YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI

VAKİT NAKİTTİR   

Hiçbir gelişme, yükselme ve büyüme kendiliğinden ortaya çıkmış değildir. Çıkamaz da. Her medenî hareket ve değer, her türlü ilmî buluş ve gelişme mutlaka çok titiz ve hummalı bir çalışmanın, büyük bir azmin ve gayretin sonunda ulaşılan bir başarının eseridir.

İlim, teknik, sanat ve kültürde ileri gitmiş ve gelişmiş ülkeler, bu başarının zevkini oturarak, yan gelip yatarak değil hep çalışarak, alın teri dökerek ve göz nuru akıtarak tatmışlardır. Oturup bekleyerek, yan gelip yatılarak hiçbir zafer kazanılamaz ve hiçbir başarı elde edilemez. Eğer bu mümkün olabilseydi, yeryüzünde ne fakirliğin ve yoksulluğun adı kalır, ne de kavgalara, çatışmalara ve savaşlara ihtiyaç duyulurdu. Herkes bir padişah olup çıkardı. Ama ne var ki, dünden bugüne olup bitenler ve yaşananlar bize hayatın gerçeğinin ve gidişinin bu doğrultuda olmadığını göstermiş bulunmaktadır.

Eğer çok kısa ve özlü bir araştırma yapacak olursanız kalkınmış, ilimde ve teknikte ileri gitmiş toplumların hayatında en değerli ve en önemli kavramların başında ilk sırayı zaman kavramının aldığını görürsünüz. Onlar hep,“vakit nakittir.” mantığı ile hareket ederler. Zamanın üretmeden, çalışmadan geçirilmesini en büyük israf sayarlar, boş zaman geçirenleri de hiç sevmezler ve dışlarlar. Onlara göre işin iyisi kötüsü, büyüğü küçüğü de olmaz; iş iştir ve herkes mutlaka bir işle meşgul olmak ve onu kusursuz bir şekilde zamanında bitirmek zorundadır. Onlar çok iyi bilirler ki çalışanlar daima kazanırlar, oturup bekleyenler ise kaybederler. Çocuklarını da hep bu doğrultuda bir eğitim vererek yetiştirir ve hayata hazırlarlar. Tatil için ülke dışına çıkmayanlar ya da çıkamayanlar da evlerinde yan gelip yatmaz, bomboş oturup durmaz ya da sokaklarda aylak aylak, avare avare dolaşmazlar; onlar da bütün vakitlerini tarihî mekânları, müzeleri, arşivleri ve kütüphaneleri gezerek geçirirler. Bu tür geziler onları dinlendirirken bir yandan da yeni bilgiler edinmelerine yardımcı olur. Bunu çok önemli bir kazanç sayarlar. Onlar için çalışmadan, üretmeden, yeni bir şeyler öğrenmeden geçirilen her gün, boşa gitmiş, yaşanılmamış demektir.

