HaberlerBİRİNCİ TÜRK TARİH KONGRESİ-3

BİRİNCİ TÜRK TARİH KONGRESİ-3

Yazarımız Vedat Çınaroğlu kaleme aldı...

+
-
BİRİNCİ TÜRK TARİH KONGRESİ-3

       Atatürk’ün de titizlikle izlediği kongrenin en coşkulu söylevcilerinden birinin Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Genel Sekreteri Dr. Reşit Galip olduğu anlaşılmaktadır. Çok sayıdaki Arkeolojik(kazı) çalışmalara dayanarak yapmış olduğu Antropolojik(insan bilimi) çözümlemeleri Türk Tarihinin engin göz erimini(ufuk) ortaya koymuştur. Ayrıca Zeki Velidi Togan ve Fuat Köprülü gibi tarihçilerin bazı çözümlemelerine yapmış olduğu karşı çıkışlarındaki incelikli direniş söylevlerini tekrar tekrar okutacak güzellikte.

       “ Şimdi Türk ırkının vasıflarını temsil eden Alpli tipe gelmiş oluyoruz. Tahlillerinin ve hükümlerinin birçoklarında kendisine iştirak ettiğimiz Profesör Roland B. Dixon Alpli tip hakkında şöyle diyor: ‘ Alpen tip bugün hiç şüphesiz dünyanın büyük kısmında faiktır(üstün). Avrupa’da ekseriyet halinde, cenubu şarkisinin(güney doğu) son uçları müstesna olmak üzere Asya’da galip mevkidedir. Merkezi Avrupa’nın faik unsurunun Asya kıtasından gelen muhacirler olduğu ve bunlarla Anadolu’nun brakisefal halkı ve Türkistan ahalisinin açık renk derili Türkçe ve Hindü-Avrupai dil konuşan ahalisi arasında ehemmiyetli bir mutabakat ve benzerlik olduğu çoktan beri tanılıyordu.’

         Muasır(çağdaş) antropolojistlerin hepsi denecek kadar büyük bir ekseriyeti(çoğunluk) Türklerin brakisefal camiaya dahil bulunduklarında müttefiktirler. 

        Bir hülasasını(özet) verdiğimiz şu tasnife göre biz brakisefallerin Alpli adı verilen zümresine mensup bulunuyoruz.   

        Hareket ve yayılışlarını takip ettiğimiz bu tiplerin yayıldıkları sahalardaki hayat ve faaliyetleri ile bıraktıkları eserleri ve cihan umumi tarih ile medeniyet tarihi üzerindeki tesirlerini mütalaa sırası gelmiştir. Söz başı olarak tesbit edelim ki: Bütün bu tipler içinde ve tarih imtidadınca(boyunca) her gittiği yerde er geç hakimiyetini kurarak münevver(aydın) ve mütefekkir(düşünen) beşeriyetin bugün dahi hayranlığı gittikçe artan bir ruh ile, gittikçe derinleşen bir hürmet ve tazim(saygı) ile tetkik ve temaşa(hoşlanarak seyretme) ettiği büyük medeniyetleri yaratmış olanlar, muasır alimlerin Alplılar ve bizim daha doğru olarak ‘Ata Türkler’ diye andığımız insanlar, yani kudret ve kabiliyet kaynağı harikalı soyun evlatlarıdır. ”

       Dr. Reşit Galip Mezopotamya’nın eski tarihi ile ilgili saptamalarını söyle dile getiriyor: “ 1857’de Londra Asya Cemiyeti çivi yazısı ile yazılmış ve o zamana kadar okunmamış metinlerden bazı parçaları ayrı ayrı birçok alimlere gönderdi ve onları 25 Mayıs 1857’ye kadar bu satırları tercüme ederek göndermeye davet etti. Muayyen günde Rawlison, Fox Tabot, Oppert tarafından gönderilen zarflar bir heyetçe açıldığı zaman tercümelerin yekdiğerine(birbirlerine) mutabık(uyumlu) olduğu görüldü. Böylece Mezopotamya’nın kadim tarihini örten tılsımlardan biri bozulmuş oldu.

     O günden bugüne kadar gittikçe daha şümullü(kapsamlı) surette devam eden taharrilerin(araştırma) ortaya koyduğu esas hakikatler şunlardır:

  1. O zamana kadar Sami(Arap ırkı) ve yerli olduğu sanılan Mezopotamya medeniyeti yerli sayılması imkansız ve çok daha kadim, Sami olmayan bir ırkın malıdır.
  2. Bu ırk ve medeniyet Orta Asya’dan gelmiştir.
  3. Bu medeniyetin mümtaz mümessilleri(temsilcileri) olan Sümerler, bazı muasır yabancı müelliflerin(yazar) şimdi, çok tekrar etmek istemedikleri bir ıstılah(terim) ile Turanlı, bizim daha doğru tabirimizle ‘Türk’ ırkındandırlar.”

