YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI

DİL, KÜLTÜR VE SANAT EĞİTİMİ

  Bilindiği üzere, bir insan topluluğunu millet olma seviyesine yükselten ve onu ayakta tutup yaşatan en başta o milletin kültürüdür. Kültür her türlü sanat ürünleri, dil, tarih, din, musiki, edebiyat, örfler ve âdetler, gelenekler, zevkler, alışkanlıklar, kısaca o toplumun sahip olduğu maddî ve manevî değerlerin ve zenginliklerin oluşturduğu bir bütündür. Bu bütüne “millî kültür” diyoruz. Bu değerlerin hepsini derleyip toplayan ve bir arada tutan ise o milletin dilidir. Tarih bize gösteriyor ki, dillerini korumasını bilen milletler, uzun ömürlü olabilmişler, koruyamayanlar ise yok olup gitmişlerdir. Vatan bir şekilde kaybedilebilir. Önemli olan dildir, dilin korunması ve yaşatılmasıdır. Bu konuda Yahudiler hep iyi bir örnek olarak gösterilir. Çünkü onlar, uzun asırlar boyu hep başka toplumlar içinde dağınık bir şekilde yaşamışlar, fakat dillerini (İbranice) asla unutmamışlar ve unutturmamışlardır. Fırsatını bulunca da bugünkü İsrail devletini kurmayı başarmışlardır. Kültürün en önemli bileşenlerden biri olan sanat ise, sözlüklerde, “İnsanda güzellik duygusu uyandıran düşüncelerin, duyguların beceri ve hayâl gücüyle ifadesine dayanan yaratıcı insan etkinliği; hüner, ustalık, marifet” şeklinde tanımlanır. Her sanatkâr (sanatçı), yazar, şair, ressam, müzisyen, mimar vb. mutlaka bir millete mensuptur ve ayrı bir dilleri ve ifade kabiliyetleri vardır. Hepsi kendi milletinin örf ve âdetleri, inançları ve bütün kültürel değerlerinin yaşanıldığı bir ortamda doğup büyümüş, sosyal ve millî kimliğini kendi toplumu içinde bulmuş, sanatkâr kimliği de aynı ortamda şekillenmiş ve olgunlaşmıştır. Bu özellikler bir sanatkârın “alâmet-i farikasını” teşkil ederler. O itibarla, ortaya koyduğu eserler de her şeyden önce yerli ve millî renkler taşımalı, bu değerlerle zenginleşmiş olmalı ve önce kendi toplumunu anlatmalıdır. Tabii bunun için de kendi halkını ve milletini çok iyi tanıması, onun tarihini, kültür ve medeniyet değerlerini çok iyi bilmesi ve bunlarla ilgili bütün temel kaynakları okuyup öğrenmiş olması gerekir. Eğer ilhamını hep başka ve yabancı toplumların hayatından, kültür ve medeniyetinden almağa kalkarsa bu onu taklide ve yapmacıklığa götürür. Özgün eserler de ortaya koyamaz.

     

