YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

M. Halistin KUKUL

TÜRKÇE’NİN CANINA OKUMAK

      Canına okumak, bildiğimiz gibi, güzel bir “fiil” değildir. Canını yakmaktır. Burnundan fitil fitil getirmektir. Birini veya bir şeyi perîşân etmek, yer ile yeksan etmektir.

     Hattâ, uçurumun kenarına kadar vardırmak’tır.

      Türkçe’nin canına okuyanlar, daha ziyâde okumuş zümredendir!..Zümre, dedim ammâ yanlış da anlaşılabilir. Okumuşlardan bâzıları, diyeyim!..

       Bunlar da iki türlüdür. Birincisi, mevcut/konuşulan kelimelere temelden/kökten karşı çıkanlar yâni uydurmacılar, batıcılar ve bir de, şaşkınlar/nemelâzımcılardır!..İkincisi; hem uydurma ve hem de yabancı kelimelere karşı olup da, bu kelimeleri, uydurukçacılar gibi/onlar kadar yazılarında kullananlardır!..

     Hemen söyleyeyim: İkinci zümrenin başında, Millî Eğitim Bakanlığı ders kitaplarındaki uygulamayı yapanlar gelmektedir ki, en vahimi, en korkuncu ve en tehlikelisi de budur. Çünkü; Devlet eliyle, Türkçe tahrip edilmiştir/edilmektedir. 

       Devam edelim:

       Adam, maç anlatıyor. Kendini âdeta yırtıyor. “Corakor mücâdele” diyor; “t(i)ribünlerde büyük bir ambiyans var” diye kükrüyor. 

      Anlatılan, Türk seyircisidir. Maç ise, iki Türk takımının maçıdır.

      Tıpkı; hastahânelerimizin merdiven başlarındaki “exit” yazısı gibi!..Dersiniz ki, hastahânelerimiz tıklım tıklım İngilizce bilenlerle dolup taşıyor!..

     “Corps a corps”, (a harfinin üzerinde aksan olacaktır) F(ı)ransızca bir tâbirdir. Corps, vücût demektir. Deyim olarak, “Göğüs göğüse” de diyebiliriz. Aslında, “başbaşa/kafa kafaya/başabaş” bir mücâdeledir. Yâni: tête-a- tête/tetatet” (a harfi üzerinde aksan olacaktır) bir mücâdeledir.

      “Ambiance/anbiyans” da F(ı)ransızca’dır. Çevre, ortam mâsındadır ve mecâzî olarak “hava” mânasına da gelir. “T(i)ribünlerde büyük/müthiş bir ambiyans var” cümlesinde, “heyecan” yerine kullanılıyor.

    Doğrusu, “müthiş bir emotion/emosyon/heyecan var” olmalıdır.

    Peki; “başbaşa/başabaş/kafa kafaya mücâdele” ve “heyecan var” dense ne kaybederiz!?.

    Böyle söylesek olmaz mı? Hayır, olmaz ve ne yazık ki, olmuyor!!!

    Türkçe, yüz elli yılı aşkın bir süreden beri, Batı menşeli yabancı kelime istilâsıyla karşı karşıyadır. Tabiî ki, daha öncesinde, Arapça ve Farsça, bunda çok müessirdi. Daha sonraları, buna, bir de, “uydurma kelime istilâsı” ilâve oldu/edildi ve buralara geldik!..

     Türetmeden kaçan, uydurmaya sarılan ve ondan medet uman veya bunu, samimiyetle benimseyen ilim adamı, yazar, edib ve şâirler olduğu gibi; kelime uydurmayı, Türkçe’nin özüne, ana yapısına aykırı bulanlar da mevcuttur ve az değildir.

        Şahsen; Türkçe kaidelere uygun olarak türetilen hiçbir kelimenin karşısında bulunmak gibi bir tavrım olmamıştır. Fakat, bâzılarına baktıkça da, üzülüyorum, ürperiyorum ve yanlışları, herkesle de paylaşıyorum.

      Yûnus Emre’nin, Ömer Seyfettin’in, Ziya Gökalp’ın, Yahya Kemal’in, Necip Fâzıl’ın, Hüseyin Nihal Atsız’ın, Ârif Nihat Asya’nın, Faruk Nazif’in, Orhan Seyfi’nin, Orhan Şâik Gökyay’ın, Niyazi Yıldırım Gençosmaoğlu’nun veya Mehmet Çınarlı’nın Türkçesi...nerededir?

