HaberlerSANTRAL İÇİN 'ÇED GEREKMEZ' KARARI HUKUKİ DEĞİL...

SANTRAL İÇİN 'ÇED GEREKMEZ' KARARI HUKUKİ DEĞİL...

Mimarlar Odası Samsun Şube Başkanı İshak Memişoğlu, 'Kent Gündemi' programında Çarşamba'da kurulmak istenen santral için verilen 'ÇED Gerekmez' kararının hukuki olmadığını, kurumların vesayet altında olduğunu, santral alanının köy yerleşim alanı göstermenin de akıllara ziyan bir karar olduğunu söyledi...

+
-
SANTRAL İÇİN 'ÇED GEREKMEZ' KARARI HUKUKİ DEĞİL...

Samsun Haber TV'de 15 günde bir yayınlanan 'Kent Gündemi'nde bu hafta çevre konuları ele alındı. Gazeteci, Yazar, Eğitmen ve Samsun Haber Tv Yazıişleri Müdürü Erdem Erol'un sunduğu, Mimarlar Odası Samsun Şube Başkanı İshak Memişoğlu'nun daimi konuk olarak katıldığı 'Kent Gündemi' programında Çarşamba'da kurulma çalışmaları başlatılan biokütle enerji santrali, Havza ve Kavak'taki Şahin Dağları'nda başlatılan altın madeni arama çalışmaları, Fatsa ve Kaz Dağları'ndaki doğa katliamı ele alındı. Memişoğlu konularla ilgili çok çarpıcı açıklamalarda bulundu.

SANTRAL HASSAS VE GİZLİ YÜRÜTÜLMÜŞ 
İşte İshak Memişoğlu'nun açıklamaları:
"Bir kere bu sürecin sonuna gelindikten sonra, kamuoyunun bundan bilgilenmesi aslında çok düşündürücü bir durum. Burada halkın iradesinin yönetime çok fazla yansımadığını görüyoruz. Yani kentin ülke yönetimindeki temsilcilerinin aslında halkı çok fazla önemsemediklerini görüyoruz. Geçmişte de örneklerine rastladık, halkımız artık kaybolan değerlerini sahiplenmek, onların sürdürülebilirliğini devam ettirmek bakımından artık bilinçlenmeye başladı. Özellikle de doğal değerlerimizin korunması noktasında ciddi bir reaksiyon var halkımızda. Bunun artık kenti yönetenlerin, ülkeyi yönetenlerin, politikacıların artık bunu algılamaları gerekiyor. Dolayısıyla kentlerimizde yaşam alanlarımızda bu tür bir takım yatırımlar düşünüldüğünde öncelikle halkın görüşünün baştan alınması gerekiyor. Şimdi Çarşamba'ya kurulma çalışmaları başlatılan biokütle enerji santralinde bütün işlemler oldukça hassas ve gizli biçimde yürütülmüş. Zaten son yıllarda ülkedeki enerji politikaları noktasında yatırımcıların önünü açmak için her türlü tavizlerin verildiğini görüyoruz. Her defasında yatırımcının önüne çıkan engeller hükümetler tarafından birer birer kaldırılıyor. Bunlardan bir tanesi de 'ÇED Gerekli Değildir' gerekçesi. Oysaki burada doğal bir sit alanı var. Çarşamba Ovası her şeyden önce bir kere tarımsal sit alanı. Koruma altına alınmış ve birçok kanunlarla korunan tarımsal bir alan. Burası globalleşmeye giden dünyada artık insanlığın malı oluyor. Dünyada insanlığı besleyecek alanlar küresel ısınmanın yarattığı etkilerle birlikte hızla azalıyor. İlimizde hem dünya hem ülkemiz açısından değerli ovalardan birisi de Çarşamba Ovası. Bu nedenle ovaların bir takım yatırımlarla kirletilmesi söz konusu olamaz. Burada oluşabilecek en ufak karbon salınımı veya kirletici unsur, buradaki tarımsal alana mutlaka zarar verecektir ve biz bunu kabul edilebilir olarak görmüyoruz.

