Başlıktaki rakama, üniversiteler dâhil değildir. Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2019-2020 dönemine ait açıkladığı “Millî Eğitim İstatistikleri”ne göre, “okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretimde” 18 milyon 241 bin öğrencimiz bulunmaktadır.
10 milyona yakın da üniversite öğrencimizi katarsak, orta büyüklükte bir devlet nüfusuyla karşılaşırız. Elbette ki, bir ülkenin üniversite öğrenci kapasitesi, öncesi ve sonrasıyla toplam öğrencisi sayısının yarısından fazla olursa, ‘ayrıca düşünmek’ lâzımdır.
Bunca çocuğumuz ve gencimiz, koronavirüs salgını sebebiyle, “yüzyüze eğitim”den mahrûm olarak, 23 Mart 2020’den beri ‘uzakta öğrenim” denilen bir ‘tarz’ ile tahsile ediyor. Sâdece ‘tarz’, sistem falan değil!..
Tabiî ki, tıp doktorlarımızın -ve tabiî ki, bütün sağlık mensuplarının-bunca ciddî uyarılarından, gayretlerinden, kendilerini fedâ edercesine çalışmalarından ve yaşadıklarımızdan sonra, koronavisün bu kadar yayılabileceğini “tahmin etmek için”, doktor falan olmaya hiç de gerek yoktu(r). Zîrâ, ben bile, yaşanan ihmâller sonunda, bu salgının sonbahara doğru artacağını, “Koronavirüs’te Aklımın Almadıkları” (wwwkapsamhaber.com-10 Mayıs 2020) ve “Merhaba Yeni Koronavirüs” (wwwkapsamhaber.com-20 Ağustos 2020) başlıklı yazılarımda ifade ettim.
Hattâ, son yazımı şu cümleyle bitirdim: “Gözünüz aydın 65 üstüler, 75’likler, 85’likler, 90’lıklar...bu kış, yine içerdesiniz, bilesiniz!..”
Şimdi, herkeste feverân var!..Niçin? Böyle olabileceği bilinmiyor muydu?
Peki; bunca merasim, meydan toplantıları, düğünler, p(i)lâjlar, tıklım tıklım kahvehâne sohbetleri, ve dolmuşlardan sonra ne bekleniyordu ki, Millî Eğitim Bakanlığı ve tabiî ki üniversitelerimiz, mevcut fizikî kapasiteleri ve öğrenci sayıları üzerinden ciddî bir “eğitim-öğretim tedbiri düşünüp” gereğini yapmaya çalıştı mı? En azından, bana kapalı!..Görünen o ki, yapmadılar!..
Ancak; hemen ifade edeyim ki, Millî Eğitim Bakanlığı’na, bu hususta, çözüme yönelik, birkaç teklifim de olmuştur. Bu yazımda, yaptığım tekliflere kulak tıkansa da, kamuyu bilgilendirmek bakımından yenileriyle birlikte, bir hulâsasunuyorum.
İlk önce, Sayın Bakan’ın, “ders sayısının çok fazla olduğu ve bu sayının azaltılması gerektiği” beyanından hareket edeyim: Peki, bu beyandan sonra geçen sürede ne oldu? Azaltıldı mı? Hayır!..
O hâlde;
Bilinmelidir ki, ‘uzaktan öğrenim ile, Türkiye’nin en dinamik gücü âdeta hapsedilmekte; yirmi yaş altı ile 65 yaş üstü toplumdan tecrit edilmektedir. Başka ülkelerinki, beni, çok da ilgilendirmiyor. Hele de iktisâdî bakımdan kuvvetli olanlarınki!..Bizim gencimizin p(i)sikolojisi çok farklıdır. İşsizliğin, p(i)sikolojilere menfî etkisi üzerinde, ne yazık ki, hiç durulmamaktadır.
Uzaktan öğrenimi bir ‘zarûret’ olarak görmüyorum.Çâresi vardır.
Ciddî tedbirler alınamadığı kanaatini taşıyorum. Ne yazık ki; Türk çocukları ve gençleri, öğretmenlerini ve okullarını tanıyamadan ve sâdece ‘bir takım kuru bilgileri kazandıklarını sanarak’ uzaktan öğrenime devam ettirilmektedirler.
Geç kalınmıştır!..Ancak...
Telâfisi için geç kalınmamalıdır!..
Her geç kalışın, bize, çok pahalıya mâl olacağı da âşikârdır!..