      Bâzı kimseler; Arapça veyâ Farsça’dır diye, neredeyse, “ve, veya, yâhud, fakat, lâkin, ammâ, zîra, meselâ, zâten, şâyet, yâni, çünkü, acaba, faraza, hattâ...” gibi bağlaçları bile kaldıracaklardır.

      Dîğer taraftan; siz, tutar da, yüzyıllardan beri Türkçe’de şan ve şerefle vazîfe yapan (kişi)’nin yerine (birey)’i uydurursanız itirazım olur.

      Ve yine, siz, tutar da, İstiklâl Marşı’mızda bile kendini terennüm ettiren (hür) ve (hürriyet) kelimelerinin yerine (özgür) ve (özgürlük) kelimelerini uydurur ve onları, hür ve hürriyet’in yerine zorla koymaya kalkar/kalkışırsanız büyük bir tahribat olur.

     Ne yazık ki, bu kelimelere karşı olduklarını söyleyen yayıncılar ve bilhassa üniversite mensubu kişiler hattâ Türk dilciler de katılmaktadır. Bu durum, ayrıca çok üzücüdür.

        Bir cümle içinde, hem, “hürriyet”“ ve hem de “serbestlik” kelimelerini kullanabilirsiniz. Fakat, bunlarla beraber, “özgürlük” kelimesini de kullanmaya kalkarsanız, “hürriyet ve serbestlik” muzdarip olur.

     Çünkü; “özgürlük”, Türkçe’nin hiçbir kaidesine uymayan, temelsiz, içi boş köksüz bir kelimedir.

     Bir makale başlığı ve makale içinde geçen üç cümle sunuyorum. Bu üç cümledeki itirazım, fikre değildir. Cümleler şöyle: “Çin’in dinî özgürlüklerle derdi nedir?...Çin’de dinî özgürlüklerin kısıtlanması 2010’dan itibaren hızlandı...Çin’in en yumuşak karnı aslında dinî özgürlükler alanı gibi duruyor”.

     İnsâf değil mi? Şu mükemmel “hür” ve “hürriyet kelimelerimize ne oldu ki, birdenbire onun yerini (ve tabiî ki, serbest kelimesinin de yerini) “özgürlüklerle-özgürlüklerin-özgürlükler” kelimeleri almıştır?!

       Meselâ; “Özgür günlerde buluşalım” ne demektir?

       Bir haber daha arzediyorum: “Engelli bireylere trikotaj kursu”.

       “Engel”, mâni, mânia demektir. Engelli ise mânili, yâni mâniası/engeli olandır. Doğrusu “sakat”tır. Alil’dir. Engelli;  önüne, bir takım engeller konulan şeydir ki, bu, bir koşu veya at yarışı olabilir.

       Sakat’ın zıddı, sağlam’dır. Engelli’nin zıddı ise, engelsiz’dir. Sağlam bir insana, ‘Sen, engelsizsin’ desek, ne anlar?

     “Birey”, yukarıda da söz konusu ettim, tamamen ucûbe, yanlış kuruluşlu ve ihtiyaç da duymadığımız bir kelimedir. Çünkü, tam dört tane kelimemiz vardır ve bunlar, kişi/şahıs/zat ve fert’tir.

        “Trikotaj”, F(ı)ransızca bir kelimedir ve örgü/örme işleri demektir. Niçin ve hangi sebeple, ‘örgü işleri’ değil de, “trikotaj” denmiştir? Yine şu var ki, Türkçe yazıldığı gibi okunan ve okunduğu gibi de yazılan bir lisân olduğuna göre, (t) harfinden sonra (i) gelmesi gerekmez mi? Daha önceleri de yazdım: Niçin, Trabzon yazıp, T(ı)rabzon okuyoruz, îzah edecek biri var mıdır?

     Bir diğeri de, “kurs” kelimesidir ki, bu kelimenin de F(ı)ransızca olduğunu bilmeyen yoktur diye düşünüyorum.

      Bir başka haberde de şöyle deniyor: “Doğanın yapısını bozmaya kimsenin hakkı yoktur”.

      Peki!..Bütün Türk Dünyâsı’nda kullanılan ‘tabiat’ kelimesinin yerine uydurma ‘doğa”yı getirerek Türkçe’nin yapısını bozmaya kimin hakkı vardır, söyler misiniz?

       İster istemez, bu, nasıl bir dil/Türkçe anlayışıdır, demez miyiz/demeyelim mi?

        Yine; bir televizyon kanalındaki haberden iki cümle naklediyorum: “On orangutan özgürlüklerine kavuştu...Orangutanlar doğaya bırakıldılar...”