      Biz, neredeyse üç asra yakın bir süredir millî bir kültür, sanat ve eğitim politikası uygulama konusunda maalesef pek başaralı olamadık. Eğitim-öğretimin her kademesinde çocuklarımıza kendi sanatlarını, dillerini, tarihlerini, kültür ve medeniyet değerlerini doğru dürüst öğretmeden önce, onlara bir yabancı dil öğretmek için âdeta seferberlik ilân ettik, hep başka kültür, sanat ve edebiyatları öğretmenin gayreti içinde olduk ve  onlara,  bütün bunların modern ve çağdaş olmanın bir gereği olduğu fikrini telkin etmeye çalıştık. Böylece onlara yabacı kültürlerin kapısını ardına kadar açmış olduk. Elbet bunlar da öğrenilmeli ve öğretilmelidir. Ancak önce kendimizi tanıtmalı ve tanıtmalıydık. Maalesef bunu beceremedik. Tanzimat’la başlayan bu durum Cumhuriyet’ten sonra da devam etti. Millî şuur ve özgüven sahibi, vatansever, dürüst ve çalışkan gençler yetiştirmede, hiç kukusuz dil, kültür ve sanat eğitiminin çok önemli bir yeri vardır. Ancak bu eğitimde kullanılacak he türlü malzemenin ve materyalin yerli ve millî değerler arasından seçilmiş olması gerekir. Zira insanlar kendi milletlerini, ancak o milletin dilini, kültürünü, sanatını, tarihini ve bunlarla ilgili temel kaynakları okuyup öğrenerek tanır, sever ve ona bağlanırlar. Yaklaşık altmış yıl kadar önce ortaokul ve lisede, (bana göre pek verimli ve faydalı olmasa da) bize de müzik, resim ve sanat tarihi gibi dersler okutuldu. Sanırım hocalarımız daha çok kendi bildiklerini ya da sevdiklerini anlatıyordu. Nedense tanınmış batılı yazar, şair, ressam ve bestekârlara ayrı bir ilgileri vardı. Bize bunları sevdirmeye çalışıyorlardı. Bunun modern ve çağdaş olmanın bir gereği olduğuna inandırılmıştık. Okulun koridorlarında ve bahçede kurulu hoparlörlerde gün boyu batı müziği yayınlanır, teneffüslerde ve öğle aralarında onları dikkatle dinlememiz istenirdi. Buna mecburduk. Çünkü sınavlarda bunlar sorulurdu. Bu durum müfredat gereği olarak devirin bütün okullarında böyle miydi, yoksa bizim hocalarımızın özel bir gayreti mi idi, onu pek bilemem. Ama bizde böyleydi. Çok sesli Batı müziği dayatılıyor, sevdirilmeye çalışılıyordu. Beethoven başta olmak üzere Batılı büyük bestekârların eserlerini ve hayatlarını hep ezberledik, ama bize İsmail Dede Efendi’den, Hacı Arif Bey’den, Itri’den, hatta Cumhuriyet döneminde yetişmiş Yesari Asım Arsoy, Selahaddin Pınar, Münir Nureddin Selçuk gibi daha pek çok ünlü bestekârlarımızdan, hiçbir ses sanatçımızdan, sözgelimi Atatürk’ün bile çok severek dinlediği Safiye Ayla’dan bile hiç söz edilmedi. Türk müziği dinlemek de, söylemek de yasaktı. Türkülerimizi, manilerimizi yetiştiğimiz çevrelerde az çok öğrenmiştik, kulaklarımız bunlara yabancı değildi, ama klâsik bir Türk müziği olduğunu bilmiyorduk. Onun varlığını çok sonraları öğrenebildik. Çünkü o zamanlar televizyon yoktu, radyo da pek yaygın değildi. Bazı yazılarımda daha önce de ifade ettiğim gibi, erkes aynı şeyleri sevecek, aynı şeylerden zevk alacak diye bir şey yoktur, olamaz. Her insan ayrı bir yaratılışa (fıtrata), ayrı bir psikolojiye, ayrı bir duygu ve düşünce dünyasına sahiptir. Ruhunu besleyen kültürel kaynaklar, yetişme tarzı ve aldığı eğitim de farklı olabilir. Zevkler ve renkler tartışılmaz derler. Müzik evrensel bir dilidir. Batı müziğini de öğrenelim ve öğretelim elbet, ama bunu kendi musikimizi ihmal etmeden yapalım. Her ikisini de en doğru şekilde öğrenelim, öğretelim ve öğrenme imkânlarını hazırlayalım. Herkes istediği müziği sever ve söyler. Bu kişisel bir zevk meselesidir. O sebeple devletin birisini öne çıkarıp dayatması doğru olmadığı gibi birini sevenlerin diğerini sevenleri küçümsemesi ve aşağılaması da doğru değildir. Ama ne var ki bu millet, kendi musikisinin radyolarda çalınıp okunmasının yasak olduğu yılları bile görmüş ve yaşamıştır. Bunu anlamakta ve anlatmakta gerçekten zorlanıyor insan.    

    

