YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

M. Halistin KUKUL

YANLIŞ SEVGİ-YANLIŞ KISKANÇLIK

Çok seven: Erkek...Çok kıskanan: Erkek...Öldüren de: Erkek!..

Bu; nasıl ‘sevgi’ ve bu, nasıl bir ‘kıskanma’dır!?

Önce, şunu söyleyeyim ki, umûmî mânâda ‘sevgi’yi idrâk edememiş bir kültüre dönüştük. Çünkü; bu dönüşüm, -dîğerlerini bir kenara bırakalım-son zamanların en çok konuşulanı “kadın cinâyetleri” başlığı altında toplanmaktadır.

Devlet başkanından, en alt seviyeli siyâsetçiye ve bürokrata kadar, kahvede, sokakta, ev içinde sözü edilen bir mes’elenin hâlledilememesi değil, hâlledilmemesi, bize, başka türlü düşünmeyi emretmemektedir.

Bizde; “sevgi”, “aşk”, “saygı” hattâ “hoşgörü” en çok kullanılan kelimelerdir. Tabiî ki, bunların yanında, bir de, en üst perdeden söylenen ‘hürriyet, hak ve adâlet’ kelimeleri vardır. Fakat, ‘riâyet’ bakımından ise, en az uygulananlar da onlardır. Çünkü, içleri ‘bomboş’ hâle getirilmiştir.

Bu sebeple, sevgi’nin değil, kıskançlık’ın ne demek olduğunu belirtmek istiyorum: Kıskançlık; iki cephelidir. Birincisinin kapısı, ‘hased’e, ‘kin’e, ‘nefret’e ve ‘riyâ’ya açılır.

İkinci çeşit kıskançlık; korumacı, himâyeci, esirgeyici ve paylaşıcı’dır.

Bu iki târîf, birbiriyle çelişkili gibi gelebilir. Fakat, değil!..İnsanın yapısı böyle!..

Günümüzde yaygın olan kıskançlık, birinci şıktakidir.

Bu “kıskanç” insan, p(i)sikolojik bir rahatsızlığa sahiptir. Onda, ‘haset-kin-nefret ve riyâ’ vardır ve esas mes’elemiz de bundadır. Bir bakıma, sevgiyi ve sevgisizliği de bununla çözüme kavuşturmak mümkündür.

Peki, ikiyüz bilmem kaç üniversite bulunan bir ülkede, bunun için, sosyolojik ve p(i)sikolojik olarak, niçin köklü bir tahlil yapılmaz da, binbir türlü mâzeretlerle geçiştirir ve hâlâ ‘kadın katliamı’na sebebiyet verilir, anlamak mümkün değildir.

Veya niçin; bunca hukuk fakültesinin bulunduğu bir ülkede, ilgili makamlara sağlıklı bir teklifte bulunulup, ‘hukukî kalıcı bir çâre’ bulunmaz? Ve niçin, ilgili önleyici makamlar, bütün bu saydıklarımıza ilâve olabilecek unsurlardan teklifler alıp da, bu cinâyetlere ‘Dur!” demezler?

Bu hususla ilgili önemli bir haber arzediyorum: ”CB Erdoğan, İstanbul’da hemşireyi döğüp bıçakla saldıran şahsın bırakılmasını “Bu kişi nasıl serbest kalır? Tutuklanmalıydı” diyerek eleştirdi ve tedbir alınmasını istedi. İçişleri Bakanı Soylu da zanlının cezaevinde olduğunu söyledi.” (Bknz. Türkiye Gazetesi, 11 Haziran 2020, Sf.1).

Saldırganın “içerde/cezâevinde” bulunması değil, esas olan, o hemşiremizin dayak yiyip bıçaklı saldırıya muhatap olup olmamasıdır. Henüz bunu anlamış değiliz...Bu; teammüden/kasten/bilerek yapılan bir fiil’dir. Onu yapanın şurada veya burada olmasının çok da önemi yoktur.

Şâyet, bunca insanın canına kıyanlar için ‘îdâm’ gerekmiyorsa, umûmî sosyal düzenimizin ahlâkî zeminindeki “hürriyet, hak ve adâlet” kelimeleri ‘mâna kaymasına’ uğramış ve kısa veya uzun adımlarla tehir edilme cihetine gidilmiştir, demektir.

Sevgi’nin mânasını kavra(ya)mayan; onu/sevgiyi, idrâk ettiği kadar, sadece kendine mahsus gören sahtekâr âşık, aynı şekilde, üzerinde hiçbir hakkı bulunmadığı bir kadını öldürmeyi ‘kıskançlığı bahane

ederek’, kendinde hak olarak görebiliyorsa “Bu, nasıl iştir?” deyip gereği ne ise, yapmaktan imtinâ edilmemelidir.

Kim mi bunlar? Sıralayalım: Kıskanç: Sözlü!..Kıskanç: Nişanlı!..Kıskanç: Evli!..Kıskanç: Resmen ayrılmamış fakat fizikî olarak ayrılmış!..Boşanmış: Yâni, hukuken ve fiilen tamamiyle ayrılmış, dul muhataplar!..