KARAR HUKUKİ DEĞİL 
Şimdi burada baktığımızda bir takım yasalarla, bir takım uygulamalarla bazı uygulamalar ÇED Dışı bırakılmış olabilir. Ama burası Çarşamba Ovası bu kapsam içinde tutulamaz,. kesinlikle tutulmamalıdır. Çünkü burası birinci derece tarım alanıdır ve bizim burada kaybedeceğimiz bir metrekare toprağımız dahi yoktur, olmaması gerekir. Çarşamba Ovası'nda kurulacak böyle bir santrale ÇED gerekli değildir kararı verilmesi hem iç hukukumuza, hem ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere, insan haklarına aykırı. Ayrıca tıp bilimi ve hukukun evrensel ilkeleriyle de bağdaşmıyor. Çünkü bir takım yasalarla bu alanları titizlikle koruma altına almışsak bu korumayı ortadan kaldıracak bir takım - yeni düzenlemeleri kabul etmemiz söz konusu olamaz. Burada ÇED gerekli değildir kararı hiç bir bakımdan kabul edilebilecek bir karar değildir.

AKLA ZİYAN KARAR 
Tarımsal Sit alanı ilan edilen Çarşamba Ovası'na santral dikmek için bir takım düzenlemelerin arkasına sığınıp, santralin yapılacağı yerin köy yerleşim alanı içinde olduğu gösteriliyor. Ama köy yerleşim alanı nerede? Köy yerleşim alanı tarımsal sit alanının içerisinde, Çarşamba ovasının tam göbeğinde. Dolayısıyla böyle bir mantık yürütmek gerçekten akla da ziyan bir durum. Dolayısıyla bu kesinlikle kabul edilebilir değil. Bu konuda yöre halkı da çok ciddi bir reaksiyon gösterdi ve bu manada tepkilerini ortaya koyuyorlar ve örgütleniyorlar. Bizde hem Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği olarak aynı zamanda birlikte hareket edip, bileşeni olduğumuz SAMÇEP'le birlikte halkın bu direnişine teknik bakımdan destek vermeye çalışıyoruz, sonuna kadar da vereceğiz.

HALKI ALDATMIŞLAR 
Her şeyden önce burada süreçler kamuoyundan gizlenerek yürütülmüş. Bu çok önemsenecek bir durum ve bu kamuoyunun göstereceği reaksiyonları minimuma indirmek adına benimsenmiş bir yöntem olarak karşımızda duruyor. Ancak bu teamüllere son derece aykırı, halkın iradesini hiçe sayan bir durum. Onun dışında proje yöre halkına doğru dürüst anlatılmamış. Başlangıçta onlara güneş enerji olacak, sahayı kirletmeyecek, istihdam sağlayacak... gibi yanıltıcı bilgiler aktarılmış. Bu konuda en önemlisi uzman meslek odaları, meslek mensuplarından görüş alınmamış. Bu proje için ziraat mühendisleri odasından, elektrik, kimya, çevre, şehir plancı ve mimar odalarından görüş aldınız mı? Zira bunlar anayasal kuruluşlar ve Anayasa size bunlardan görüş almanızı; bu kurumlara da bu tip konularda görüş üretmeyi emrediyor.

ZİRAAT ODALARINA YAKIŞMADI 
Ziraat Odaları ekonomik birliktelik için kurulmuş kuruluşlardır. Bu işin teknik anlamda muhatabı Ziraat Odaları değil Ziraat Mühendisleri odasıdır. Ziraat odalarında işin teknik ve bilimsel yönü yoktur. Ziraat odalarının bu santrale destek vermesini de anlayabilmiş değilim. 'Destekliyoruz' demekle bu iş olmaz. Özellikle odalar gibi kamu kurumu niteliğinde olan meslek örgütlerine bu tür beyanatlar asla yakışmaz. Destek vermek için altını bilimsel verilerle doldurmanız gerekiyor. Yani buradaki beyanın içeriğine baktığınız zaman onun siyasete veya bir takım yerlere yakın görünmek adına verilmiş mesajlar olarak değerlendiriyoruz. Biz burada halkın tepkisini önemsiyoruz, halkın tepkisi çok önemli. Bize düşen görev halkın bu tepkisinin geçerliliğini gerçekten ortaya koyabilecek bilimsel verileri açıklamak.


