YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI

İLİM, SANAT, KÜLTÜR VE TOPLUM

       Belli bir zaman dilimi içinde ve farklı mekânlarda ortaya konulan bütün ilim, sanat ve kültür eserleri, onları üreten sanatçıların, aydınların, ilim ve kültür adamlarının içinde yaşadığı toplumun tarihinden, sosyal ve kültürel hayatından derin izler taşır.

Kültür ve sanat hareketleri ile ilmî gelişmeler yaşanılan hayattan etkilenir, ondan beslenirler. Dolayısıyla da toplumda meydana gelen değişim, dönüşüm ve oluşumları, yaşanan acı-tatlı bütün olayları bir ayna gibi yansıtırlar. Toplumun bütün karakteristik özellikleri ve kültürel değerleri büyük ölçüde o toplumun sosyal hayatında, insan ilişkilerinde, kültür, sanatı ve fikir hayatında kendini gösterir, ondan beslenir ve onu anlatırlar. Bu da toplumun kültür, sanat ve sosyal hayatını zenginleştirir ve canlı tutar. Toplumlar yeni gelişmelere, değişim ve dönüşümlere açık, dinamik yapılardır. Toplumla birlikte onun yaşayış tarzı, sosyal hayatı, insan ilişkileri, kültür, sanat ve edebiyatı da değişir ve gelişir. Ortaçağ kültürü ve sanatı, Rönesans dönemi sanatı, 16. yüzyıl İtalyan, Fransız, Türk sanatı, edebiyatı ve kültürü vb. ifadelerle anlatılmak istenen de işte toplumlarda meydana gelen bu değişim ve dönüşümlerdir. Halkın geleneksel ölçülerle ürettiği el sanatları da dâhil, bir toplumun edebiyat, resim, mûsikî, mimarlık vb. sanat dallarında ortaya koyduğu bütün kültür ve sanat eserleri, aynı zamanda millî kültürün de en zengin, en verimli kaynağını oluştururlar. Dolayısıyla bunları korumak ve yaşatmak, millî kültürü yaşamak ve yaşatmak demektir. Bir millet varlığını ancak kültürü ile sürdürür. Eğer kültürünü besleyen kaynaklarla bağını koparırsanız, milleti yokluğa mahkûm etmiş olursunuz.

            Öte yandan, ortak ve evrensel olanlar dışında her toplumun yaşamasını, saygı duyulmasını istediği ahlâka ve töreye ilişkin kendine has birtakım değerleri ve kutsalları vardır. Toplum bunların yozlaşmasından ve yıpratılmasından hoşlanmaz, rahatsız olur. Siyaset, sanat, kültür, ilim adamı ve aydınların da bu değerlere saygı duymalarını, bunlarla ilgili olarak konuşurken ve yazarken aşağılayıcı, kırıcı ve ayırıcı ifadelere asla yer vermemelerini, tarafgir davranmamalarını, daima birleştirici ve kaynaştırıcı bir sevgi dili kullanmalarını ister ve bekler. Fransız tarihçi ve sosyolog Michel Foucault, “Bir yerde herkes birbirine benziyorsa, orada kimse yok demektir.” der. Anonim bir söze göre de, herkes aynı şeyi düşünüyorsa, hiç kimse bir şey düşünmüyor demektir. Demokratik bir toplumum önemli bir özelliği de çok sesliliktir. Ancak bu çok sesliliği toplumun tamamını kapsayan bir hak, bir duygu ve düşünce hâline getirmek ve uygulamak lâzımdır. Kendi görüş ve düşüncelerine saygı bekleyenler, aynı saygıyı başkalarına göstermeyi bilmelidirler. Saygı da, sevgi de ancak karşılıklı olursa bir anlam ifade eder. Demokrasinin ve fikir hürriyetinin bir gereği de budur. Zira birtakım hak ve imtiyazlar sadece belli bir zümrenin tekeline verilmiş değildir. Bir toplumun kaynaşması, birlik ve beraberlik içinde huzurlu ve mutlu bir hayat yaşaması, ancak insanların karşılıklı olarak hoşgörülü davranmaları, birbiri haklarına saygı duymalarıyla mümkün olabilir. Bir toplumun gerçek dinamizmi ve yapıcı gücü de ancak böyle ortaya çıkabilir. Demokrat bir toplum bunu başarmış olan toplumdur. Zira güç birlikten doğar. O sebeple, hangi alanda olursa olsun ortaya konan bütün kültür, sanat ve ilim eserleri, insanda olumlu duygular geliştirmeli, onun önünde yeni usfuklar açmalı, ümit ve beklentilerini tazelemeli,  ona sevinç ve yaşama heyecanı vermeli, bölücü, ayrıştırıcı ve elbet “suflî, pespâye, basit” vb. her çeşit duygu ve düşünceden arınmış olmalıdır. İfade ediş tarzı,  yani üslûp da en az söylenen kadar önemli ve etkilidir. Ünlü filozof Nietzsche’nin de dediği gibi, “Üslûbu düzeltmek, aslında düşünceyi düzeltmekten başka bir şey değildir.”

