YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI

ÂRİH BİLGİSİNİN VE EĞİTİMİNİN ÖNEMİ (2)  

          Tarih şüphesiz sadece yaşanmış birtakım iyi ve güzel olayların hikâyesi değil, aynı zamanda birçok kanlı olayın, vahşetin, gözyaşının, acının ve ıstırabın da hikâyesidir. O sebeple, hiçbir millet tarihini, geçmişini, geçip giden zamanı yeni baştan yaşamayı pek istemez. Bu zaten mümkün de değildir. Ama tarihe sırt çevirmek, onu yok saymak, unutmak ve değiştirmek de elimizde değildir. Tarih vardır ve elbet onun bugüne taşıyıp getirdiği birtakım değerler de olacaktır. Bugün dünün bir devamıdır. Dolayısıyla bugünü doğru anlamak ve değerlendirmek için de tarih bilgisine ihtiyacımız vardır. Eğer kökünü kurutursanız ağaç da kurur, filiz veremez olur. Akarsuyun beslendiği kaynakla ilgisi kesilirse kurur, yatağı çorak bir toprağa döner. Tarih-millet arasındaki ilişki de buna benzer. Milletin kökleri onun tarihinin içindedir. Tarihle bağını koparırsanız millet de varlığını devam ettiremez bir hâle gelir. O itibarla yetişmekte olan gençler köklü, kuşatıcı ve sağlam bir tarih bilinci ile yetişmeli, ruh ve mana köklerine yabancı kalmamalı ve mutlaka derin bir tarih bilgi ve şuuruna sahip olmalıdırlar. Kültür ve tarih bilinci gelişmemiş, tarihinin ve millî kültürünün beslendiği kaynakları hakkıyla tanımamış, üzerinde yaşadığı coğrafyada tarih boyunca olup bitenleri, dönen ve döndürülen dolapları doğru dürüst öğrenip kavrayamamış nesiller başkalarının peşinden gitmeğe, onların gölgesine sığınmaya mecbur ve mahkûm olurlar. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Tarih doğru-yanlış, acı-tatlı pek çok olayı, ibret alıp dersler çıkaracağımız pek çok tecrübeyi içinde saklayan büyük bir depo ve çok zengin bir hazinedir. Geçmiş zamanı elbet geri getiremeyiz, ama söz konusu bu büyük depoda ve zengin hazinede saklı bilgi ve belgelere ulaşmamız her zaman mümkündür. Millî şuuru canlı tutmak, bir millet olarak hayatımızı devam ettirebilmek için bunları bilmeye ihtiyacımız vardır. Tarih bilgi ve tecrübesi, geçmişin hatalarını tekrar etmemizi önlediği gibi, bugünü daha güzel bir şekilde yaşamamız ve geleceğe daha iyi hazırlanmamız konusunda da bize rehberlik eder, yol gösterirler. Tarih yanlış, gereksiz ve olumsuz bulduğumuz pek çok olayın tanığı olduğu kadar, bugüne ışık tutabilecek denenmiş, tecrübe edilmiş olayların da tanığıdır ve bizim onlardan alacağımız çok önemli dersler vardır. Değerli ilim adamı, şair, yazar rahmetli Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir adlı eserinde, “Mazi daima mevcuttur. Kendimiz olarak yaşayabilmek için onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz.” demektedir.

         Evet, mazi bir gerçektir, biz sevsek de, sevmesek de o vardır ve geçmişi olmayanın bugünü ve geleceği de olmaz. Sağlam ve köklü bir tarih bilgisi ve şuurundan yoksun olan nesillerle sağlam bir gelecek de kurulamaz. Geleceği sağlam bir zemine oturtabilmek, onu güven altına alabilmek için geçmişin çok iyi bilinmesi şart ve gereklidir. Zira gelecek, geçmişin temelleri üzerine inşa edilecektir. Geleceğin tapusu, geçmişin mirasında saklıdır. Mevlâna “Asla geçmişte yaşama; ama daima geçmişten ders al.” derMukaddime yazarı ünlü tarihçi, filozof, devlet ve siyaset adamı İbn-i Haldun da, “Su nasıl suya benzerse, bir milletin geçmişi de geleceğine öyle benzer.” dedikten sonra şunları da söyler: “Tarihin içinde saklanan mana incelemek, düşünmek, araştırmak, olayların ortaya çıkışının ve akışının sebep ve sonuçlarını inceleyip bilmekten ibarettir.” Öte yandan, ünlü Romalı filozof Seneca’nın da dediği gibi Her olay, başka bir olayın kaçınılmaz sonucudur.”

