HaberlerBİR OSMANLI PADİŞAHI VE KAYBEDİLEN VATAN TOPRAKLARI(II)

BİR OSMANLI PADİŞAHI VE KAYBEDİLEN VATAN TOPRAKLARI(II)

Samsunhabertv Genel Yayın Yönetmeni Osman Kara kaleme aldı...

+
-
BİR OSMANLI PADİŞAHI VE KAYBEDİLEN VATAN TOPRAKLARI(II)

 

Dün başlamıştım bu yazıya, önce bir Abdülhamit portresi çizmeye çalıştım hem bir akademisyenin hem de kızının ağzından. Bugün de bazı çevrelerce çok kullanılan ve ne yazık ki Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın taraf olduğu ve kullandığı “bir gram” ya da “bir karış toprak kaybetmedi” söylemine bakacağım tarihi gerçekler ışığında.

Gerçekten “bir karış” ya da “bir gram toprak” kaybetmedi mi kimilerinin “cennetmekân” kimilerinin de “ak sultan” ya da “gök sultan” diye andığı Sultan II. Abdülhamit Han? 

Özellikle, Yeni Osmanlıcı çevrelerin pek itiraz etmeyeceği Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nden alıntılayacağım konuyla ilgili bir bölümü:

“Müzakereler Ayastefonas’ta başladı ve 3 Mart 1878 tarihinde antlaşma imzalandı. Tamamı yirmi dokuz madde olan antlaşmaya göre Osmanlı Devleti Romanya, Karadağ ve Sırbistan’ın bağımsızlıklarını kabul edecekti. Karadağ Adriyatik Denizine kadar uzanacak, Sırbistan Niş’i alacaktı. Romanya Besarabya’yı Rusya’ya verecek karşılığında Dobruca kendisinde kalacaktı. Bulgaristan Osmanlı Devleti’ne bağlı bir prenslik haline getirilecek ve sınırları Tuna’dan Ege Denizi’ne, Arnavutluk’tan Karadeniz’e kadar uzanacaktı. Bulgaristan prensi halk tarafından serbestçe seçilecek, Avrupa devletlerinin tasvibi ve Osmanlı Devleti’nin tasdiki ile tayin edilecekti. Ancak bu prens Avrupa devletlerinin hanedanlarına mensup bulunmayacaktı. Rusya ve Avusturya’nın kontrolünde olmak üzere Bosna ve Hersek’te, Rumeli’nin Hıristiyanlarla meskûn bölgelerinde ve Doğu Anadolu’da Ermenilerin bulunduğu yerlerde ıslahat yapılacaktı. Girit’te 1868 nizamnamesi uygulanacak ve Osmanlı Devleti, savaş tazminatı olarak Rusya’ya 1.410.000.000 ruble verecekti. Ancak bu tazminatın büyük bir kısmına karşılık Rumeli’deki bazı yerler ile Kars, Ardahan, Batum ve Doğu Beyazıt’ı Rusya’ya bırakacaktı.”

3 Mart 1878’de imzalanan bu Ayastefanos Antlaşması büyük devletlerin araya girmesi üzerine Berlin’de yapılan toplantı ile 13 Temmuz 1878’de kısmen değiştirilse de esasları korundu.

Birileri “tahta daha yeni geçmişti” diyebilirler, olanlar için de yapacağımız ciddi alıntılar var. Alıntılardan birisini Nur Bilge Hoca’dan, diğerini de Yılmaz Öztuna’dan yapalım.

Nur Bilge Hoca’dan alıntımız şöyle:

“Tunus’un 1881’de Fransız sömürgesi olması ve gene 1881-1882 yıllarında tıpkı Tunus gibi artık sadece kâğıt üzerinde Osmanlı toprağı olarak gözüken Mısır’ın ‘geçici’ İngiliz işgaline girmesi, Teselya’nın Yunanistan’a devri, 1897’de Yunanistan ile yapılan savaşta galip gelinmesine rağmen Avrupa’nın baskısı ile ertesi yıl Girit’e özerklik verilip 1908’de Yunanistan’ın adayı ilhak etmesi ve dolayısıyla Girit göçmenleri, dış ve iç politikada giderek çoğalmakta olan sorunlardan sadece bazılarıydı. Bütün bu toprak, dolayısıyla vergi kayıplarının yanında bir de Rusya’ya II. Abdülhamid dönemi boyunca ödenecek tazminat vardı.”

Bu kadar da değil, Kıbrıs’ta var İngilizlere terkedilen. Bir de Düyun-u Umumiye var Türkiye’yi yarı sömürge yapan.

Bu alıntı da Yılmaz Öztuna’nın Büyük Türkiye Tarihi’nden:

“Son yıllarda yeni bir moda daha çıkmıştır. Bu moda da, II. Abdülhamid’in savunulması mümkün olmayan şahsi kusur ve siyasi hatalarını bile birer keramet derecesinde göstermektir. İhtisas tarihçiliğinden gelmeyen bazı yazarlar, bu konuda birçok kitap yayınlayarak, tam bir dünya adamı, karakteristik bir siyasi şahsiyet olan II. Abdülhamid’i kutsallaştırmış, evliya mertebesine yükseltmiştir.”

Çok şeyler yazmak mümkün II. Abdülhamid ve tarihimiz hakkında. Şimdilik Yılmaz Öztuna’dan bir alıntı ve Orhan Koloğlu’nun bir cümlesiyle noktalayalım bu yazıyı.

Şu satırlar Yılmaz Öztuna’dan:

“Sultan Hamid, imparatorluğun bütün müesseselerini ve bütün meselelerini şahsi idaresine bağlamıştı. Tam bir diktatördü. Sadrazamı(başbakanı) ve nazırları(bakanları) istediği gibi azil ve nasbediyordu. Basına konan sansür ve hürriyetleri sınırlayan nizamlar gittikçe sıklaşıyordu. Bizzat padişah bile, kendi kurduğu rejimin esiri olmuş, istibdadının ağırlaşması karşısında sessiz kalmıştı.”

Şu hüküm de Orhan Koloğlu’ndan:

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN OLMAK KOLAY, SULTAN II. ABDÜLHAMİT OLMAK ZOR…



'NAH ALIRSIN'DAN AKDENİZ' MARŞINAGÜNCEL
'NAH ALIRSIN'DAN AKDENİZ' MARŞINA
İÇİMDE BİN TÜRLÜ KEDERGÜNCEL
İÇİMDE BİN TÜRLÜ KEDER
MÜDAFAA-İ HUKUKGÜNCEL
MÜDAFAA-İ HUKUK
BİR FETVA, BİR MAHKEME VE BİR HALİFEGÜNCEL
BİR FETVA, BİR MAHKEME VE BİR HALİFE
BİR OSMANLI PADİŞAHI VE KAYBEDİLEN VATAN TOPRAKLARIIGÜNCEL
BİR OSMANLI PADİŞAHI VE KAYBEDİLEN VATAN TOPRAKLARI(I)
SIRADAKİ HABER
}