DEVLET KURUMLARI VESAYET ALTINDA 
Maalesef Türkiye'deki siyasetin işleyiş biçimi itibariyle konuyla ilgili bütün devlet kurumları merkezi yönetimin vesayeti altında. Görüş üretme noktasında ciddi sorunları var. Bu kurumların özgür iradeyle görüş üretebilmeleri mümkün değil. Çünkü Türkiye'deki bu noktada görüş üretmeye çalışan bir takım siyasetçilere ve kamu - görevlilerine neler olduğunu görüyoruz. O yüzden maalesef demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla yerleşmediği ülkelerde ki bunlardan biri de ülkemizdir, bu kurumları çalıştırmak mümkün değil. Siyaset kurumunun oluşturma biçiminde siyasi iradenin veya partinin genel merkezine tam iradeyle bağlı bir yapı oluşturuluyor. Bugün Samsun'da iktidarın 5 milletvekili var ve bunların hepsinin aynı düşünüyor olması mümkün değil. Kaldı ki bunların içerisinde gerçekten eğitimli, çevre konularında da eğitim almış, duyarlı kurumlar tarafından yetiştirilmiş milletvekillerimiz var. Bunlardan biri Çevreden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Çiğdem Karaaslan, peyzaj mimarıdır. Bu konuda tek kelime söylememesini hayretle takip ediyorum. Çünkü doğal değerlere dair oluşabilecek en ufak bir karar noktasında bu tür değerli meslek mensuplarının çıkıp bir kaç kelime söylemesi gerekiyor. Evet bu tür santrallere ihtiyaç olabilir, belki hükümetin devletimizin, hükümetin bu konuda çeşitli planlamaları olabilir ki bunun da böyle olmadığını biliyoruz. Elektrik mühendisleri odası kendi meslek alanını daraltmak adına beyanda bulunuyor, 'bizim enerji arzımız çok fazla çünkü talep düştü' diye bunu bilimsel verilerle ortaya koymuş durumda. Kaldı ki, 'alım garantili santrale izin veriyorsunuz ve çok yüksek ücretle alıyorsunuz. Bu devlete zarardır' diye açıklama yapıyor. Diğer boyutuna bakıyorsunuz, biokütle enerji santralleri öyle iddia edildiği gibi çok masum değiller. Yaptığımız araştırmalarda bu düşük kalorili bir takım materyallerin enerji üretme kabiliyetleri çok düşük. Bunları bir takım başka donelerle beslemeniz, desteklemeniz gerekiyor. Yani bir kilovat enerjiyi elde edebilmek için kullandığınız fosil yakıt miktarıyla biokütle arasında çok fazla fark var. Bir kaç kat daha fazla biokütle yakmanız gerekiyor. Bu da daha fazla karbon salınımına neden oluyor. Burada yakıtın çok çeşitliliği var, masumane olsun diye ağaç kabukları, fındık kabukları vesaire deniliyor ama bunun dışında çöpler var, evsel atıklar, evsel yağlar var. Yani bu enerji üretme türü öyle bahsedildiği gibi çok masumane bir tür değil.