Bizim insanlarımızda böyle bir çalışma ve iş ahlâkı ve zamanı iyi değerlendirme anlayışı ve alışkanlığı maalesef gelişmemiştir. Bizde neredeyse hemen her mevsim ve günün her saatinde kahvelerin, sahillerin, sokak ve caddelerin gayesiz ve amaçsız bir şekilde dolaşan ya da oturup çene yarıştıran insanlarla dolup taştığı görülür. Bu bizim toplum olarak en zayıf tarafımız ve çok acı bir gerçeğimizdir. Gelişmiş ülkelerle aramızdaki mesafenin bir hayli açık olmasının başlıca sebebi de, işte bizim bu tembelliğimiz ve zamanı iyi değerlendiremiyor olmamızdır. Gerçekte bizim verimli toprakları, yer üstü ve yer altı zenginlikleri oldukça fazla olan güzel bir vatanımız var. Ama ne acıdır ki birbirimizle didişmeyi ve boğuşmayı bir tarafa bırakıp da el ve gönül birliği içinde çalışarak bu zenginliği değerlendirip halkımızın hizmetine sunamıyoruz. Suyumuz, unumuz ve şekerimiz var ama nedense onlardan helva yapmayı bir türlü beceremiyoruz. Aslında atalarımız“vakit nakittir,” “Yazın hava hoş, kışın ambar boş” vb. derin anlamlı pek çok sözle bize zamanın değerini ve çalışmanın önemini çok güzel anlatmışlar ve bize yapılması gerekenleri, gidilmesi gereken yolları göstermişlerdir. Ama biz insanlarımıza, onların böyle bir iş ve çalışma şuuru ve ahlâkı kazanmalarını sağlayacak bir eğitim verememişiz. Hâlâ da veremiyoruz. Bu yüzden onlar hep konuşuyorlar, hep eleştiriyorlar ve eğer bir suçlu varsa onu da hep kendilerinin dışında arıyorlar. Atatürkçü geçinenlerimizin de lâf üretmekten başka yaptığı bir şey yok. Atatürk, “Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık hâline getiren milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.” diyen son derece ileri görüşlü bir liderdir. Keşke onu doğru anlayabilsek ve nesillerimizi buna göre eğitip yetiştirebilseydik! Hiç şüphesiz bugün çok daha huzurlu ve mutlu bir hayatımız olurdu.  

Korona virüs sebebiyle eve kapanıp kalmadığımız zamanlarda, çok seyrek de olsa, bir yakınımla ya da bir arkadaşımla buluşmak üzere bir kahveye veya bir dernek lokaline yolumun düştüğü olurdu. Bunun için de özellikle hafta sonlarını tercih ederdim. Her gidişimde o salonlar ağzına kadar dolu olurdu. Kimi zaman oturacak boş bir yer bulamazdım da, yaşıma başıma bakan bir garsonun getirdiği sandalye sayesinde bir köşeye ilişir ve ayakta beklemekten kurtulurdum. Oyun oynayanlarla seyirciler kendilerinden öylesine geçmiş olurlardı ki, kim gelir kim gider farkında bile olmazlardı. Zira elleri, gözleri ile birlikte kulakları ve dilleri de iş başında olurdu. Ne konuştukları, ne söyledikleri pek anlaşılmasa da, durmadan konuşurlar, her konuda ahkâm keserlerdi. Havasızlıktan bir hayli kirlenmiş olan salonda kulak tırmalayan boğuk bir gürültüden, kâğıt hışırtısından, tavla ve taş şakırtısından başka ses duyulmazdı. Söz konusu yerlerde durumun bugün de pek fazla değiştiğini sanmıyorum. Çünkü bunun bizim pek çok insanımızın eski, köklü ve vazgeçilmez bir alışkanlığı olduğunu biliyorum. Öyle sanıyorum ki,  hafta sonu olduğu için o salonları dolduranlar çoğunlukla okuma yazması olan eğitimli ve aydın kimseler olurdu. Muhtemelen bir kısmı herhangi bir devlet kurumunda görevli memur, bir kısmı da öğretmendi. Esnafın ve çiftçilikle uğraşanların bu tür yerlere pek fazla uğradığını sanmıyorum. Çünkü bildiğim kadarı ile onların boş zamanı pek olmaz ve büyük çoğunluğu hafta sonları da çalışan insanlardır.         