           Bütün bunlar bize gösteriyor ki geçmişten, tarihten alacağımız çok önemli dersler vardır. Bir yeniden ya da yenilikten söz açılınca, aklımıza hemen bir eskinin varlığı gelse de, bu geçmiş zamanın ve tarihin de eskimiş olduğu anlamına gelmez. Daha doğrusu gelmemelidir. Zaman kavramı, uzunluğu, kısalığı, ağırlık ve yoğunluğu mutlak bir şekilde ölçülmesi mümkün olmayan rölâtif (göreceli, itibari) bir kavramdır. Dolayısıyla eski-yeni, dün, bugün, yarın kavramları da aynı şekilde rölâtiftirler. İtibari bir değer olan olarak zaman yekpare bir bütündür, kesintisiz olarak uzayıp giden bir olaylar zinciridir, bir akıştan, bir süreklilikten, Yahya Kemal’in deyimiyle bir “imtidad”tan ibarettir. Bizim yeni olarak nitelediğimiz her olgu, duygu ve düşünce, işte bu zincirin sürüp giden zaman içinde oluşan farklı bir halkasından ve değişik bir versiyonundan başka bir şey değildir. O sebeple, geçmişte yaşanan olayları doğru ve sağlıklı bir şekilde değerlendirmek ve güvenilir sonuçlara varmak için, zamanı eski-yeni diye ayırmak yerine, onun akışını, sürekliliğini, şuurlu bir şekilde takip etmek ve bilmek gerekir. Eğer bir yeni eskiden daha farklı, daha doğru ve daha faydalı olmak iddiası ile ortaya çıkıyorsa, onun her şeyden önce eskiyi çok iyi tanıması ve bilmesi gerekir. Eskinin hatalarına düşmemek için buna ihtiyacı vardır. Aksi halde, eski ile yeni arasında yapılacak herhangi bir mukayesede kendi ayrıcalığını, üstünlüğünü ve farkını ortaya koyamaz, destek ve taraftar bulmakta zorlanır, dolayısıyla bir eski-yeni tartışmasının ortaya çıkmasına ve toplumun kutuplaşmasına da yol açabilir.