      Neye kavuştular ve nereye bırakıldılar???

      Vahlanmazsanız, üzülürüm!!!

     Benim hürriyet şâirim de üzülür, hak ve hürriyet arayanım da, hürriyet uğruna ölürüm diyenim de, şehit düşenim de üzülür, vatan-bayrak-hürriyet ve istiklâl diyenim de üzülür!..

      Tabiatiyle diyenim de üzülür, tabiatın kurusun, tabiî olarak diyenim de üzülür, tabiîleşelim, tabiatsız, tabiat üstü diye konuşanım da, tabiî ki diye konuşanım da dehşete kapılır!..

     Bâzı kişiler sanıyor ki; ay ve gün isimlerimiz ve meselâ, balık isimlerimiz hep Türkçe’dir.

     Sanıyorlar ki; İngilizce, F()ransızca, Almanca, Rusça veya İspanyolca tertemiz-saf-katıksız lisânlardır. Bilmiyorlar ki, içtikleri çay ile, taktıkları inci, Çince’dir.

      Sanıyorlar ki; budun ve ulus deyip, millet demeyince Türkçe konuşuyorlar.

     Ulus, Orhun Âbideleri’nde sâdece bir yerde “Buhara ulusu” olarak geçer, Moğolca’dır ve halk mânasındadır. Yâni “Buhara halkı” demektir. Sanıyorlar ki; ulusal ve ulusalcı dedikleri zaman Türkçe konuşuyorlar. Hayır!..Ulus, Moğolca’dan geçmiş ve (-el) ve (-al) takıları da F(ı)ransızca ise, ulusal, nasıl Türkçe olabiliyor? Ulusalcı’nın ise, (-cı) takısı hâriç hiçbir yanı Türkçe değildir.

    Bâzı kişiler sanıyorlar ki; baştan aşağı giydikleri/taktıkları şapka, peruk, tünik, kundura, manto, sütyen, kasket, fötr, pijama, buluz, kıravat, rob dö şambr, eşarp, türban, kep, bere, baret, kask, fes, tişört, fanilâ, atlet, ceket, pantalon, kostüm, kaşkol, şort, külot, dö piyes, palto, pardesü, bot, potin, iskarpin...Türkçe’dir...

      Ve sanıyorlar ki, evlerinin içine girdikleri zaman kullandıkları antre, banyo, hol, karyola, ankastre, etajer, mobilya, komodin, konsol, vestiyer, balkon, salon, portmanto, kuvertur, radyatör, buton, hoparlör, kolonya, fiş, vazo, garaj, kalorifer, mikser, radyo, televizyon, kanal, ekran, gardırob, asansör, apartman, koridor, lavabo, tuvalet, kılozet...Türkçe’dir.

     Sâhi, sözünü ettiğim bu zatlar neyle meşgûldürler acaba?

      Hürriyet’i özgürlük; tabiat’ı, doğa; tabiî’yi, doğal; medenî’yi, uygar; medeniyet’i, uygarlık, kişi’yi/şahıs’ı/zat’ı/fert’i birey; şart’ı, koşul; cevab’ı, yanıt; eser’i, yapıt; millet’i, ulus; kelime’yi, sözcük, edebiyatı, yazın; hayat’ı, yaşam; meselâ’yı/sözgelimi’ni/sözgelişi’ni, örneğin ...yapmak, Türkçe’ye hizmet midir?

     Yaşadığımız zamanın 365 gün 6 saatlik dilimini “Türkçe Yılı” olarak ilân etmekle, Türkçe ne korunur ne de gelişir. Türkçe, devamlı bir sevgi ister, kendisine aşkla bağlılık ister.

      Okullarımızda; ne yazık ki, güzel Türkçe’miz gibi, yabancı dil de öğretilemiyor.

      Fakat öyle bir salgın var ki, tıpkı koronavirüs gibi, fakat sinsice değil, alenî olarak Türkçe’mizi kemiriyor ve tahrip ediyor!..

      Yâni, göz göre göre!..

