YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI

LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ

Biz maalesef yapmaktan, ortaya bir eser, bir ürün koymaktan çok konuşmayı ve eleştirmeyi seven bir toplumuz. Araştırmayı, okuyup öğrenmeyi, yeni bilgiler edinmeyi, yapıcı ve yaratıcı olmayı pek sevmeyiz, ama sıra lâf üretmeye, içi boş sözlerle konuşmaya, bol keseden atmaya, üfürmeye ve eleştirmeye gelince mangalda kül bırakmayız. Birlikte yaşadığımız toplumda payımıza düşen görevler ve işler her ne ise, elimizden ne geliyorsa onları eksiksiz ve kusursuz bir şekilde yapıyormuşuz gibi, hep başkalarını suçlamaya ve çekiştirmeye, sorgulanmamış, test edilmemiş, doğruluğu çok şüpheli kulaktan dolma birtakım boş sözlerle konuşup ahkâm kesmeye çok meraklıyız. Sorumluluk almaktan kaçar, hep işimize gelenin, kolay olanın peşinden koşarız. Zira Ziya Gökalp’in de dediği gibi, “konuşmak kolaydır, zor olan yapmak ve başarmaktır.”  

Çevremiz hep başkalarını eleştiren, yanlış giden her şeyden başkalarını sorumlu tutan, sesleri çok çıkan, ellerinden çok dilleri çalışan içi boş insanlarla dolup taşıyor. Sözüm ona aydın geçinen bu taife arasında maalesef diplomalı cahiller de az değildir. Bunlar milletimizin son yüz yıl içinde muhatap olduğu sosyal ve siyasal olayları, aynı süre içinde yaşadığımız dört askerî müdahalenin sebep ve sonuçlarını her türlü siyasî görüş ve düşünceden uzak kalarak doğru, dürüst ve tarafsız bir şekilde ele alıp değerlendirmezler. Çünkü ya art niyetlidirler ya da sağlam bir tarih bilgisinden ve şuurundan yoksundurlar. Sanki bu toplumda yaşamamış gibi davranırlar ve bugünün birtakım hastalıklarını yüz yıl önceki reçetelerle tedavi etmeğe çalışırlar. Bunların bir kısmı da dinî değerleri istismar eder, din tüccarlığı yaparlar. Netice itibariyle hepsinin amacı aynıdır. Yani üzüm yemek değil bağcıyı döğmektir. Bunların yapıcı bir tavır içinde olduklarını asla göremezsiniz. Sanki bunun için özel bir eğitim almış gibi, yapmaktan çok yıkmaya, insanların kafasını karıştırmaya, onları ayrıştırmaya, bir panik, korku ve nefret ortamı oluşturmaya çalışırlar; felâket tellallığı yaparlar. Şom ağızlıdırlar. Bardağın hep boş tarafını görürler. Ünlü roman yazarı Tolstoy’a göre iyi bir insan olmanın ve olgunlaşmanın beş belirtisinden ikisi,“insanlar ve olaylar hakkında daha az konuşmak” ve “başkalarının yanlışlarını daha az yargılamak” tır. Herkesi, her şeyi eleştirenler, başkalarını sevmeye vakit ayıramazlar. Ben merkezli yaşarlar, hep öne çıkmak, önde görünmek isterler. Kibirlidirler. Her şeyin doğrusunu onlar bilirler ve onların söyledikleri hep doğrudur. Karşı görüşlere tahammülleri yoktur.  Bilgiçlik taslarlar. Kendilerini büyük, önemli ve üstün, başkalarını küçük ve önemsiz görürler, üstüne üstlük bunun için çevreden alkış ve saygı beklerler. Çünkü bunu hak ettiklerini sanırlar. Haklıdırlar. Çünkü aramızda bu boş lafları, bu desteksiz atışları büyük bir şaşkınlıkla dinleyen, “ama da kültürlü adam be, ne güzel konuşuyor, neler de biliyor” diyen pohpohçuların sayısı da az değildir. Muhtemelen onlar da o boş konuşanların bir benzeridir. Gerçekte her telden çaldığını sananlar, aslında hiçbir telden doğru dürüst çalamayanlardır. Eşeği kuyuya çeken kuyuda gördüğü kendi gölgesidir.

Bir Rus atasözü,“eviniz camdan ise başkasının evini taşlamayın” der. Tanınmış Fransız yazarı ve filozofu Voltaire de, “Herkes evininin önünü temiz tutarsa, şehir tertemiz olur.” demektedir. Bunun benzeri bir sözü Finliler de çok kullanırlar. Onlara göre de eğer “Herkes evinin önünü temizlerse bütün Finlandiya temiz olur.” Bizim sosyal, kültürel, dinî, insanî ve ahlâkî değerler bakımından oldukça zengin şiirleriyle tanıdığımız Tanzimat dönemi şairi ve devlet adamı Ziya Paşa’nın şu beyti de bu bakımdan çok anlamlıdır:

Onlar ki verir lâf ile dünyâya nizâmât  

Bin türlü teseyyüb bulunur hânelerinde”                                             

