HaberlerZORDUR BU VATANDA TÜRK OLMAK

ZORDUR BU VATANDA TÜRK OLMAK

Samsunhabertv Genel Yayın Yönetmeni Osman Kara kaleme aldı...

+
-
ZORDUR BU VATANDA TÜRK OLMAK

Bu toprakları yurt tutan, bu devleti kuran Türk’tür ama saltanatı süren ya Rum’dur ya Ermeni ya devşirme ya da köledir.

Devşirmeler önce asker olmaları için toplandılar Balkanlardan sonra vezir oldular, vezir-i azam oldular, vatanı daha doğrusu sarayı savunacaklardı vatanın kaynaklarını har vurup harman savurdular, sarayı basıp padişahları değiştirdiler.

Devşirmelerin kimileri de kuyuları kadınlı erkekli, babalı oğullu Türkmen cesetleriyle doldurdu. “Celalinin oğlu celali olur” diyordu, aslında “Türkmen’in oğlu Türkmen, Türk’ün oğlu Türk olur” demek istiyordu.

Devşirme saltanatı bitti köleler saltanatı başladı. Kafkaslarda bir zamanlar adettendi evlatlar mal misali alınır satılırdı. Pek bilinmez ama Osmanlının son zamanında oldukça uzun bir dönemdir köleler vezirler dönemi. Kaç vezir, kaç vezir-i azam gelip geçmiştir Osmanlı tarihinde meraklısı varsa bakar bulur. 

Zordur bu topraklarda Türk olmak, Türk gibi yaşamak. Türk kanını serhatlere döker ürününü de payitahta yani başkente yani İstanbul’a gönderir, kendi şehit olur, kendi aç kalır ama efendiler saltanat içinde tıka basa tok ve uzun yaşar. Efendiler dediğimde sakın aklınıza sadece saray ve erkânı gelmesin, o devşirme vezirlerin, o köle vezirlerin serveti akıllara ziyandır.

Yetmez; bir de elin oğlu yani şu kapitülasyon denen kepazelik var; elin oğlunun ilin sahibini neredeyse köle niyetine kullanma aracıdır kapitülasyonlar. Biz ekonomik boyutunu biliriz sadece, hatta sadece ondan ibaret sanırız ama değildir. Bir de adli ve idari kapitülasyonlar vardır. Türk’ün vatanında yâd elin efendi konumuna işaret ederler.

Daha önce birkaç defa yazdık, bir başka zamanda yine yazarız kapitülasyonları ya da bu ülkede yaşanan hüzünleri, bu yazının konusu gayrı Müslüm azınlıklarımız. Hani şu bizim vatanımızda bizim kanımız ve canımızın bedeli vatanımızda bizden çok daha varlıklı bir hayat süren ama ilk fırsatta da isyan etmekten daha doğrusu ihanetten geri kalmayan azınlıklarımız. Ermenilerimiz, Rumlarımız ve diğerleri.

Biz her bahar bıyığı henüz terlemiş hatta terlememiş evlatlarımızı serhatlere gönderdik, gidenler ya hiç gelmediler ya da yıllar sonra geri döndüler kimisi hasta kimisi engelli, ne tarlada çalışabilir ne de bir başka iş yapabilir. Onlarsa ne askere gittiler ne öldüler ne sakatlandılar. Babadan oğula iş kurdular, sanat öğrettiler ve öğrendiler, servet üstüne servet biriktirdiler ve bizim kurduğumuz devletin ya sarrafı, ya bankacısı ya doktoru, ya mimarı ya de nazırı/bakanı oldular. Ve ilk fırsatta ihanet ettiler.

Önce Rumlar ayaklandı sonra Ermeniler ayaklanmaya kalkıştı. İsyan denemeleri, baskınlar, suikast girişimleri ve düşmanla işbirliği, Birinci Dünya Savaşı başlar başlamaz cephe gerisinde silahlı çetelerle Türk ordusunun vurulması. Asırlarca bizim himayemizde yaşamış, bizim himayemizde zenginleşmiş, bizim himayemizde saraylara kadar nüfuz etmiş bir ırkın ihaneti! Biz onlara “millet-i sadıka/sadık millet” demiştik. Sadakatin güçlü günde varlıkta değil zayıf günde yoklukta sınanacağını unutmuştuk!

Her 24 Nisan’da tekrarlanan bir tarih sahtekârlığı artan bir dozda bu yıl da tekrarlandı. Elin tavrı bir kenara ilk kez bu yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi de bir tarih çarpıtmasına bir milli ihanete sahne oldu.