TÜRKİYE SÖMÜRGELİKTEN KURTULAMADI 
Havza ve Kavak ilçe sınırları içindeki Şahin Dağları'nda başlayan, Fatsa ve Kaz Dağları'nda doğayı büyük oranda tahrip eden maden arama ve çıkarma çalışmalarını da değerlendiren Memişoğlu, "Kaynaklarımızı değerlendirme noktasında bazı tedbirler almalıyız tabi. Ülkelerin kaynaklarının değerlendirilerek bunun ülke insanının refahına aktarılması önemli bir şey. Ama bunu yaparken başka değerleri ortadan kaldırmak çok akılcı gözükmüyor. Bu geri değerin geri dönüşümü de neredeyse mümkün değil. Çünkü altın arama işlemi en ekonomik şekilde siyanürle yapılıyor. Siyanür kullanıldığı zaman toprak tabakası, verimli tabaka sıyrılmak suretiyle siyanürlü bileşenlerden geçirilmek suretiyle altın elde edilmeye çalışılıyor. Bunun atıklarının çevreye, doğaya verdiği zarar büyük boyutlarda. Fatsa'ya bugün verilen zarar inanılmaz boyutlarda. Bunu insanı değerlerle anlatmak mümkün değil. Orada bütün bitki örtüsü ortadan kaldırılmış durumda. Mesela Kaz Dağları’ndan çıkarılacak altın rezervinin 4 milyar dolar olduğu ve bunun yaklaşık 160 -200 milyon dolarının ülkemizde kalacağı söyleniyor. O tahrip edilen doğal alanı o parayla tekrar geriye döndüremezsiniz. Bir kaybettiğinize bakın, bir de aldığınıza. Bir kere doğal değerlerin kaybedilmesi hiç bir şeyle ölçülemez. Yani doğal değeri kaybettiğinizde insanlığı kaybediyorsunuz, yaşamı kaybediyorsunuz. Neden özellikle Kanadalı şirketler ülkemizde altın madeni aramaya geliyor. Bakın kendi ülkelerinde bir metrekare toprağa bu şekilde kirletemiyorlar. Çünkü Kanada hükümetleri buna müsaade etmiyor. Kanada devleti, hükümeti oradaki doğal değerlerine sahip çıkıyor. Dünyadaki neoliberal ekonominin yarattığı sömürgeci anlayış devam ediyor ve biz maalesef bu sömürülen ülkelerin dışına hala kendimizi çıkaramadık. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Biz ülke olarak doğal değerlerimizi, doğal kaynaklarımızı daha iyi değerlendirmeliyiz. Hayvancılık, tarım, bunlara dayalı sanayiyi çok daha fazla geliştirerek bu madenlerden elde edilecek gelirlerden çok çok fazlasını kazanabiliriz. Dünya artık buna doğru gidiyor. Yarın gıda savaşları, su savaşları başlayacak.

