YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Vedat ÇINAROĞLU

PERŞEMBE’NİN GELİŞİ

Ramazanın etkisiyle de olsa gerek, sosyal ağlarda Arapça selamlar, Arapça dualar oldukça yaygın. Gönderilere yanıt veriyorum; “Ben Türk’üm Arapça selam ve yakarışları bana göndermeyiniz” diyorum. Alınanlar da oluyor onaylayanlar da. Bu yazı alınanlaradır. Öz yorumlarımdan çok, değerli Türkler’in sözlerini yazacağım. 1913 yılında Türk Ocağı Reisi olarak Hamdullah Suphi Tanrıöver’in İstanbul Türk Ocağı’ndaki bir söylevini 1931 yılında yayınlanan “Dağ Yolu” yapıtının özgün(orijinal) sahifelerini yazacağım. Bu yazı, aynı zamanda 107 yılda gelinen anlayış ve kavrayışı saptamak için önemlidir. Eskişehir’deki bir gazetede, kalemi güçlü olduğu açık olan bir düşünürün köşe yazısı da yazacaklarımla uyumludur ama 107 yıl sonra hala bu yazıları yazmak sevindirici mi olmalı üzüntü verici mi? Şöyle diyor değerli yazar; “Bildiğiniz gibi, birçok Anadolu kentinde kadınlar tek başlarına gündüz saatlerinde bile sokağa çıkamaz, hava karardıktan sonra ise asla. Hemen göze batarlar, yadırganır, ayıplanır hatta tacize maruz kalırlar. Eskişehir’de bu konuda bir toplumsal cinsiyet ayrımından söz edilemez kolay kolay.” Eskişehir’in bu toplumsal davranışla kıvanç duyması güzel ama bunu bir başarı öyküsü olarak sunmak bir o kadar acı değil mi?

 

Diyanet İşleri Başkanı’ın “eşcinsellik”le ilgili açıklamalarına Ankara Barosu karşı çıkınca Cumhurbaşkanı’ndan “dikkat edilmesi” gereken bir uyarı geldi: “ Diyanet İşleri’nin açıklamalarına karşı çıkmak devlete karşı çıkmaktır!”. Diyanet İşleri Başkanlığı oldu mu “Devlet”! Anlayacağınız Türk Devleti = Diyanet İşleri Başkanlığı! E küçük erkek çocuklarına tecavüz( hukuk deyimiyle fiili livata) bunların koruma alanındaki Kur’an kurslarında, vakıf, cemaat ve derneklerde yapılmıyor muydu? Ayrıca eşcinsellik sağlık bilimine göre doğuştan gelen bir hastalık değil mi? Ancak bunların bir önemi yok gibi. Diyanet İşleri Başkanlığı “Devlet” olarak duyuruldu. Bu işler böyle olur. Benim Arap’ça paylaşımlara karşı çıkışım bundandır dostlarım. “Selamün Aleyküm” alıştırma evresidir, “Şeriat Devleti” kurmak için. Türkçe selamlaşmaz, çocuklarınıza Türkçe ad vermez, Türkçe konuşma ve yazmaya özen göstermezseniz Bağımsızlığınızı mum ışığı ile ararsınız anacak geçmiş ola! Çokça yazmak sezgililere(arif) gerekmez. Çünkü Türk milleti zekidir!

 

Şimdi sizleri İttihat Terakki’nin iktidarda olduğu 107 yıl öncesi ile ve o iktidarın yılmaz savunucusu olup O’na ateş püsküren bir Türkçü’nün söylevi ile baş başa bırakıyorum. 1913 yılında Türk Ocaklı kadınlar İstanbul Türk Ocağı’nda “Yeni Turan” adlı bir oyun sunmak isterler ancak iktidar uygun görmez. Türk Ocağı Reisi Hamdullah Suphi’yi dinleyelim:

 

“Hanımlar, Efendiler;

Üç asır müddet dünyaya medeniyet öğreten, hocalık eden islam dünyası o hale gelmiştir ki, çok cesur bir ihtilal yapan Türkiye gibi en ileri köşeleri de dahil olmak üzere, hemen hemen ölmüş bir alemdir. Esaretlerin her nevini tatmış olan perişan islam dünyası, şüphe yok o hale gelmiştir ki, nerede bir minare görürseniz muhakkak orada ölü bir köy, ölü bir kasaba vardır.