GİRDAP/ASKERÎ OKULLARDA KATLİAMGENÇLİĞİM EYVAHDİLİMİZDEKİ DİKENLER (Uydurma ve Yabancı Kelimeler)“GİRİT’İ KAYBETMENİN BİTMEYEN ACISI”KÜLTÜR DEĞİŞMESİ DEDİKLERİ...EY SİS DAĞI, SİS DAĞITÜRK ORDUSUNA BALYOZYANAN CAN...CANÇEKİŞEN TOPRAKTIRTAHAMMÜL, AZÎMDİRBEYİMYazarın Tüm Yazıları
Yazarlar
Osman KARA
“O” OLMASAYDI?
Osman KARA
M. Halistin KUKUL
GİRDAP/ASKERÎ OKULLARDA KATLİAM
M Halistin KUKUL
Mustafa GENÇ
İKTİDAR- MUHALEFET DİYALOĞU
Mustafa GENÇ
Atilla ÇİLİNGİR
KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ
Atilla ÇİLİNGİR
Mustafa ÖZDEMİR
SEMERKANT
Mustafa ÖZDEMİR
Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI
SANAT ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Prof Dr Mustafa ÖZBALCI
Nevval SEVİNDİ
ACILI KISA TARİH
Nevval SEVİNDİ
Vedat ÇINAROĞLU
TÜRKLÜK NAMUSUMUZDUR
Vedat ÇINAROĞLU
Adem ERTÜRK
Etme bulma dünyası ya hani, edenler ne zaman buluyordu
Adem ERTÜRK
Embiya SANCAK
ÜÇ AYDIR YAZAMIYORDUM
Embiya SANCAK
Prof. Dr. İsrafil BALCI
İftira ve İtibar Suikastçılığı
Prof Dr İsrafil BALCI
Dr. İbrahim YILDIRIM
Fethin simgesi Ayasofya
Dr İbrahim YILDIRIM
Yılmaz HOCAOĞLU
BİRAZ ORDAN BİRAZ BURDAN 2
Yılmaz HOCAOĞLU
Turgay SÖZEN
Pandemi Devam ediyor, Tedbir ve Kurallara Dikkat...
Turgay SÖZEN
Sacit ACAR
ORTAYA KARIŞIK
Sacit ACAR
Saffet Atik
Samsun’un Liman ve Demiryolu Sorunları (2)
Saffet Atik
Burak GÜLEÇ
Lider diyeceksiniz
Burak GÜLEÇ
Enis ERSOY
İmamoğlu’nun Kanal İstanbul stratejisi
Enis ERSOY
Türker GÖKSEL
Mithatpaşa Lisesi ve Sekizinci Kitap
Türker GÖKSEL
Mustafa KESKİN
Yerli Arabamızı Anlayabildik mi
Mustafa KESKİN
Ahmet HAYVALI
TEK DÜZEN HESAP PLANI
Ahmet HAYVALI
Dr. Işık ÖZKEFELİ
NİYETLER ALENİYET KAZANIRKEN
Dr Işık ÖZKEFELİ
Prof. Dr. Yücel TANYERİ
Açıkhava AVM
Prof Dr Yücel TANYERİ
Prof. Dr. Ahmet Nizamettin AKTAY
Gagavuzya İzlenimleri
Prof Dr Ahmet Nizamettin AKTAY
Hüseyin ÖZBAY
OSMAN TÜRKAY
Hüseyin ÖZBAY
Mehmet Ali BAYAR
PROF.DR.MÜMTAZ SOYSAL'IN ARDINDAN...
Mehmet Ali BAYAR
Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU
SEVDİKLERİMİZ ÜZERİNDEN EMPATİ YAPARAK DÜNYAYI ANLAMAYA ÇALIŞMAK
Prof Dr İbrahim TELLİOĞLU
Hilmi EKER
PİLOT İLÇE LADİK
Hilmi EKER
Murat İLHAN
PİCASSO...
Murat İLHAN
Nami Cem İYİGÜN
ASKERİ HAREKÂT
Nami Cem İYİGÜN
Mustafa ENGİN
TARIM MI, ENERJİ Mİ!?
Mustafa ENGİN
Tufan AKCAGÖZ
SİZ SİZ OLUN
Tufan AKCAGÖZ
Necmi HATİPOĞLU
EKONOMİK KRİZ Mİ, O DA NE?
Necmi HATİPOĞLU
Hülya Korkut ÖZAK
Öyleyse sen Türk değilsin...
Hülya Korkut ÖZAK
Prof. Dr. Erdal AĞAR
YABANCI DİLLE EĞİTİM
Prof Dr Erdal AĞAR
Nuray YILMAZ
HIYAR… TUZ… TUZLUK
Nuray YILMAZ
Dr. Faruk TAN
İNSAN
Dr Faruk TAN
İshak MEMİŞOĞLU
OTOPARKIMI İSTİYORUM
İshak MEMİŞOĞLU