Bu; “sözlü-nişanlı-evli-resmen ayrılmamış fakat fizikî olarak ayrılmış-boşanmış/dul” kişilerde, kendinde “kıskançlığı bir hak olarak görerek saldıran” kimdir?

Yâni; saldırganlar/öldürmeye teşebbüs edenler/ kaatiller hangi ‘cinsten”dir?

Cevap: Hepsi de, sözüm ona, erkek!..Yâni, bir erkek, elinde bıçakla veya bir başka çeşit silâhla, kendisinden daha güçsüz birine saldırabiliyor. Dikkat buyurunuz: Kendisinden çok daha güçsüz birine, bile bile/göz göre göre saldırıyor ve biz de, saldırganın içerde mi, dışarda mı olduğuna dâir iştişâre edebiliyoruz.!

Hazırlıklı olarak, şuûrlu bir şekilde, taarruz ediyor!..En azından, Özgecan’dan îtibâren düşününüz, nice genç kızların/kadınların canına kıyıldı!..

Peki son söz olarak neredeyiz?

“Bu kişi nasıl serbest kalır?”

Vuranın yanında kalırsa, kalır!..İçerde olsa da kalır!..Çünkü, kamu vicdânının rahatsızlığı devam etmektedir.

Sizler çok daha fazlasını biliyorsunuz ammâ, ben, size, basından sâdece iki haber nakledeyim:

Birincisi: “Çift arasındaki takı tartışması büyüyünce Akar, Yalçın’ı banyoya götürüp dövdü. Kafasını klozete çarpan kız öldü.” (Bknz.Yeniçağ, 4 Haziran 2020, Sf. 3)

İnsan öldürmek ne kadar kolay ve basit değil mi? Bırakınız bir kuşu, bunlar, bir akrep veya yılan için bile bu kadar rahatlıkla söylenemez!

İkincisi: “İkili arasında tartışma çıkarken S. Ç. yanında getirdiği bıçağıyla eşine saldırmaya çalıştı. AVM ‘de çalışan güvenlik görevlileri ve temizlik personeli olaya müdahale etti.” (Bknz.Türkiye Gazetesi 7 Haziran 2020, Sf. 3)

“İkili” kelimesine dikkat buyurunuz!..Hâdise, sanki bir ‘düello’ gibi anlatılmış, değil mi? Bu da, bir başka fâcia!..Peki; “yanında getirdiği bıçak” ve “eşine saldırmaya başladı” ifadeleri neyi ifade ediyor? Öldürmeye kastı/teammüden teşebbüsü değil mi?

Türk kültüründe/an’anesinde/töresinde, böyle bir sevgi/aşk ve insanlık anlayışı asla yoktur.

Bunlar, tamamiyle, ‘Othello kültürü’nün mahsulüdür ve nereden ve nasıl bize bulaşmışsa bulaşmıştır. Kısaca arzedeyim:

Othello, Desdemona adlı bir kızı delicesine/çılgıncasına sever. Fakat netîcede, ona nasıl hitap eder bilir misiniz?

“Ah, o alçağın kırk bir canı olsaydı keşke. Öcümü almak için bir tanesi az gelir. Şimdi anlıyorum ki, doğruymuş.”

Ve devam eder: “Lânet olsun o hayâsız kaltağa! Ah, lânet, lânet! Gel şimdi benimle; gidip o güzel yüzlü iblise ölümlerden ölüm seçeyim...”(Bknz. William Shakespeare, Türkçesi: Ülkü Tamer, Varlık Yayını, İstanbul 1964, Sf. 51-52)

Aşk bu mudur? Ne dersiniz?

Çok sevgili Desdemona, birdenbire, nasıl, “alçak”, “kaltak” ve “iblis yüzlü” oluvermiştir!!!

Türk kültüründe/töresinde/an’anesinde böyle bir şey nasıl mümkün olur, anlamak mümkün değildir. Demek ki, az-çok değil, ‘çok korkunç’ bir ‘kültür kaymasına/heyelanına/erozyonuna uğramışız da, yeterince ‘çâre’ düşünememişiz!..

Bakınız; Türk kültürünün söz mîmârlarından büyük şâirimiz Fuzulî ne diyor:

“Bin cân olaydı kâş men-i dil şekistede

Tâ her biriyle bir kez olaydum fidâ sana”

(Ben, gönlü kırılmışta keşke bin can olsaydı da

Her biriyle bir defa sana fedâ olsaydım)

Biz; Shakespeare (Şekspir)’in Othello’sununkini değil, Fuzulî’nin aşkını istiyoruz!...Sevdiğinin bir canını defalarca almak isteyen değil; bin canını da sevdiğine fedâ etmek isteyen âşıklara/insanlara ihtiyacımız vardır!..