 

Minareler ölmüş şehirlerin, ölmüş köylerin baş ucuna dikilen büyük mezar taşlarıdır. Ve ben penceremden ruhu tükenmiş İstanbul’un üstünde dikilen minareleri yüz seneden beri birbirini takip eden birçok ihtilallere rağmen, bir türlü değişmeyi, yürütmeyi, canlanmayı bilmeyen, fakat bir şehrin başına dikilmiş mezar taşları gibi seyrettim. Acaba ne vakit, Türk vatanının idaresini elde edenler, halk ihtilali korkusunu yenecek ve ileri attıkları inkılap fikirlerine cesaretle bağlanacaklar ve buna her şeye rağmen sadık kalacaklar.

 

Ne vakit tarihimizi parça parça lekeleyen bu geri dönüşlere, bu müsaadekarlıklara nihayet verceğiz. Halbuki eski Anadolu tarihin Türk kadınlarına ırkımızın en karanlık günlerinden beri bahşettiği, tanıdığı hürriyet ve hakimiyet haklarının sayısız hatıraları ile doludur.

 

İstanbul’da esir olarak yaşayan Türk kadını, Türk adetlerinin mahkumu değil, Bizans adetlerinin mahkumudur. Jinese eski Bizans haremidir. Babalarımız İstanbul’a girdikleri vakit, Bizans evleri içinde, genç kız oldukları günden beri güneşe çıkmamış Rum kadınları ile karşılaştılar.

 

Moskova saraylarının Kirem’i yani haremi, Bağdat’ın, İran’ın kadını yalnız şehvet vasıtası diye kullanan geri ve galiz zevkperestliği hür Türk kadını için felaket sebebi olan kötü misalller teşkil etmiştir.

 

Bugünkü İstanbul, yeni ihtilalin merkezi olan İstanbul milli bir müesseseyi müdafaa etmiyor. Jineseyi, Kiremi, Bağdat’ın haremini, İran’ın, Hind’in Mehal’ini müdafaa ediyor. Halbuki Asya, Afrika ve bir kısım Avrupa tahtlarına hükümdar yetiştiren Türk kadını, Asya taliini tesbit eden, büyük kurultaylara riyaset eden Türk kadını, harem duvarlarının gölgesinde çürümüş, esir Türk kadını değildir. Bilmiyorum beni dinleyenler arasında Şerefname’yi okumuş olanlar az mıdır?

 

Size Anadolu tarihinden bir parçayı alıyorum, manası hepimizi düşündürmeye layıktır: Hatırımda kaldığına nazaran Bitlis Hanı(Kürt Hanı Ekber) Kara Koyunluların Reisi Yusuf Beyin kızı ile evlenmişti. İzdivaçlarından bir hafta sonra Türk kadını Han-ı Ekber’e sordu:

 

- Ava gitmek isterim müsaade eder misiniz? Han-ı Ekber hayır dedi, buna müsaade etmem.

Türk kadını ısrar etti: Ben alışmışım; ata biner, cirit oynar, ava giderim. Buna müsaade etmezseniz ben böyle yaşayamam. Bu konuşma bir münakaşa şeklini aldı. Ve Han-ı Ekber Türk kadınının suratına bir tokat indirdi. Yusuf Bey’in kızı bu tokatla kırılan dişini mendiline sararak babasına gönderdi. Netice ne oldu bilir misiniz? Yusuf Bey Bitlis Han’ına ilan-ı harp ilan etti. Silah arkadaşlarıyla gelip Bitlis’i zapt ettiler ve hürriyete aşık Türk kadınını Han-Ekber’den boşattılar.

 

Karakoyunlular memleketlerine döndükleri vakit bir tokatla dişi kırılan Türk kadını, babasının silah arkadaşları ile beraber memleketine ve hürriyetine kavuşmuştu.