             Birbirini takip eden nesilleri yetiştiren ve hayata hazırlayan, yalnız aldıkları standart eğitim süreçleri değildir. Onlar okulun dışında okudukları kitaplardan, gazete ve dergilerden, dinledikleri müzikten, izledikleri film ve dizilerden, güzel bir tablodan ve yaşadıkları mekânların cadde ve sokaklarını süsleyen her türlü mimarî eserden de çok şey öğrenirler. Yalnız yazılı metinler ve kitapların değil, ister duygu, ister düşünce, ister görsel ağırlıklı olsun, ortaya konulan her türlü sanat, ilim ve kültür eserinin, toplumun değer ölçülerine, kültürüne, tarihine, kutsallarına ve inançlarına ters düşmemesi gerekir. Çünkü bunlar aynı zamanda bir eğitim aracı olarak da kullanılır ve yeni nesillerin ufkunu açar, onlara yol gösterir, özgüven kazandırır; geçmişi doğru öğrenmelerine, bugünü hakkıyla yaşamalarına ve kendilerine sağlam ve güvenli bir gelecek hazırlamalarına da yardımcı olurlar. O sebeple, ilmin ve sanatın hangi dalında olursa olsun, bütün ilim, sanat ve kültür adamlarının birinci görevi, insanları ayrıştırmak, onları birtakım ideolojik ve siyasî kamplara ayırmak, ötekileştirmek değil, kaynaştırmak ve böylece millî birliğin oluşup güçlenmesine hizmet etmek olmalıdır. Bir ilim adamı ve sanatkârın bütün kişilik özellikleri, bilgi ve kültürünün zenginliği ve ruhunu besleyen kaynaklar, büyük ölçüde onun eserlerine yansır ve hâliyle insanlar üzerinde olumlu-olumsuz birtakım tesirler de meydana getirir. O bakımdan, ruhu ve aklı besleyip zenginleştirmeyen, insanlara güzellik, iyilik, doğruluk, hak ve adâlet duyguları aşılamayan, onların gönüllerini taze umutlarla, yaşama sevinci ve heyecanı ile doldurmayan her türlü söz, yazı ve sanat eserleri, toplum için faydalı olmaktan çok zararlı olurlar. Dolayısıyla bu tür ilim, kültür ve sanat eserlerinin topluma sunulmaması, sunulmasından çok daha hayırlıdır.                                                       