        Lise son sınıfta okuduğumuz Sanat Tarihi dersinde de durum pek farklı değildi. Çok iyi hatırlıyorum, daha ilk derste hocamız Manet, Sisley, Degas, Cezanne gibi pek çok batılı emprestyonist ressamın adlarını yazdırdı bize, bulup okumamız için de Sadun Altuna’nın Büyük Ressamalar (Hayatları ve Eserleri) ve Emprestyonist Ressamlar adlı eserlerini tavsiye etti. Sonra da empresyonist ressamların öncüsü olan Pissereo üzerinde durdu, Raphael’in Üç Kız Kardeşler adlı tablosunu tanıttı ve Leonardo da Vinci’nin ünlü tablosu Mona Lisa’nın güzelliğinin sırları, tebessümü, ellerinin zarafeti, kaşları ve tablodaki nehrin sonsuzluğu üzerinde konuştu. Sonraki günlerde de yine daha çok Batı sanatlarında görülen değişik üsluplar, özellikle de Barok tarzı resim ve mimarlık üslubu üzerinde duruldu. Bunları dinledik, okuduk, öğrendik ve elbet faydalandık. Ama yüz yıllardır çok geniş ve zengin bir kültür coğrafyasında yaşayan bir millet olarak bizim de özgün bir kültürümüz, mimarimiz, çok çeşitli halk ve el sanatlarımız vardı. Bir Türk lisesinde okutulan sanat tarihi dersinde önce bunların okutulması gerekirdi. Diyelim ki resim bizde daha çok Batı etkisinde sonradan gelişmiş bir sanattı. Fakat bizim, hem Batı hem de doğu kaynaklı olmakla beraber bizde resmin karşılığı olarak daha çok kullanılmış ve geliştirilmiş, Levni gibi büyük usta sanatkârlar yetiştirmiş minyatürümüz, ebru, hat, tezhip gibi çok çeşitli sanatlarımız, hele dünyaca ünlü mimarimiz ve mimarlarımız vardı. Bize öncelikle bunların öğretilip tanıtılması gerekirdi. Ama ne yazık ki bu sanatlar ve sanatçılar hep ikinci plâna itildi ve derslerde Levni’ den, mimarimizin yüz akı mimar koca Sinan’dan, tanınmış ebru, hat ve tezhip sanatçılarımızdan ve halk sanatlarımızdan hiç söz edilmedi. Bunlara sadece yeri geldikçe bir kıyaslama ve örnek verme babında atıfta bulunulup geçildi. Bu ve benzeri dersler, herhalde okullarımızda bugün de okutuluyor olmalıdır. Muhtevalarını ve nasıl okutulduklarını elbet bilemem. Ama eski düzen ve anlayışla okutuluyorsa, hiç okutulmamasının daha faydalı olacağını söylemek mümkündür. Çünkü bu bizim, adı “millî” olan eğitim sistemimizin, çocuklarımıza hâlâ gerçek anlamda “millî bir eğitim” vermekte yetersiz kaldığını, onlara dilimizi, kültürel değerlerimizi ve sanatlarımızı hakkıyla öğretemediğimizi göstermektedir.   

       

     Ziya Gökalp Halka Doğru adlı ünlü makalesinde Batı’ya gidecek insanlarımızın önce kendi halkımızı, onun maddî ve manevî bütün değerlerini, sanatlarını, örf ve âdetlerini çok iyi öğrenmeleri gerektiğini söyler. Ne yazık ki biz bu tavsiyeye pek uymadık. Hemen her konuda doğrudan doğruya Batı’ya yöneldik, hep onu örnek aldık ve hatta taklit ettik. Bu sebeple de çocuklarımız millî kültürümüzü doğru dürüst tanıyıp öğrenip özümsemeden yetiştiler. Eğer bunu başarabilseydik, kanaatim odur ki bugün uzlaşma kültürü gelişmiş, birbirlerini seven ve saygı duyan olgun insanların oluşturduğu çok daha mutlu ve huzurlu bir toplum olabilirdik. Bu derece ayrışmaz ve bölünmezdik. Zira insanları olgunlaştıran, onların ferdî, millî ve sosyal şahsiyetini şekillendiren, birbirlerine saygılı davranmayı öğreten, onlara birlikte yaşama şuuru kazandıran ve onları kaynaştıran, içinde doğup büyüdükleri tolumun kültürel değerleri, sanatları, gelenek ve görenekleri ve elbet bütün bu konularla ilgili olarak aldıkları kaliteli ve yeterli bir eğitim görmeleridir.