 

….Hanımlar, Efendiler,

Onun için bu akşam Ocağımız mahzundur, meyustur ve asidir. Yalnız milliyetçi şuur ile beraber engin Türk tarihinde mevkiini ve şerefini derece derece öğrendiğimiz Türk kadını kahraman çocukları ile yarattığı milli tarihinin, onun hakkında taahhüt ettiği hürriyete mutlaka vasıl olmalıdır. Lehistan şairi Mikyeviç’in Lehli kızana söylediği sözleri, ben burada beni dinleyen ve yarın memleketin her köşesinde Ocağın seslerini işitecek olan Türk kadınlarına tekrar etmek istiyorum:

 

Ey Türk kadını, sen kollarının üstünde yalnız çocuk büyütmek için dünyaya gelmedin, senin aziz kollarına yarınki Türkiye’nin istikbale ait bütün ümitleri dayanmıştır.”

 

Şimdi soruyorum, 1907 yıl öncesine göre ne durumdayız? Ben “ selamün aleyküm” lere yanıt vermeyecek kadar Türkçüyüm. Siz Türkçüler? Bu işler “selamün aleyküm”le, Arapça adlarla başlar. Devlet= Diyanet İşleri Başkanlığı olur. Atatürk’e hakaret eden tarikat beslemesi Türk’ün Tarih Kurumu’na başkan yapılır, kutlu Türk Tarihi’nin kozmik odası Türk’e düşman kafalarca ele geçirilir. Türkçü geçinenler de bu oyun tasarımcılarının izleyicisi olurlarsa Atatürk’ün dediği gibi; Önce saygınlıklarını(haysiyet) sonra bağımsızlılarını(istiklal) daha sonra da geleceklerini(istikbal) yitirirler. Çünkü Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir.

 

Yarın, 3 Mayıs Türkçüler Günü’nü kutlayacağız. Atsız Beğ ve arkadaşları Bolşevizm yanlısı ve Türklük karşıtı Sebahattin Ali, Pertev Naili Boratav, Sadrettin Celal ve Ahmet Cevat Emre’lerin devlet kurumlarına yerleştirilmelerine karşı çıktıkları için tutuklanmışlardı. Atsız Beğ’in yargıça söyledikleri unutulmamalıdır; “ Ankara’da her türlü neticeleri göze alarak ve kendimi değil, uğrunda her şeye razı olduğum vatan davasının küçük bir safhası olan bu davayı müdafaa etmek için geldim…Bana gelince: Bütün hayatım bir mevki temini için uğraşmadığımın örnekleriyle doludur. Nitekim şimdi de karşınızda dururken, Türklük ve hakikat davasını müdafaa ettiğim için, hayatında beşinci defa olarak, vazifesinden çıkarılmış, geçim vasıtası elinden alınmış bir insan olarak bulunuyorum.” 3 Mayıs alplarının kutlu tinlerine selam olsun. Türkçüler Günü kutlu olsun.

 

Hamdullah Suphi Tanrıöver 2 Ocak 1931 tarihinde Türk Ocağı’ndaki nutkunda şu saptamada bulunuyor: “Türk milliyetperverliği, Türk vatanını iki manevi düşmana karşı müdafaa etmek mecburiyetindedir; Biri, Anadolu üzerinde tekrar arzularını ve ümitlerini uyandırmak ihtimali mevcut olan, bazı milletlerin bekleyebilecekleri eski şeriat galeyanı, diğeri inkişafı halinde kaleyi içten çökertecek, dahili bir hıyanet darbesi ile ortaya çıkacak Bolşevik cereyanı.”( Dağ Yolu, Sf.12) O yıllarda Kapitalizmin yabani(vahşi) yüzü daha ortaya çıkmamıştı. Biliyorum ki, bugün olsaydı üçüncü “manevi düşman” olarak Kapitalizmi işaret ederdi.

 

Atatürk’le sonlayalım: “ Biz Türk’üz; ‘Tam manasıyla’ Türk’üz, işte o kadar! Asya için Avrupa için bizim kanunumuz aynıdır. Dostlara sahip bulunmak; Tam istiklalimizi muhafaza etmek, her şeyi Türk cephesinden mütalaa etmek. Bu realist bir görüştür. Osmanlı İmparatorluğu’nu mahveden ideolojiye tepkidir.”

