YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI

DİL VE MİLLET İLİŞKİSİ 

                 Millet olmanın temel şartlarının başında, ortak bir dil bilincine sahip olmak gelir. Ünlü tarihçi İlber Ortaylı’ya göre “millet, kendine has dili olanlara denir.”  Bir toplumu ancak ortak bir dil millet olma seviyesine yükseltir ve bir arada tutabilir. Değişik ırklara ve inançlara mensup insanları bir araya getiren, kaynaştıran, onları disipline edip birlikte yaşama şuuruna erdiren, ortak bir kültür yaratmış olmalarıdır. “Millî kültür” adını verdiğimiz bu kültürün en önemli, en canlı, en yapıcı ve toparlayıcı unsuru da, hiç şüphesiz onların konuşup anlaştığı ortak dildir. Dil, millî Kültürün en önemli taşıyıcısıdır. Bir halkı millet yapan ve onu yaşatan bütün değerler, milletin kültürüne yansır ve nesiller arasındaki kültürel bağ ve köprü dil vasıtasıyla kurulur. Bir milletin dilini kaybetmesi demek, saygı duyduğu ve yaşatmak istediği bütün geleneksel ve kültürel değerleri, kolektif şuurunu, birlikte yaşama iradesini, dinini, vicdanının sesini, kısaca hafızasını kaybetmesi demektir. Dil, bir milletin yapısında orta direktir, temel unsurdur, milletin can damarıdır. Millî kültürü oluşturan diğer bütün kültürel değerler, dilin çevresinde oluşur, gelişir ve yaşarlar. Dil olmazsa onların varlığı da tehlikeye girer. Kültürü canlı tutan,  dolayısıyla bir milleti var eden ve yaşatan, onun dilidir. Firdevsî, “Gerçi otuz yıl uğraştım, ama sonunda Fars dilinden İran milletini yarattım.” der.  Ayrı ve kendine özgü bir dili olmayan toplumlar, millet olma seviyesine erişemezler. Milletleri birbirinden ayıran ve farklı kılan, onların dilleridir. Bizim dilimiz, Yahya Kemâl’in deyişiyle, vatanın kendi gövdesi ve ruhu olan Türkçedir ve Türkün ve Türkçenin çekilmediği yerler vatandır. Bu yerler ancak Türkler ve Türkçe çekilirse vatan olmaktan çıkarlar.

 

        Millî kültürü oluşturan her değer, elbet kutsal ve önemlidir. Ama bunlar arasında dil ve inanç birliği en başta gelir. Bu ikisi olmadan diğerlerini korumak ve yaşatmak da mümkün olmaz. Dilini koruyamayan bir millet kendi devletini kurup yaşatamaz, başkalarının sömürgesi olarak yaşamaya mahkûm olur. Bir halkın çeşitli sebeplerle vatanını ve devletini kaybetmesi mümkündür. Ama dili ve kültürü o halkı devletsiz ve vatansız da yaşatabilir. Dil var oldukça kültür, dolayısıyla millet de var olur.  Eğer dilini ve kültürünü koruyabilirse, o halkın zamanla bir vatana ve devlete sahip olma şansı her zaman vardır. Tarihte bunun örnekleri çoktur. Sözgelimi,  Yahudiler iki bin yılı aşkın bir süre devletsiz ve vatansız bir halk olarak başka toplumlar içinde dağınık bir şekilde yaşadılar. Ama dillerini (İbranice) ve kültürlerini asla unutmadılar, çocuklarına da öğrettiler. Zamanı gelince de bugünkü İsrail devletini kurmayı başardılar. Hangi ülkenin vatandaşı olursa olsunlar, bugün dünyadaki bütün Yahudiler İsrail’i asıl vatanları olarak görür ve severler. Yıllar önce çalıştığım bir lisede Amerikan vatandaşı Jery adlı Yahudi asıllı bir hoca vardı. Barış gönüllüsü olarak gelmişti. Hem İngilizceyi, hem İbraniceyi anadili olarak kabul ediyor ve çok mükemmel konuşuyordu. Üstelik Türkçeyi de çok iyi biliyordu. Yani Türkiye’ye boşuna gönderilmemişti! Zaman zaman oturur, sohbet ederdik onunla. Bir gün bana, “Mustafa Hoca, ara tatilini dört gözle bekliyorum. İsrail’e gideceğim, böylece gerçek vatanımı ilk defa görmüş olacağım.” dedi. Anne babası da Amerika’da doğmuş büyümüş bir ailenin çocuğu olan Jery’nin beni asıl şaşkına çeviren sözleri ise şunlar olmuştu: “İsrail’i hiç görmemiş bile olsa, dünyadaki her Yahudi, az ya da çok İsrail’e her ay bir miktar para gönderir, yardım eder.” Sen de gönderir misin? Jery” dedim. “Evet, gönderirim.” dedi. Gerçek milliyetçilik, vatan ve millet sevgisi herhalde bu olmalıdır. Bazı milletlerin ilim ve teknik başta olmak üzere hemen her alanda önemli işler başarmalarının sebepleri üzerinde düşünürken, aklıma ilk gelen daima o Yahudi arkadaşın bu sözleri olmuş, çocuklarımızı böyle bir şuur içinde yetiştiremediğimize hep hayıflanmışımdır. 