Önce bir noktayı açıkça ortaya koyalım; 24 Nisan asla ve kata, bugün artık “tehcir kanunu” diye tanımlanan kanunun yayınlandığı ve uygulamanın başladığı tarih değildir. 24 Nisan 1915’de yapılan iş Taşnak ve Hınçak ve diğer ihtilalci Ermeni örgüt merkezlerinin basılması, silah ve evraklara el konması ve mensuplarının gözaltına alınmasıdır. Gözaltına alınanlar Ankara ve Çankırı’ya gönderilmiş hiçbirisinin kılına dokunulmamıştır. 24 Nisan “tehcirin” başlamasının değil bir ihanet şebekesine el konulmasının tarihidir

“Tehcir” diye anılan ve “soykırım” olarak kabul edilmesi istenen olay bundan bir ay sonra 27 Mayıs 1915’de çıkarılan “Vakt-i seferde icraat-i hükümete karşı gelenler içün cihet-i askeriyece ittihaz olunacak tedabir hakkında kanunu muvakkat” ile başlayan bir tedbirler zinciridir. Kanunun adını gençlerin anlaması için bugünün Türkçesine “Savaş Halinde Askerler Tarafından Uygulanacak Tedbirler Hakkında Geçici Kanun” olarak çevirebiliriz. 

Söz konusu kanun dört maddeden ibarettir ve 2. Maddesi bugünün Türkçesiyle aynen şöyledir: “Ordu ve Bağımsız Kolordu ve Tümen Kumandanları askerlik gereği veya casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri köy ve kasaba halkını bireysel veya toplu diğer bölgelere gönderebilir ve yerleştirebilirler.”

Ne tehcir kelimesi geçer bu metinde ne de uygulama da bir sürgün söz konusudur. Sadece ve sadece cephe gerisini güvenlik altına almak için “hıyanet veya casusluklarından şüphelenilenlerin” imparatorluğun cepheden uzak bölgelerine geçici yerleştirilmeleri söz konusudur.

İstanbul ve İzmir Ermenileri, Katolik ve Protestan Ermeniler, mebuslar ve aileleri, askeri doktorlar ve aileleri, asayişi bozmadıkları ve casusluk yapmadıkları tespit edilenler, kimsesiz çocuklar ve daha başkaları sevk ve yerleştirme dışında tutulmuşlar, sevk sırasında gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmasına gayret edilmiş, gidenler yeni yerlerinde durumlarına uygun tarzda yerleştirilmişlerdir. Ancak yer değiştirilen Ermenilerin yeni yerlerinde nüfusun yüzde onunu geçmemesi ve elliden fazla evin bir arada olmamasına özel gösterilmiştir. Bu da son derece doğaldır.

27 Mayıs 1915’de çıkarılan söz konusu kanun sadece beş ay yürürlükte kalmış ve 27 Ekim 1915’de kaldırılmıştır. Sevk ve yerleştirmenin bütün masrafları devlet hazinesinden karşınmış bu arada görevini ihmal eden ya da kötüye kullanan bin 397 kişi de yargılanmış ve idam dâhil çeşitli cezalara çarptırılmıştır.

Zordur bu vatanda Türk olmak, Türk gibi yaşamak ve Türk kalmak. Sadece açık düşman saldırılarına göğüs germek değil beslemelerin ihanetine de hazır olmak gerekir.

Zordur bu vatanda Türk olmak, Türk gibi yaşamak ve Türk kalmak, zordur ama bir o kadar da onurludur, gururludur. Ne elimizde bir mazlumun kanı ne de tarihimizde utanacağımız bir leke vardır.

NE MUTLU Kİ TÜRKÜZ VE NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYORUZ…



BU AÇIK BİR İSTİLADIRGÜNCEL
BU AÇIK BİR İSTİLADIR
Fonttr Türkçe FontGÜNCEL
Fonttr Türkçe Font
ONLAR ARAP BİZ TÜRK'ÜZGÜNCEL
ONLAR ARAP BİZ TÜRK'ÜZ
2023 OLMADI 2053'E NE DERSİNİZGÜNCEL
2023 OLMADI 2053'E NE DERSİNİZ?
DEHŞETLER İÇİNDEYİMGÜNCEL
DEHŞETLER İÇİNDEYİM
SIRADAKİ HABER
}