TÜRKİSTAN’DA ZAMANHER ŞEY SEVMEKLE BAŞLARGİRDAP/ASKERÎ OKULLARDA KATLİAMGENÇLİĞİM EYVAHDİLİMİZDEKİ DİKENLER (Uydurma ve Yabancı Kelimeler)“GİRİT’İ KAYBETMENİN BİTMEYEN ACISI”KÜLTÜR DEĞİŞMESİ DEDİKLERİ...EY SİS DAĞI, SİS DAĞITÜRK ORDUSUNA BALYOZYANAN CAN...CANÇEKİŞEN TOPRAKTIRYazarın Tüm Yazıları
Yazarlar
Osman KARA
BİR ÖLÜMÜN ARDINDAN
Osman KARA
M. Halistin KUKUL
TÜRKİSTAN’DA ZAMAN
M Halistin KUKUL
Mustafa GENÇ
YENİ BİR LAİKLİK YOKSA YENİ BİR DİN Mİ?
Mustafa GENÇ
Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI
ŞİİR VE ŞÂİR(1)
Prof Dr Mustafa ÖZBALCI
Atilla ÇİLİNGİR
TARİHİMİZE NOT DÜŞEN GERÇEKLER… (Zaman Asla Kaybolmaz)
Atilla ÇİLİNGİR
Mustafa ÖZDEMİR
SEMERKANT
Mustafa ÖZDEMİR
Nevval SEVİNDİ
ACILI KISA TARİH
Nevval SEVİNDİ
Vedat ÇINAROĞLU
TÜRKLÜK NAMUSUMUZDUR
Vedat ÇINAROĞLU
Adem ERTÜRK
Etme bulma dünyası ya hani, edenler ne zaman buluyordu
Adem ERTÜRK
Embiya SANCAK
ÜÇ AYDIR YAZAMIYORDUM
Embiya SANCAK
Prof. Dr. İsrafil BALCI
İftira ve İtibar Suikastçılığı
Prof Dr İsrafil BALCI
Dr. İbrahim YILDIRIM
Fethin simgesi Ayasofya
Dr İbrahim YILDIRIM
Yılmaz HOCAOĞLU
BİRAZ ORDAN BİRAZ BURDAN 2
Yılmaz HOCAOĞLU
Turgay SÖZEN
Pandemi Devam ediyor, Tedbir ve Kurallara Dikkat...
Turgay SÖZEN
Sacit ACAR
ORTAYA KARIŞIK
Sacit ACAR
Saffet Atik
Samsun’un Liman ve Demiryolu Sorunları (2)
Saffet Atik
Burak GÜLEÇ
Lider diyeceksiniz
Burak GÜLEÇ
Enis ERSOY
İmamoğlu’nun Kanal İstanbul stratejisi
Enis ERSOY
Türker GÖKSEL
Mithatpaşa Lisesi ve Sekizinci Kitap
Türker GÖKSEL
Mustafa KESKİN
Yerli Arabamızı Anlayabildik mi
Mustafa KESKİN
Ahmet HAYVALI
TEK DÜZEN HESAP PLANI
Ahmet HAYVALI
Dr. Işık ÖZKEFELİ
NİYETLER ALENİYET KAZANIRKEN
Dr Işık ÖZKEFELİ
Prof. Dr. Yücel TANYERİ
Açıkhava AVM
Prof Dr Yücel TANYERİ
Prof. Dr. Ahmet Nizamettin AKTAY
Gagavuzya İzlenimleri
Prof Dr Ahmet Nizamettin AKTAY
Hüseyin ÖZBAY
OSMAN TÜRKAY
Hüseyin ÖZBAY
Mehmet Ali BAYAR
PROF.DR.MÜMTAZ SOYSAL'IN ARDINDAN...
Mehmet Ali BAYAR
Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU
SEVDİKLERİMİZ ÜZERİNDEN EMPATİ YAPARAK DÜNYAYI ANLAMAYA ÇALIŞMAK
Prof Dr İbrahim TELLİOĞLU
Hilmi EKER
PİLOT İLÇE LADİK
Hilmi EKER
Murat İLHAN
PİCASSO...
Murat İLHAN
Nami Cem İYİGÜN
ASKERİ HAREKÂT
Nami Cem İYİGÜN
Mustafa ENGİN
TARIM MI, ENERJİ Mİ!?
Mustafa ENGİN
Tufan AKCAGÖZ
SİZ SİZ OLUN
Tufan AKCAGÖZ
Necmi HATİPOĞLU
EKONOMİK KRİZ Mİ, O DA NE?
Necmi HATİPOĞLU
Hülya Korkut ÖZAK
Öyleyse sen Türk değilsin...
Hülya Korkut ÖZAK
Prof. Dr. Erdal AĞAR
YABANCI DİLLE EĞİTİM
Prof Dr Erdal AĞAR
Nuray YILMAZ
HIYAR… TUZ… TUZLUK
Nuray YILMAZ
Dr. Faruk TAN
İNSAN
Dr Faruk TAN
İshak MEMİŞOĞLU
OTOPARKIMI İSTİYORUM
İshak MEMİŞOĞLU