ŞAHİN DAĞINDA ALTIN ÇALIŞMALARI 
BAŞLARSA UNESCO SÜRECİ BİTER 
Kaz Dağları, Fatsa derken tehlike geldi dayandı şuan Havza ve Kavak'taki Şahin Dağları'na. Çok güzel bir doğa parçası olan ve ağaçlıklı bir alan. Nedense maden arama izni de hep ağaçlık olan alanlara verilmiş. Buradaki en büyük tehlikelerden bir tanesi de bu alan su havzalarına çok yakın. Mesela Şahin Dağları, Altınkaya barajına kuş uçuşu 20 kilometre mesafede. Altınkaya barajının kirletilmesi demek Samsun'un kirletilmesi, Bafra Ovası'nın ve kuş cennetinin kirletilmesi demektir. Yani siz oraya bu tesisi kurduktan sonra bugüne kadar yürüttüğünüz UNESCO süreci bir günde heba olur, gider. UNESCO'dakiler enayi değil. UNESCO'nun Kuş Cenneti için süreci geciktirmelerinin sebebi, Bafra Ovası'nda DSİ'nin yürütmüş olduğu kanal projeleri ve orada kanallarla yapılmakta olan kimyasal katkılı tarımın bir takım çıktılarını DSİ bazı kanallarla deşarj etmeye çalışıyor fakat UNESCO bulunu kabul etmiyor. UNESCO alanın tamamen kimyasaldan arındırılmasını istiyor, 'Kimyasalın olduğu yerde ekoloji olmaz, doğal yaşam olmaz. Eğer burası doğal yaşam alanıysa her şey doğal olacak' diyor. Tabi bu veriler kamuoyu ile paylaşılmıyor ama biz raporlardan elde ettiğimiz verilerle bunu görüyoruz. Şuana kadar Kuş Cenneti'nin beklemede tutulmasının en önemli faktörlerinden bir tanesi o bölgede kimyasal tarımın yapılıyor olması ve o bölgeye bir takım devlet yatırımlarıyla müdahale ediliyor olması. Bu müdahalelerin geçerli yanları vardır ama bunun UNESCO Kriterleriyle örtüşmesi gerekiyor. Şimdi siz burada siyanürle altın armaya başladığınızda ki o süreç gelecek. Burada 6 tane alan belirlenmiş 2'şer bin hektardan 6 alan yani 12 bin hektar alan belirlenmiş. Çünkü 2 bin hektar alanın üzerinde ruhsat verilemediği için bu tür yöntemlerle 12 bin hektar alan tahsis edilebiliyor. Şu anki faaliyetler sondaj faaliyetleri ama bunun önü açılmış. Oradaki doğal değer gözden çıkarılmış. Bunu anlamak ve kabul etmek mümkün değil. Şuanda kentimizdeki siyasilerin buna sağır, dilsiz ve kör olmaları, kentimizdeki yerel yöneticilerin hiç bir tepki vermiyor olmaları kabul edilebilir bir şey değil. Çarşamba Belediye meclisinde bir üyenin konuşması sırasında canlı yayın kapatılması, buradaki sürecin nasıl talimatlı bir süreç olduğunu, oradaki yöneticilerin nereye ve nelere hizmet ettiğinin çok açık bir göstergesidir. Yani bu çabaların kamunun yararına olmadığı apaçık ortada.

BAŞKANLARIN PARMAĞI OLMAKTAN ÇIKIN 
Çarşamba'da yapılacak santralin nasıl gizlendiği ortada. Bunun önemli göstergelerinden bir tanesi de, Samsun Büyükşehir Belediye Meclisi'nde buraya ait planlar geçirilirken yanıltıcı bilgiler içeren raporla bu santral projesinin planlarının meclisten geçirilmiş olmasıdır. Bundan daha üzücü olanı da meclis üyelerinin, meclisimizin böyle bir tuzağa düşmüş olması. Şimdi de muhalefet üyeleri çıkmış diyorlar ki, 'biz yanıltıldık, biz aldatıldık vs'… Yani bu beyan kabul edilebilir bir beyan değil. Meclisin çalışmasındaki yanlış yöntemlerinden bir tanesi de bu, bilmediğiniz konuyu danışın. Herkes orada ziraatçı değil, çevre mühendisi değil, mimar değil, mühendis değil. Çok değişik meslek mensubundan üyeler var ama meclisin çalışma biçimi ve yöntemi çok yanlış. Ben bunu her zaman eleştiriyorum. şunu bir kez daha ifade ediyorum: Lütfen meclis üyeleri lütfen belediye başkanlarının cebindeki parmak olmaktan çıkın."



Başkan Demir:'Küresel ısınma insan sağlığından da önemli hale geldi'GÜNCEL
Başkan Demir:'Küresel ısınma insan sağlığından da önemli hale geldi'
Havza Müftüsü Nurlu, görevine başladıGÜNCEL
Havza Müftüsü Nurlu, görevine başladı
Samsun'da diyabet için yürüdülerGÜNCEL
Samsun'da diyabet için yürüdüler
CHP Samsun kamu davasına katılmak istiyorGÜNCEL
CHP Samsun kamu davasına katılmak istiyor
Samsun'da firari yakalandı!GÜNCEL
Samsun'da firari yakalandı!
SIRADAKİ HABER
}