Şunları söylüyor bu beyitte Paşa: “O kimseler ki,  dünyaya sözle, lâfla, konuşarak düzen vermeye kalkarlar, ama kendi evlerinde (çevrelerinde, işlerinde) bin türlü ihmaller, düzensizlikler ve yanlışlar bulunur.” Yani Paşa, kendi görevini doğru dürüst yapmayanların başkalarını eleştirmeye haklarının olamayacağını söylüyor, dolayısıyla konuşmanın değil yapmanın ve başarmanın daha önemli olduğunu da vurgulamış oluyor

Aslına bakılırsa toplum hayatının istikrarlı, huzurlu ve mutlu bir şekilde davamı için, zaman zaman sosyal içerikli eleştireler yapmak, çevremizdeki düzensizlikleri, doğru gitmeyen işleri, olumsuzlukları, yanlışlıkları, görüp işittiklerimizi ve gözlemlerimizi kimseyi kırmadan, iftira etmeden samimi ve tatlı bir üslupla dile getirmenin ve ilgililerin bilgisine sunmanın sayısız faydaları vardır. Bu tür bir eleştiri, hem gençlerin iyi örnekler görerek yetişmelerine, hem de görev başındakilerin eksikleri, yanlış giden işleri öğrenmelerine katkı sağlayabilir. Eflatun,“Bilirken susmak, bilmezken konuşmak kadar kötüdür.” der. Konfüçyüs’e göre de, “Olgun insan, güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyendir.”  Fakat Ziya Paşa’nın da dediği gibi, olumlu ve yapıcı bir eleştiri yapacak olanların önce kendi görevlerini ve işlerini hakkıyla yapıyor olmaları gerekir. Kendi görevini ve işini hakkıyla yapmayanın başkalarını eleştirme hakkı olamaz, olmamalıdır.

Eğer bir ülkede mahalle muhtarından devlet başkanına kadar herkes kendi görevini ve işini doğru dürüst ve hakkıyla yaparsa, o ülkede hiçbir düzensizlik ve huzursuzluk kendine yer bulamaz. Sosyal hayat bütün kurum ve kuruluşları ile bir saat gibi işler gider. Ama ne var ki bizde maalesef kendini bilgili ve kültürlü sanan, yapmaktan çok konuşmayı seven insanların sesi, hemen her konuda dürüst, çalışkan ve üretken olan insanların sesinden daha fazla çıkmaktadır. Onlar her şeyi çok iyi bildiklerini sanırlar ve her konuda söz alır ve durmadan konuşurlar; eleştirir, yargılar ve sorgularlar. Bilmezler ki aynı şeyleri her zaman ve her ortamda sık sık tekrarlamak da öyle pek hoş karşılanmaz. Hz. Ali, “Senden soruluncaya kadar susman, susturuluncaya kadar konuşmandan efdaldir.” der. O itibarla insan konuşulacak yerde konuşmayı, susulacak yerde susmayı bilmelidir. Zira boş konuşanlar, aklına geleni ulu orta her ortamda söyleyenler pek sevilmezler. Bir sohbet halkasında ya da bir dost meclisinde, konuşma konusu ne olursa olsun, hiç fark etmez, eğer orada bu çok bilmişlerden ve yapmaktan çok konuşmayı sevenlerden biri varsa, mesele tamamdır, ötekilerin söz hakkı artık bitmiştir; hep o konuşur, o söyler o  eleştirir, yargılar ve sorgular. Söylediklerinin çoğu konuya herhangi bir açıklık getirmeyen, fındıkkabuğunu bile doldurmayan içi boş laflardır ya da yarım yamalak okunmuş bir kitabın sayfalarından aktarmadır. Dinleyenler bunu anlar ve sezerler, ama nezaket icabı atılıp sözünü kesmezler; ya içleri burkula burkula onu dinlemek zorunda kalırlar ya da bir bahane bulup orada uzaklaşmayı tercih edeler. Yoksa düzgün bir hayatı olan, toplumuna karşı bütün görevlerini ve sorumluluklarını hakkıyla yerine getiren birisinin eleştiriler yapması, sorgulaması ve yargılaması onun en doğal hakkıdır. Bu, takdir edilmesi gereken bir davranıştır.

Sözü yine Ziya Paşa’nın bir beyti ile bağlayalım:  

Âyînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz,                         

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.

Yani bir insanın aklının derecesini, farkını ve üstünlüğünü onun söyledikleri değil, eserleri ve yapıp ettikleri gösterir.      

Lâfla, sözle, konuşarak bir yere varılamaz. Zira“lafla peynir gemisi yürümez.”