SANAT ÜZERİNE DÜŞÜNCELERYAHYA KEMÂL VE TÜRKÇEATATÜRK VE TÜRKÇEDİN VE TOPLUM İLİŞKİSİ ÜSTÜNEÖNCE ŞİİR VARDIİNSAN GÖNLÜNDEN İBARETTİRKÜLTÜR, DİL VE EĞİTİM-ÖĞRETİMDİL, DİLLER VE DİLİMİZ      OKUMAK VE YAZMAK ÜSTÜNESEVGİ, HOŞGÖRÜ VE DOSTLUK Yazarın Tüm Yazıları
Yazarlar
Osman KARA
BİR ÖLÜMÜN ARDINDAN
Osman KARA
Atilla ÇİLİNGİR
TARİHİMİZE NOT DÜŞEN GERÇEKLER… (Zaman Asla Kaybolmaz)
Atilla ÇİLİNGİR
Mustafa GENÇ
KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN BAZI NEDENLERİ
Mustafa GENÇ
M. Halistin KUKUL
HER ŞEY SEVMEKLE BAŞLAR
M Halistin KUKUL
Mustafa ÖZDEMİR
SEMERKANT
Mustafa ÖZDEMİR
Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI
SANAT ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Prof Dr Mustafa ÖZBALCI
Nevval SEVİNDİ
ACILI KISA TARİH
Nevval SEVİNDİ
Vedat ÇINAROĞLU
TÜRKLÜK NAMUSUMUZDUR
Vedat ÇINAROĞLU
Adem ERTÜRK
Etme bulma dünyası ya hani, edenler ne zaman buluyordu
Adem ERTÜRK
Embiya SANCAK
ÜÇ AYDIR YAZAMIYORDUM
Embiya SANCAK
Prof. Dr. İsrafil BALCI
İftira ve İtibar Suikastçılığı
Prof Dr İsrafil BALCI
Dr. İbrahim YILDIRIM
Fethin simgesi Ayasofya
Dr İbrahim YILDIRIM
Yılmaz HOCAOĞLU
BİRAZ ORDAN BİRAZ BURDAN 2
Yılmaz HOCAOĞLU
Turgay SÖZEN
Pandemi Devam ediyor, Tedbir ve Kurallara Dikkat...
Turgay SÖZEN
Sacit ACAR
ORTAYA KARIŞIK
Sacit ACAR
Saffet Atik
Samsun’un Liman ve Demiryolu Sorunları (2)
Saffet Atik
Burak GÜLEÇ
Lider diyeceksiniz
Burak GÜLEÇ
Enis ERSOY
İmamoğlu’nun Kanal İstanbul stratejisi
Enis ERSOY
Türker GÖKSEL
Mithatpaşa Lisesi ve Sekizinci Kitap
Türker GÖKSEL
Mustafa KESKİN
Yerli Arabamızı Anlayabildik mi
Mustafa KESKİN
Ahmet HAYVALI
TEK DÜZEN HESAP PLANI
Ahmet HAYVALI
Dr. Işık ÖZKEFELİ
NİYETLER ALENİYET KAZANIRKEN
Dr Işık ÖZKEFELİ
Prof. Dr. Yücel TANYERİ
Açıkhava AVM
Prof Dr Yücel TANYERİ
Prof. Dr. Ahmet Nizamettin AKTAY
Gagavuzya İzlenimleri
Prof Dr Ahmet Nizamettin AKTAY
Hüseyin ÖZBAY
OSMAN TÜRKAY
Hüseyin ÖZBAY
Mehmet Ali BAYAR
PROF.DR.MÜMTAZ SOYSAL'IN ARDINDAN...
Mehmet Ali BAYAR
Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU
SEVDİKLERİMİZ ÜZERİNDEN EMPATİ YAPARAK DÜNYAYI ANLAMAYA ÇALIŞMAK
Prof Dr İbrahim TELLİOĞLU
Hilmi EKER
PİLOT İLÇE LADİK
Hilmi EKER
Murat İLHAN
PİCASSO...
Murat İLHAN
Nami Cem İYİGÜN
ASKERİ HAREKÂT
Nami Cem İYİGÜN
Mustafa ENGİN
TARIM MI, ENERJİ Mİ!?
Mustafa ENGİN
Tufan AKCAGÖZ
SİZ SİZ OLUN
Tufan AKCAGÖZ
Necmi HATİPOĞLU
EKONOMİK KRİZ Mİ, O DA NE?
Necmi HATİPOĞLU
Hülya Korkut ÖZAK
Öyleyse sen Türk değilsin...
Hülya Korkut ÖZAK
Prof. Dr. Erdal AĞAR
YABANCI DİLLE EĞİTİM
Prof Dr Erdal AĞAR
Nuray YILMAZ
HIYAR… TUZ… TUZLUK
Nuray YILMAZ
Dr. Faruk TAN
İNSAN
Dr Faruk TAN
İshak MEMİŞOĞLU
OTOPARKIMI İSTİYORUM
İshak MEMİŞOĞLU