            Her sanatçı ve ilim adamı, elbet önce mensubu olduğu topluma, sonra bütün insanlığa seslenir. O itibarla sanatın, ilmin, sanatçının ve ilim adamının topluma karşı bir görevi ve sorumluluğu vardır ve elbet olmalıdır. Ancak bu görev ve sorumluluk ayrıştırmaya, ötekileştirmeye yol açmamalı, birleştirici bir gayeye hizmet etmeli, hiçbir sanat eseri belli bir ideolojinin ya da belli bir siyasî görüşün sözcüsü, propaganda ve reklam aracı yapılmamalıdır. Bunlar moda şeylerdir, gelip geçicidir, sürüp gitmezler. Biri gider, yerine bir başkası gelir. Bu, toplumun zaman içinde değişmeye elverişli olan dinamik yapısının tabiî bir sonucudur. Asıl olan millet hayatının huzur, mutluluk, birlik ve dirlik içinde devam etmesidir. Onun için de her türlü sanat eseri önce millî ve yerli bir karakter taşımalı, millî hayatı yansıtmalı, gelenekten, millî kültür ve tarihten beslenmeli ve toplumu bir bütün olarak kucaklamalıdır. Özellikle de sanat, eğer sadece belli bir gruba ve zümreye seslenirse, muhataplarını ve sevenlerini büyük ölçüde kaybeder, kucaklayıcı ve kuşatıcı olmaktan çıkar; bir beyanname, bir bildiri, bir propaganda aracı hâline gelir, bir sloganlar mezarlığına dönüşür. Sanatın tek gayesi, tek amacı her şeyden önce kendisi, yani sanat olmalı, ona başka görevler yüklenmemelidir. Tanpınar’ın da söylediği gibi, “Hakiki sanat eserinin kendi varlığından başka hedefi yoktur; kendisinde başlar, kendisinde biter. Bütün asaleti de buradan gelir. Ondan beklenilebilecek yegâne şey, bizde bediî alâka dediğimiz ve hayatımızın maddî taraflarıyla,  gündelik endişeleriyle ilişkisi olmayan saf bir alâka uyandırmasıdır.  Bu sözlere katılmamak mümkün değildir. Evet, sanat belli bir görüşü, bir düşünceyi, bir fikri somut, görünür, açıklanabilir hâle getirmek için yapılırsa, sanat olma özelliğini büyük ölçüde kaybeder. Sanatın ve sanatçının öncelikli görevi, bir bilgi ya da düşünceyi duyurmak, tebliğ ve telkin etmek değildir. Bu daha ziyade ilmin, ilim ve siyaset adamlarının görevidir. Elbet bu, sanatın sadece bir keyif aracı, bir zevk ve eğlence vasıtası olduğu anlamına da gelmez. Sanat İnsanın kimi gerçekleri görmesine elbette yardımcı olacaktır. Çünkü sanat, aynı zamanda çok iyi bir eğitim ve öğretim aracıdır. Bu özelliği ile sanat, insanın birtakım psikolojik ihtiyaçlarını karşılayan, onun iç dünyasını, ruhunu ve gönlünü zenginleştirip yücelten üstün bir değer, zengin bir kültür hazinesidir. Eğer estetik bütünlüğünü, bir sanat eseri olarak taşıması gereken değerleri feda etmeden birtakım mesajları da iletebilirse –ki güzel ve başarılı her sanat eseri bunu doğal olarak zaten yapar-, hiç kimse bunu yadırgamaz. Yeter ki  “ben bu mesajı iletmek, bu görüşü, bu fikri savunmak için üretildim” izlenimi uyandırmasın, kısaca her çeşit politikadan ve ideolojik saplantıdan uzak dursun. Sanattan ve sanatçıdan beklenen budur. Ünlü şair Paul Valéry, Fikir, manzumede bir meyvenin gıda hassası gibi gizli bulunmalıdır. sözleriyle şiirin, dolayısıyla da sanatın bu özelliğine işaret etmiştir. Bundan anlıyoruz ki, sanatın mesajı içinde saklıdır, açık ve görünür değildir. Her güzel ve başarılı sanat eseri kendi mesajını telkin eder ve sezdirir. Erbabı da bunu anlar. İlim aklın, zihnin meyvesidir. İlmin bilgisi hemen her konuda rehberimiz olur; doğru ile yanlışı, faydalı ile zararlıyı hep o bilgi sayesinde ayırt ederiz. Sanat ise daha çok duygu işi, gönül işidir; psikolojik ihtiyaçlarımızı karşılar, ruhumuzu besler, bize iyinin, güzelin ve doğru olanın kapılarını açar.

           Bir sanat eserini değerli kılan yalnız bugünün sesi ve sözcüsü olması da değildir. Hipokrat’ın dediği gibi, “Hayat kısa, sanat uzundur.” Bir sanat eseri bugüne olduğu kadar yüzyıllar ötesine de seslenebilir, geleceği de kucaklayabilirse, değeri o ölçüde artar ve bütün insanlığa mal olur. Hangi alanda olursa olsun, bu tür sanat eserlerini üretenler de asla unutulmazlar. Adları bugün dillerdedir, yarın da olacaktır, bugün sevilirler, yarın da sevileceklerdir. Çünkü onlar, bu dünyadan arkalarında  “hoş bir seda” bırakarak gitmişlerdir. Onların ortak özelliği, gelecek nesillere ve bütün zamanlara hitap eden ve insan, vatan, millet ve tabiat sevgisi başta olmak üzere, ölüm, aşk, hüzün, acı, keder, hasret, ayrılık, merhamet, şefkat vb. evrensel duygu ve değerleri işleyen eserler bırakıp gitmiş olmalarıdır. Sanatın pazarı çok geniştir. Yeter ki senin satılacak kaliteli ürünün olsun. O pazarda her satıcı için mutlaka bir tezgâh, her ürün için de mutlaka bir alıcı bulunur. André Gide’in dediği gibi, “Sanatkâr evi yapmalıdır. Ev güzel olduktan sonra alıcı da bulunur, kiracı da.”