KİTAP VE OKUMAK ÜSTÜNE (1)İŞSİZLİK VE KALKINMA ÜSTÜNEKALKINMA KÖYDEN Mİ, ŞEHİRDEN Mİ BAŞLAMALI?KİTAP, BİLGİ VE KÜLTÜR CAHİLLİK, FENALIK, TEMBELLİK, AKIL VE İLİM (2)CAHİLLİK, FENALIK, TEMBELLİK, AKIL VE İLİM (1)MİLLET, MİLLÎ KÜLTÜR VE ATATÜRKÇANAKKALE SAVAŞLARI VE ÇANAKKALE RUHUBAYRAMLAR VE NEVRUZ (BAHAR BAYRAMI-2)KÜLTÜR VE MİLLET İLİŞKİSİ ÜZERİNE (2)Yazarın Tüm Yazıları
Yazarlar
Osman KARA
BU AÇIK BİR İSTİLADIR
Osman KARA
Prof. Dr. Mustafa ÖZDEMİR
İLK ADIM İSKELESİ
Prof Dr Mustafa ÖZDEMİR
Atilla ÇİLİNGİR
‘’19 MAYIS 1919’’ BAĞIMSIZLIĞIMIZA ATILAN İLK ADIM
Atilla ÇİLİNGİR
Mustafa GENÇ
RAMAZAN SONRASI MÜSLÜMAN’A DOKUNMAK…
Mustafa GENÇ
M. Halistin KUKUL
O, BİTTİ BEYİM
M Halistin KUKUL
Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI
KİTAP VE OKUMAK ÜSTÜNE (1)
Prof Dr Mustafa ÖZBALCI
Nevval SEVİNDİ
ACILI KISA TARİH
Nevval SEVİNDİ
Vedat ÇINAROĞLU
TÜRKLÜK NAMUSUMUZDUR
Vedat ÇINAROĞLU
Adem ERTÜRK
Etme bulma dünyası ya hani, edenler ne zaman buluyordu
Adem ERTÜRK
Embiya SANCAK
ÜÇ AYDIR YAZAMIYORDUM
Embiya SANCAK
Prof. Dr. İsrafil BALCI
İftira ve İtibar Suikastçılığı
Prof Dr İsrafil BALCI
Dr. İbrahim YILDIRIM
Fethin simgesi Ayasofya
Dr İbrahim YILDIRIM
Yılmaz HOCAOĞLU
BİRAZ ORDAN BİRAZ BURDAN 2
Yılmaz HOCAOĞLU
Turgay SÖZEN
Pandemi Devam ediyor, Tedbir ve Kurallara Dikkat...
Turgay SÖZEN
Sacit ACAR
ORTAYA KARIŞIK
Sacit ACAR
Saffet Atik
Samsun’un Liman ve Demiryolu Sorunları (2)
Saffet Atik
Burak GÜLEÇ
Lider diyeceksiniz
Burak GÜLEÇ
Enis ERSOY
İmamoğlu’nun Kanal İstanbul stratejisi
Enis ERSOY
Türker GÖKSEL
Mithatpaşa Lisesi ve Sekizinci Kitap
Türker GÖKSEL
Mustafa KESKİN
Yerli Arabamızı Anlayabildik mi
Mustafa KESKİN
Ahmet HAYVALI
TEK DÜZEN HESAP PLANI
Ahmet HAYVALI
Dr. Işık ÖZKEFELİ
NİYETLER ALENİYET KAZANIRKEN
Dr Işık ÖZKEFELİ
Prof. Dr. Yücel TANYERİ
Açıkhava AVM
Prof Dr Yücel TANYERİ
Prof. Dr. Ahmet Nizamettin AKTAY
Gagavuzya İzlenimleri
Prof Dr Ahmet Nizamettin AKTAY
Hüseyin ÖZBAY
OSMAN TÜRKAY
Hüseyin ÖZBAY
Mehmet Ali BAYAR
PROF.DR.MÜMTAZ SOYSAL'IN ARDINDAN...
Mehmet Ali BAYAR
Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU
SEVDİKLERİMİZ ÜZERİNDEN EMPATİ YAPARAK DÜNYAYI ANLAMAYA ÇALIŞMAK
Prof Dr İbrahim TELLİOĞLU
Hilmi EKER
PİLOT İLÇE LADİK
Hilmi EKER
Murat İLHAN
PİCASSO...
Murat İLHAN
Nami Cem İYİGÜN
ASKERİ HAREKÂT
Nami Cem İYİGÜN
Mustafa ENGİN
TARIM MI, ENERJİ Mİ!?
Mustafa ENGİN
Tufan AKCAGÖZ
SİZ SİZ OLUN
Tufan AKCAGÖZ
Necmi HATİPOĞLU
EKONOMİK KRİZ Mİ, O DA NE?
Necmi HATİPOĞLU
Hülya Korkut ÖZAK
Öyleyse sen Türk değilsin...
Hülya Korkut ÖZAK
Prof. Dr. Erdal AĞAR
YABANCI DİLLE EĞİTİM
Prof Dr Erdal AĞAR
Nuray YILMAZ
HIYAR… TUZ… TUZLUK
Nuray YILMAZ
Dr. Faruk TAN
İNSAN
Dr Faruk TAN
İshak MEMİŞOĞLU
OTOPARKIMI İSTİYORUM
İshak MEMİŞOĞLU