Hafta içinde çalışmış memurların ve öğretmenlerin hafta sonunda dinlenmeleri elbet haklarıdır. Ancak o salonlardaki havanın onları dinlendirmesi asla mümkün değildir. Akşam evlerine muhtemelen daha yorgun ve daha bitkin bir şekilde dönecekleri muhakkaktır. Dışarıda parklar, yeşil alanlar, bağlar bahçeler dururken, saatlerce havası bir hayli kirli kapalı mekânlarda vakit geçirenlerin başka bir şansı zaten olamaz. Oysa hafta içinde evinden, çoluk çocuğundan uzak kalmış, onlara vakit ayıramamış bu insanların, boş vakitlerini ve hafta sonlarını daha faydalı ve dinlendirici işlerle geçirmeleri gerekir. Söz gelimi oturur, çocukları ile televizyon izler, onlarla oyunlar oynar, sorularını cevaplandırır, gazete kitap okur, varsa evin ufak tefek işlerini giderir. Eğer hava elverişli ise çocukları dışarı çıkarır, gezdirir, parklara, müzelere ve kütüphanelere götürür. Ya da ailece bir piknik alanına giderler, temiz ve güneşli bir havada ve yeşillikler arasında gün boyu dolaşır, eğlenirler ve elbet dinlenmiş olarak evlerine dönerler. Bütün bunlar aile fertleri arasındaki kaynaşmayı, karşılıklı sevgi ve saygı bağlarını daha da pekiştireceği için çok önem verilmesi gereken eylemler ve işlerdir. İhmal edilmemeleri gerekir. Hele söz konusu kişi bir öğretmen ise, onun hafta sonlarını hep dışarıda ve kahvede geçirmesi asla düşünülemez. Zira onun, yukarıda söylenildiği gibi ailesi ve çocukları için yapması gerekenler dışında yeni haftada öğrencilerine vereceği derslerde daha verimli ve daha faydalı olması için hazırlık yapması, kitaplar okuması, ansiklopediler karıştırması da beklenir. Aksi halde hazırlıksız, uykusuz ve yorgun bir şekilde okula giden bir öğretmenin öğrencilerine verebileceği yeni bir şey yoktur, olamaz. O, yıllardan beri söylediklerini aynen tekrar etmekle yetinir, öğrencilerine yeni bilgiler, yeni davranışlar kazandıramaz. Sadece sınıfı boş bırakmamış ve öğrencileri bir süre oyalamış olur. Hepsi o kadar.      

Sonuç olarak, verimli ve bereketli bir hasat mevsimi geçirmek isteyen bir çiftçinin zamanı çok iyi değerlendirmesi, toprağını zamanında sürüp işlemesi ve ekime hazırlaması, otlarını iyice temizlemesi, ektiği ya da diktiği ürünün suyunu, gübresini zamanında vermesi gerekir. Aksi halde verim alamaz, ambarı boş kalır. Çünkü atalarımızın da dediği gibi,“bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.” Mevlâna da, “bulanlar ancak arayanlardır” diyor. Bir bakıma bu, “bulmak için aramak, kazanmak için çalışmak gerekir.” demektir. Çünkü çalışanlar hep kazanırken, oturup bekleyenler ve yan gelip yatanlar ise kaybederler. Zira yine atalarımızın dediği gibi, “Çoban isterse tekeden süt çıkarır.” Bunlar, iş ve çalışma hayatının değişmez bir gerçeği ve mutlaka uyulması gereken kurallarıdır.  