 

       Millî kültürü oluşturan ve besleyen, milleti var eden ve yaşatan bütün değerler dilde, dilin vücut verdiği metinlerde, her türlü sanat eserlerinde, sözlü kültürde, efsane, deyim, atasözü vb. de yaşarlar. Milletin hafızasını besleyen ve canlı tutan bu değerler bir anda ortaya çıkmış değildir. Bunlar yüzyıllar içinde yavaş yavaş oluşmuş ve milletin hafızasına kök salmış değerlerdir. O yüzden belli bir dönemin metinlerini doğru bir şekilde okuyup anlamak için, o dönemin dil özelliklerini ve kelime dağarcığını çok iyi bilmek, onları kendi sözlüğü ile ve içinde oluştukları çevrenin şartları içinde incelemek gerekir. Bu arada elbet dil ile alfabeyi de karıştırmamak lâzımdır. Bunlar farklı şeylerdir. Biz tarih boyunca çok değişik alfabeler kullandık. Bugün Lâtin asıllı bir alfabemiz var. Bilindiği üzere Osmanlı Türkçesi (yaygın adıyla Osmanlıca) de ayrı bir dil değil, Arap asıllı alfabe ile yazılıp okunan bir Türkçedir. Evet, değişik alfabeler kullandık, pek çok devlet kurduk, ama dilimiz hiç değişmedi, hep Türkçe olarak kaldı. Dilini korumayı başaran bir toplumun ömrü de uzun olur. Bu bakımdan biz talihli bir millet sayılırız. Dil toplumla birlikte değişen ve gelişen canlı bir varlıktır. Bir dili konuşan insanların hayat tarzı değiştikçe, bilgi ve kültürleri, dolayısıyla dilleri de değişir. Çünkü insanlar ve milletler tek başına yaşayan, birbirine kapalı varlıklar değildir. Onlar birbirleriyle çeşitli bakımlardan temas hâlinde yaşarlar ve birbirlerinin dil ve kültürlerinden etkilenirler. Yeni birtakım şeyler görür, tanır ve onların adını öğrenirler. Böylece, Tanpınar’ın deyişiyle, “devam ederek değişen, değişerek devam eden” bir toplumun dili de tabiî olarak değişir. Ayrıca teknik alandaki gelişmeler de dile yeni birtakım kelime ve kavramlar katarak onun gelişmesine ve zenginleşmesine katkı sağlar. O itibarla, kendi kabilesi dışında başka insanlarla karşılaşmamış, medenî dünya ile tanışmamış ilkel kabile dilleri dışında, değişmemiş, tarih sahnesine ilk çıktığı şekliyle kalmış  “öz ve saf” bir dilden söz edilemez. Böyle bir dil yoktur ve olamaz. O sebeple “öz” bir dil peşinde koşanlar ve bu maksatla dile müdahale edenler, dile sadece zarar vermiş olurlar. Millî kültürün en önemli bileşeni olan ve nesilleri birbirine bağlayan dil, sadece bir konuşma ve iletişim vasıtası da değildir, aynı zamanda ferdî ve millî kimliğimizi de inşa eden ve şekillendiren çok önemli bir değerdir. Tarihî süreç içinde dıştan ve içten yapılan pek çok müdahale ve zorlamalara maruz kalmış ve bir hayli hırpalanmış olsa da, dünyanın en eski ve en köklü dillerinden biri olan Türkçe, bütün bu olumsuz gelişmelerin üstesinden gelmeyi başarmış ve yüzyıllar boyunca temasta bulunduğu başka dil ve kültürlerden aldığı unsurları da Türkçeleştirip bünyesine katmak suretiyle çok zengin bir kelime dağarcığına ve anlatım gücüne ulaşmış büyük bir kültür, medeniyet ve edebiyat dilidir. Bugün artık her türlü duygu ve düşünceyi Türkçe ile anlatmak mümkündür.