SANAT ÜZERİNE DÜŞÜNCELERYAHYA KEMÂL VE TÜRKÇEATATÜRK VE TÜRKÇEDİN VE TOPLUM İLİŞKİSİ ÜSTÜNEÖNCE ŞİİR VARDIİNSAN GÖNLÜNDEN İBARETTİRKÜLTÜR, DİL VE EĞİTİM-ÖĞRETİMDİL, DİLLER VE DİLİMİZ      OKUMAK VE YAZMAK ÜSTÜNESEVGİ, HOŞGÖRÜ VE DOSTLUK Yazarın Tüm Yazıları
Yazarlar
Osman KARA
“O” OLMASAYDI?
Osman KARA
M. Halistin KUKUL
GİRDAP/ASKERÎ OKULLARDA KATLİAM
M Halistin KUKUL
Mustafa GENÇ
İKTİDAR- MUHALEFET DİYALOĞU
Mustafa GENÇ
Atilla ÇİLİNGİR
KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ
Atilla ÇİLİNGİR
Mustafa ÖZDEMİR
SEMERKANT
Mustafa ÖZDEMİR
Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI
SANAT ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Prof Dr Mustafa ÖZBALCI
Nevval SEVİNDİ
ACILI KISA TARİH
Nevval SEVİNDİ
Vedat ÇINAROĞLU
TÜRKLÜK NAMUSUMUZDUR
Vedat ÇINAROĞLU
Adem ERTÜRK
Etme bulma dünyası ya hani, edenler ne zaman buluyordu
Adem ERTÜRK
Embiya SANCAK
ÜÇ AYDIR YAZAMIYORDUM
Embiya SANCAK
Prof. Dr. İsrafil BALCI
İftira ve İtibar Suikastçılığı
Prof Dr İsrafil BALCI
Dr. İbrahim YILDIRIM
Fethin simgesi Ayasofya
Dr İbrahim YILDIRIM
Yılmaz HOCAOĞLU
BİRAZ ORDAN BİRAZ BURDAN 2
Yılmaz HOCAOĞLU
Turgay SÖZEN
Pandemi Devam ediyor, Tedbir ve Kurallara Dikkat...
Turgay SÖZEN
Sacit ACAR
ORTAYA KARIŞIK
Sacit ACAR
Saffet Atik
Samsun’un Liman ve Demiryolu Sorunları (2)
Saffet Atik
Burak GÜLEÇ
Lider diyeceksiniz
Burak GÜLEÇ
Enis ERSOY
İmamoğlu’nun Kanal İstanbul stratejisi
Enis ERSOY
Türker GÖKSEL
Mithatpaşa Lisesi ve Sekizinci Kitap
Türker GÖKSEL
Mustafa KESKİN
Yerli Arabamızı Anlayabildik mi
Mustafa KESKİN
Ahmet HAYVALI
TEK DÜZEN HESAP PLANI
Ahmet HAYVALI
Dr. Işık ÖZKEFELİ
NİYETLER ALENİYET KAZANIRKEN
Dr Işık ÖZKEFELİ
Prof. Dr. Yücel TANYERİ
Açıkhava AVM
Prof Dr Yücel TANYERİ
Prof. Dr. Ahmet Nizamettin AKTAY
Gagavuzya İzlenimleri
Prof Dr Ahmet Nizamettin AKTAY
Hüseyin ÖZBAY
OSMAN TÜRKAY
Hüseyin ÖZBAY
Mehmet Ali BAYAR
PROF.DR.MÜMTAZ SOYSAL'IN ARDINDAN...
Mehmet Ali BAYAR
Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU
SEVDİKLERİMİZ ÜZERİNDEN EMPATİ YAPARAK DÜNYAYI ANLAMAYA ÇALIŞMAK
Prof Dr İbrahim TELLİOĞLU
Hilmi EKER
PİLOT İLÇE LADİK
Hilmi EKER
Murat İLHAN
PİCASSO...
Murat İLHAN
Nami Cem İYİGÜN
ASKERİ HAREKÂT
Nami Cem İYİGÜN
Mustafa ENGİN
TARIM MI, ENERJİ Mİ!?
Mustafa ENGİN
Tufan AKCAGÖZ
SİZ SİZ OLUN
Tufan AKCAGÖZ
Necmi HATİPOĞLU
EKONOMİK KRİZ Mİ, O DA NE?
Necmi HATİPOĞLU
Hülya Korkut ÖZAK
Öyleyse sen Türk değilsin...
Hülya Korkut ÖZAK
Prof. Dr. Erdal AĞAR
YABANCI DİLLE EĞİTİM
Prof Dr Erdal AĞAR
Nuray YILMAZ
HIYAR… TUZ… TUZLUK
Nuray YILMAZ
Dr. Faruk TAN
İNSAN
Dr Faruk TAN
İshak MEMİŞOĞLU
OTOPARKIMI İSTİYORUM
İshak MEMİŞOĞLU