KONUŞMAK DA BİR SANATTIRVAKİT NAKİTTİR   LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZKİTAP, OKUYUP ÖĞRENME VE BİLGİ TOPLUMUHAYAT VE ÖLÜM ÜSTÜNETÜRK, TÜRKLÜK VE TÜRK MİLLETİİNSAN VE AHLÂK ÜSTÜNEDİL, KÜLTÜR VE SANAT EĞİTİMİEĞİTİM, YİNE EĞİTİMTANZİMAT VE SONRASI GELİŞMELER (2)Yazarın Tüm Yazıları
Yazarlar
M. Halistin KUKUL
TÜRKÇENİN FERYADI VE DİL DAVAMIZ
M Halistin KUKUL
Osman KARA
KORKUYORUM
Osman KARA
Adem ERTÜRK
Ekonomi iyi gidince!
Adem ERTÜRK
Mustafa GENÇ
SAMSUN’DAN BİR HAYIR YILDIZI DAHA KAYARKEN
Mustafa GENÇ
Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI
KONUŞMAK DA BİR SANATTIR
Prof Dr Mustafa ÖZBALCI
Vedat ÇINAROĞLU
TÜRK'ÜN TÖRESİ
Vedat ÇINAROĞLU
Embiya SANCAK
DEPREM İÇİN TBMM ARAŞTIRMASI
Embiya SANCAK
Atilla ÇİLİNGİR
AKDENİZ’DEKİ ENERJİ Mİ, YOKSA KIBRIS MI?
Atilla ÇİLİNGİR
Prof. Dr. İsrafil BALCI
İftira ve İtibar Suikastçılığı
Prof Dr İsrafil BALCI
Dr. İbrahim YILDIRIM
Fethin simgesi Ayasofya
Dr İbrahim YILDIRIM
Yılmaz HOCAOĞLU
BİRAZ ORDAN BİRAZ BURDAN 2
Yılmaz HOCAOĞLU
Turgay SÖZEN
Pandemi Devam ediyor, Tedbir ve Kurallara Dikkat...
Turgay SÖZEN
Nevval SEVİNDİ
KORONALI GÜNLER
Nevval SEVİNDİ
Sacit ACAR
ORTAYA KARIŞIK
Sacit ACAR
Saffet Atik
Samsun’un Liman ve Demiryolu Sorunları (2)
Saffet Atik
Burak GÜLEÇ
Lider diyeceksiniz
Burak GÜLEÇ
Enis ERSOY
İmamoğlu’nun Kanal İstanbul stratejisi
Enis ERSOY
Türker GÖKSEL
Mithatpaşa Lisesi ve Sekizinci Kitap
Türker GÖKSEL
Mustafa KESKİN
Yerli Arabamızı Anlayabildik mi
Mustafa KESKİN
Ahmet HAYVALI
TEK DÜZEN HESAP PLANI
Ahmet HAYVALI
Dr. Işık ÖZKEFELİ
NİYETLER ALENİYET KAZANIRKEN
Dr Işık ÖZKEFELİ
Prof. Dr. Yücel TANYERİ
Açıkhava AVM
Prof Dr Yücel TANYERİ
Prof. Dr. Ahmet Nizamettin AKTAY
Gagavuzya İzlenimleri
Prof Dr Ahmet Nizamettin AKTAY
Hüseyin ÖZBAY
OSMAN TÜRKAY
Hüseyin ÖZBAY
Mehmet Ali BAYAR
PROF.DR.MÜMTAZ SOYSAL'IN ARDINDAN...
Mehmet Ali BAYAR
Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU
SEVDİKLERİMİZ ÜZERİNDEN EMPATİ YAPARAK DÜNYAYI ANLAMAYA ÇALIŞMAK
Prof Dr İbrahim TELLİOĞLU
Hilmi EKER
PİLOT İLÇE LADİK
Hilmi EKER
Murat İLHAN
PİCASSO...
Murat İLHAN
Nami Cem İYİGÜN
ASKERİ HAREKÂT
Nami Cem İYİGÜN
Mustafa ENGİN
TARIM MI, ENERJİ Mİ!?
Mustafa ENGİN
Tufan AKCAGÖZ
SİZ SİZ OLUN
Tufan AKCAGÖZ
Necmi HATİPOĞLU
EKONOMİK KRİZ Mİ, O DA NE?
Necmi HATİPOĞLU
Hülya Korkut ÖZAK
Öyleyse sen Türk değilsin...
Hülya Korkut ÖZAK
Prof. Dr. Erdal AĞAR
YABANCI DİLLE EĞİTİM
Prof Dr Erdal AĞAR
Nuray YILMAZ
HIYAR… TUZ… TUZLUK
Nuray YILMAZ
Dr. Faruk TAN
İNSAN
Dr Faruk TAN
İshak MEMİŞOĞLU
OTOPARKIMI İSTİYORUM
İshak MEMİŞOĞLU