      

       Hür, medenî ve bağımsız her ülkede eğitim dili, onun kendi dilidir. Bu ülkelerin hiçbirinde başka bir dille (yabancı dil)eğitim yapılmaz. Ama ne var ki bizde bunun aksini savunanlar hep var ola gelmiştir. Bu bizim sömürge ruhlu kimi aydınlarımızın bir saçmalığıdır. Yabancı dil öğrenmek ve bilmek başka, yabancı dille eğitim başka şeylerdir. Elbet yabancı dil bilelim ve öğrenelim. Bir dil bir insan demektir. Ne kadar çok dil bilirsek, bilgi ve kültürümüz de o kadar artar. Fakat önce ana dilimizi iyi bilelim ve çocuklarımıza da mükemmel bir şekilde öğretelim ve sevdirelim. Çinli filozof Konfüçyüs’e, “Bir memleketi idare etmek durumunda olsaydınız ilk önce ne yapardınız?” diye sormuşlar. Ünlü filozofun bu soruya verdiği cevap şudur: “Önce dili düzene koyar, sözün doğru söylenmesini sağlardım. Çünkü dil düzgün olmazsa söz doğru söylenilmez.  Söz doğru söylenilmezse yapılması gereken işler doğru yapılmaz. İşler doğru yapılmazsa ahlâk ve sanat yozlaşır. Ahlâk ve sanat yozlaşırsa adâlet yolunu şaşırır. Adâlet yolunu şaşırırsa insanlar güçsüzlük ve şaşkınlık içinde çaresiz kalırlar ve bocalarlar. Onun için dilden daha önemli bir şey yoktur.” Cemil Meriç de, “Dil fetihtir, dil namustur” sözleriyle dilin bu çok önemli misyonuna işaret etmiştir.  Oktay Sinanoğlu’na göre ise “Dil bir milletin şerefidir. Ancak şerefini koruyan milletler dünyada ciddiye alınır. Dil olmazsa kültür olmaz. Kültür olmazsa haysiyet ve şeref olmaz, millet olmaz. Türkçe giderse, Türkiye gider.” Eğer düşmanları bir milleti yok etmeğe karar verirlerse, o milletin dilini ve kültürünü bozmak ve yok etmekle işe başlarlarmış. Çünkü onlar dil-millet ilişkisini çok iyi kavramışlardır. O itibarla, çocuklarımıza her yaş ve kademede vereceğimiz eğitimin birinci amacı, onlara dilimizi ve kültürümüzü çok iyi öğretmek, sevdirmek ve onu korumalarını öğretmek olmalıdır. Milletimizin ebediyen yaşaması buna bağlıdır.