       Önceki bölümde, Kazım Mirşan’ın, Erzurum Cünni Mağarası’ndaki 14000 yıllık Türk Kaya Yazıtlarının Mısır Hiyeroglif Yazısının atası olduğu savını vurgulamıştım. Mısır uygarlığının oluşmasına ilişkin Dr. Reşit Galip’in saptamalarına bakalım:

       “ Yakın Şark ve medeniyetleri tarihinin bugünkü en büyük üstatlarından Prof. Sayce, 32 yıl evvel yeni keşifleri tahlil ederken ‘İmparatorlukların Üfulü(ölümü)’ isimli eserinin mukaddemesinde(önsöz) şöyle diyordu: ‘ Mısır’da meydana çıkarılan yeni hakikatler fikirlerimizde inkılap(devrim) yapıcı mahiyeti haizdir… Çöl sahasında Neolitik(yeni taş devri) devre ait hayret edilecek kadar çok eserler bulunmuştur. Bu devri müteakip gelen Asyalı Fatihler kısmen yerlilerle karışarak Mısır ırkını ve medeniyetini meydana getirmişlerdir. Asya muhacirlerinin idaresi ve ilmi ve fenni rehberlikleri sayesindedir ki, Nil’i bugünkü mecrasına sıkıştırarak o muazzam irva(sulama) ve iska(su kanalı) sistemlerini meydana getirmişlerdi. Bu suretle bataklıklar kurutulmuş, sazlıklar temizlenmiş ve mümbit(verimli) tarlalar haline çevrilmişti. Yerliler bu çok zeki efendilerinin planlarını tatbik etmekle bu araziyi ziraata elverişli bir hale getirmişlerdir. Böylece Mısır, iki ırkın sayinin(çalışma) mahsulüdür. Birisi fikir ve idare kudretini veren Asyalı Fatihler(Türkler), ikincisi de amele ve işçiliği veren Neolitik devirden kalma Mısır yerlileri.’ “

        Dr. Reşit Galip’in saptamasındaki sulama sistemlerini, ünlü tarihçi Prof. Dr. Osman Turan’ın “Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi” adlı çalışmasında, Artuklu Beyliği’nin tarımda kullandığını da öğreniyoruz. Daha önceki yazılarımda “tarım devrimi Türkler tarafından gerçekleştirilmiştir” saptamam, dayanaksız bir sav değildi.

        Bir başka örnek Dr. Reşit Galip tarafından şöyle açıklanıyor: “ Sophüs Müller de daha eski zamanlar için diyor ki: ‘ Taş Devrinin ilk ve son zamanlarından Tunç Devrine ve bu devirden demirin ithaline kadar Avrupa yalnız Asya’nın tesirinde bulunmakla kalmayıp, bütün şekilleri ve vasıfları ile kültürü de oradan kopya etti. Evvela bu kültür Asya’dan Şarki(doğu) Akdeniz’e ve oradan garba(batı) ve daha sonra merkezi ve Şimali(kuzey) Avrupa’ya yayıldı. Avrupa kendi başına belli başlı ve orijinal bir şeye malik olmayıp yalnız Akdeniz vasıtası ile gelen Asya medeniyetini taklit ve kendine mal etmiştir.

         Parlak unvanlı Yunan ve Roma medeniyetleri Tuncun başlangıcından itibaren menşelerini(kaynak) Orta Asya’dan almışlardır. Yukarı Avrupa bu yaratıcı ve Asyalı medeniyetlere beşik olmuş ve o medeniyetleri yaratan kütleler oradan Akdeniz’e inmişlerdir.’ “

        Önceki bölümde de belirttiğim gibi, Birinci Türk Tarih Kongresi’ndeki bildirilerin tamamını bu köşede yazmak aylar alabilir. Yalnızca örneklemeler yaparak üç bölümde küçük bir özet sunmaya çalıştım. Her Türk gencinin dikkatle okuması, incelemesi ve kavraması gerektiğine içtenlikle inanıyorum.

       Görülecektir ki; Atatürk’ün, “ Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” Sözündeki yüksek değer ve gerçeklik daha anlamlı hale gelecektir. 



Samsun'da Kıbrıs gazisine madalya ve berat verildiGÜNCEL
Samsun'da Kıbrıs gazisine madalya ve berat verildi
Suriye sınırına askeri sevkiyatGÜNCEL
Suriye sınırına askeri sevkiyat
SamsunHaberTV Genel Yayın Yönetmeni Osman Kara yazdıGÜNCEL
SamsunHaberTV Genel Yayın Yönetmeni Osman Kara yazdı
Samsun Gıda Fuarı kapılarını açtıGÜNCEL
Samsun Gıda Fuarı kapılarını açtı
Havza'ya 10 milyon avroluk yatırım!GÜNCEL
Havza'ya 10 milyon avroluk yatırım!
SIRADAKİ HABER
}