başlattı
Samsun'da siyasi partilerden Hasan Uzunlar'a Atatürk tepkisiGÜNCEL
Samsun'da siyasi partilerden Hasan Uzunlar'a Atatürk tepkisi
Samsun'da AK Partili Başkanvekilinden Atatürk'e çirkin ithamlarGÜNCEL
Samsun'da AK Partili Başkanvekilinden Atatürk'e çirkin ithamlar
SIRADAKİ HABER
}