TÜRKLÜK NAMUSUMUZDURGARA VE LAİKLİKYENİ YÜZYILIN YENİLİKLERİ101'İNCİ YILTÜRK'ÜN TÖRESİCUMHURİYET AMA HANGİSİ?YAĞIMETRİSTEPE’DEN KOCATEPE’YE-2METRİSTEPE’DEN KOCATEPE’YEUTKUYazarın Tüm Yazıları
Yazarlar
Osman KARA
“O” OLMASAYDI?
Osman KARA
M. Halistin KUKUL
GİRDAP/ASKERÎ OKULLARDA KATLİAM
M Halistin KUKUL
Mustafa GENÇ
İKTİDAR- MUHALEFET DİYALOĞU
Mustafa GENÇ
Atilla ÇİLİNGİR
KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ
Atilla ÇİLİNGİR
Mustafa ÖZDEMİR
SEMERKANT
Mustafa ÖZDEMİR
Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI
SANAT ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Prof Dr Mustafa ÖZBALCI
Nevval SEVİNDİ
ACILI KISA TARİH
Nevval SEVİNDİ
Vedat ÇINAROĞLU
TÜRKLÜK NAMUSUMUZDUR
Vedat ÇINAROĞLU
Adem ERTÜRK
Etme bulma dünyası ya hani, edenler ne zaman buluyordu
Adem ERTÜRK
Embiya SANCAK
ÜÇ AYDIR YAZAMIYORDUM
Embiya SANCAK
Prof. Dr. İsrafil BALCI
İftira ve İtibar Suikastçılığı
Prof Dr İsrafil BALCI
Dr. İbrahim YILDIRIM
Fethin simgesi Ayasofya
Dr İbrahim YILDIRIM
Yılmaz HOCAOĞLU
BİRAZ ORDAN BİRAZ BURDAN 2
Yılmaz HOCAOĞLU
Turgay SÖZEN
Pandemi Devam ediyor, Tedbir ve Kurallara Dikkat...
Turgay SÖZEN
Sacit ACAR
ORTAYA KARIŞIK
Sacit ACAR
Saffet Atik
Samsun’un Liman ve Demiryolu Sorunları (2)
Saffet Atik
Burak GÜLEÇ
Lider diyeceksiniz
Burak GÜLEÇ
Enis ERSOY
İmamoğlu’nun Kanal İstanbul stratejisi
Enis ERSOY
Türker GÖKSEL
Mithatpaşa Lisesi ve Sekizinci Kitap
Türker GÖKSEL
Mustafa KESKİN
Yerli Arabamızı Anlayabildik mi
Mustafa KESKİN
Ahmet HAYVALI
TEK DÜZEN HESAP PLANI
Ahmet HAYVALI
Dr. Işık ÖZKEFELİ
NİYETLER ALENİYET KAZANIRKEN
Dr Işık ÖZKEFELİ
Prof. Dr. Yücel TANYERİ
Açıkhava AVM
Prof Dr Yücel TANYERİ
Prof. Dr. Ahmet Nizamettin AKTAY
Gagavuzya İzlenimleri
Prof Dr Ahmet Nizamettin AKTAY
Hüseyin ÖZBAY
OSMAN TÜRKAY
Hüseyin ÖZBAY
Mehmet Ali BAYAR
PROF.DR.MÜMTAZ SOYSAL'IN ARDINDAN...
Mehmet Ali BAYAR
Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU
SEVDİKLERİMİZ ÜZERİNDEN EMPATİ YAPARAK DÜNYAYI ANLAMAYA ÇALIŞMAK
Prof Dr İbrahim TELLİOĞLU
Hilmi EKER
PİLOT İLÇE LADİK
Hilmi EKER
Murat İLHAN
PİCASSO...
Murat İLHAN
Nami Cem İYİGÜN
ASKERİ HAREKÂT
Nami Cem İYİGÜN
Mustafa ENGİN
TARIM MI, ENERJİ Mİ!?
Mustafa ENGİN
Tufan AKCAGÖZ
SİZ SİZ OLUN
Tufan AKCAGÖZ
Necmi HATİPOĞLU
EKONOMİK KRİZ Mİ, O DA NE?
Necmi HATİPOĞLU
Hülya Korkut ÖZAK
Öyleyse sen Türk değilsin...
Hülya Korkut ÖZAK
Prof. Dr. Erdal AĞAR
YABANCI DİLLE EĞİTİM
Prof Dr Erdal AĞAR
Nuray YILMAZ
HIYAR… TUZ… TUZLUK
Nuray YILMAZ
Dr. Faruk TAN
İNSAN
Dr Faruk TAN
İshak MEMİŞOĞLU
OTOPARKIMI İSTİYORUM
İshak MEMİŞOĞLU