SANAT ÜZERİNE DÜŞÜNCELERYAHYA KEMÂL VE TÜRKÇEATATÜRK VE TÜRKÇEDİN VE TOPLUM İLİŞKİSİ ÜSTÜNEÖNCE ŞİİR VARDIİNSAN GÖNLÜNDEN İBARETTİRKÜLTÜR, DİL VE EĞİTİM-ÖĞRETİMDİL, DİLLER VE DİLİMİZ      OKUMAK VE YAZMAK ÜSTÜNESEVGİ, HOŞGÖRÜ VE DOSTLUK Yazarın Tüm Yazıları
Yazarlar
Osman KARA
'O' OLMASAYDI?
Osman KARA
Atilla ÇİLİNGİR
TARİHİMİZE NOT DÜŞEN GERÇEKLER… (Zaman Asla Kaybolmaz)
Atilla ÇİLİNGİR
Mustafa GENÇ
KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN BAZI NEDENLERİ
Mustafa GENÇ
M. Halistin KUKUL
HER ŞEY SEVMEKLE BAŞLAR
M Halistin KUKUL
Mustafa ÖZDEMİR
SEMERKANT
Mustafa ÖZDEMİR
Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI
SANAT ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Prof Dr Mustafa ÖZBALCI
Nevval SEVİNDİ
ACILI KISA TARİH
Nevval SEVİNDİ
Vedat ÇINAROĞLU
TÜRKLÜK NAMUSUMUZDUR
Vedat ÇINAROĞLU
Adem ERTÜRK
Etme bulma dünyası ya hani, edenler ne zaman buluyordu
Adem ERTÜRK
Embiya SANCAK
ÜÇ AYDIR YAZAMIYORDUM
Embiya SANCAK
Prof. Dr. İsrafil BALCI
İftira ve İtibar Suikastçılığı
Prof Dr İsrafil BALCI
Dr. İbrahim YILDIRIM
Fethin simgesi Ayasofya
Dr İbrahim YILDIRIM
Yılmaz HOCAOĞLU
BİRAZ ORDAN BİRAZ BURDAN 2
Yılmaz HOCAOĞLU
Turgay SÖZEN
Pandemi Devam ediyor, Tedbir ve Kurallara Dikkat...
Turgay SÖZEN
Sacit ACAR
ORTAYA KARIŞIK
Sacit ACAR
Saffet Atik
Samsun’un Liman ve Demiryolu Sorunları (2)
Saffet Atik
Burak GÜLEÇ
Lider diyeceksiniz
Burak GÜLEÇ
Enis ERSOY
İmamoğlu’nun Kanal İstanbul stratejisi
Enis ERSOY
Türker GÖKSEL
Mithatpaşa Lisesi ve Sekizinci Kitap
Türker GÖKSEL
Mustafa KESKİN
Yerli Arabamızı Anlayabildik mi
Mustafa KESKİN
Ahmet HAYVALI
TEK DÜZEN HESAP PLANI
Ahmet HAYVALI
Dr. Işık ÖZKEFELİ
NİYETLER ALENİYET KAZANIRKEN
Dr Işık ÖZKEFELİ
Prof. Dr. Yücel TANYERİ
Açıkhava AVM
Prof Dr Yücel TANYERİ
Prof. Dr. Ahmet Nizamettin AKTAY
Gagavuzya İzlenimleri
Prof Dr Ahmet Nizamettin AKTAY
Hüseyin ÖZBAY
OSMAN TÜRKAY
Hüseyin ÖZBAY
Mehmet Ali BAYAR
PROF.DR.MÜMTAZ SOYSAL'IN ARDINDAN...
Mehmet Ali BAYAR
Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU
SEVDİKLERİMİZ ÜZERİNDEN EMPATİ YAPARAK DÜNYAYI ANLAMAYA ÇALIŞMAK
Prof Dr İbrahim TELLİOĞLU
Hilmi EKER
PİLOT İLÇE LADİK
Hilmi EKER
Murat İLHAN
PİCASSO...
Murat İLHAN
Nami Cem İYİGÜN
ASKERİ HAREKÂT
Nami Cem İYİGÜN
Mustafa ENGİN
TARIM MI, ENERJİ Mİ!?
Mustafa ENGİN
Tufan AKCAGÖZ
SİZ SİZ OLUN
Tufan AKCAGÖZ
Necmi HATİPOĞLU
EKONOMİK KRİZ Mİ, O DA NE?
Necmi HATİPOĞLU
Hülya Korkut ÖZAK
Öyleyse sen Türk değilsin...
Hülya Korkut ÖZAK
Prof. Dr. Erdal AĞAR
YABANCI DİLLE EĞİTİM
Prof Dr Erdal AĞAR
Nuray YILMAZ
HIYAR… TUZ… TUZLUK
Nuray YILMAZ
Dr. Faruk TAN
İNSAN
Dr Faruk TAN
İshak MEMİŞOĞLU
OTOPARKIMI İSTİYORUM
İshak MEMİŞOĞLU