        Fransız filozof, dilci ve tarihçi Ernest Renan’ın dediği gibi bir milleti yok etmenin ilk adımı, onun tarihinin çarpıtılması ve yanlış yazılmasıdır. Ünlü Rus şair ve yazarı Alexsander S. Puşkin de, Kendi geleceğinizi yazmak istiyorsanız, kalemi başkalarının eline vermeyin.” demektedir. Bu sebeple olsa gerek, Cemil Meriç, Haçlıların en büyük zaferinin yanlış yazan tarih kitaplarımız olduğunu söyler. Zira Yahya Kemâl’in de dediği gibi, “Tarihi yapan biz, yazan başkaları” olmuştur. Biz tarihi yapmakta gösterdiğimiz o şanlı ve üstün başarıyı maalesef tarihi yazmakta gösteremediğimiz gibi onu çocuklarımıza doğru bir şekilde okutup öğretme ve sevdireme konusunda da gösteremedik. Bir milletin karakteristik özellikleri, tecrübeleri, geçmişteki başarı ve başarısızlıkları ile bütün kültürel birikimi ve değerleri, ancak onun tarihinin aynasında görülebilir. O bakımdan bütün milletler tarihlerine özel bir önem verirler, onu çok iyi bilirler, çocuklarına da en doğru bir şekilde öğretmeye çalışırlar. Bugün sözüm ona kimi aydınların tarihî mirasımızı reddetmelerinin, onu küçümseyip aşağılamalarının, hatta bazılarının ecdadımızı barbarlıkla suçlamalarının sebebi,  sağlam ve doğru bir tarih bilgisinden yoksun olmalarıdır. Bizde eskiden beri yapılan, maalesef sevdirmeye ve ilgi uyandırmaya yönelik bir tarih eğitiminden ziyade, hep ezbere dayalı, bilgilendirmeyi esas alan kuru bir tarih öğretiminden ibaret kalmıştır. Bunun bile doğru dürüst yapıldığını ve amacına ulaştığını söylemek pek mümkün değildir. Bir savaşın yerini ve zamanını, savaşan iki ordunun asker sayılarını, silah ve teçhizat durumlarını, tarafların ne kadar zayiat verdiğini falan anlatan ve neticede varılan anlaşmanın maddelerini ezberleten abartılı ve biraz da romantik bir tarih eğitimini ve öğretimini yeterli gördük. Elbet çocuklarımız da kendilerine aktarılan çoğu sipariş üzerine yazılmış tarih kitaplarındaki bu teorik bilgileri sınıf geçmek kaygı ve endişesi ile ezberlediler, sonra da unutuverdiler. Tarihî olayları mutlaka sebep-sonuç ilişkisi bağlamında ele alıp analiz etmek lâzımdır. Bir tiyatro oyunu sadece sahne önünde görünenlerden ibaret değildir. Bir de perdenin arkası vardır. Oyunun asıl hazırlandığı, son şeklini aldığı yer orasıdır. Düşmanlar da kötü niyetlerini hep bir sis perdesinin arkasında gizlerler ve bir kurt gibi saldırmak için puslu bir havanın oluşmasını beklerler. Keşke çocuklarımıza tarih konusunda verdiğimiz teorik bilgilerle birlikte,  savaş ve çatışmaların perde arkasını, arka plânını, bunları besleyen düşünce tarzlarını ve felsefeyi, art niyetleri, kirli zihniyetleri, milletler arasında hep var olagelen sosyal, kültürel, siyasi ve ekonomik ilişkileri, çıkar hesaplarını ve emperyalist emelleri de kavrata bilseydik! Bunu hakkıyla başarabildiğimizi söylemek maalesef mümkün değildir.

      Tarih eğitim ve öğretiminden maksat, elbet ilgi ve sevgi uyandırmak, çocuklara tarihi doğru, sağlam ve köklü bir şekilde öğretmek, dolayısıyla onların kuvvetli bir “millî şuur” sahibi olarak yetişmelerini sağlamak olmalıdır. Bunun için de gücünü sağlam, gerçek, doğru ve güvenilir tarihî verilerden alan yerli ve millî bir tarih felsefesi geliştirmek ve bunu hareket noktası yaparak ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim-öğretimin her kademesinde çocuklarımızın tarihimizi ve o tarihi yapan büyük ecdadımızı tanıyıp sevmeleri için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Liseyi ve üniversiteyi bitiren her çocuğumuz ve aydınımız tarih boyunca kültür, ilim ve düşünce hayatımıza yaptıkları çok önemli ve değerli hizmetlerle tanınmış büyük kültür, sanat ve ilim adamlarımızı ve ünlü tarihçilerimizi; Hoca Ahmet Yesevi, Mevlânâ, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli vb. gönül sultanlarımızı yakından tanımalı, onların eserlerini severek ve anlayarak okuyabilmelidir. Aksi halde onların aldığı kültür, sanat ve tarih eğitiminde çok önemli bir eksiklik var demektir. Zira bizi millet yapan, millî şahsiyetimizi şekillendiren ve bizi bir arada tutan bütün kültürel değerlerin kodları, bu büyük şahsiyetlerin sözlerinde ve bize bıraktıkları eserlerin sayfalarında gizlidir. Yeni nesillerin millî, dinî ve tarihî kökleri ile buluşmaları, ancak bu eserleri okumaları ve anlamalarıyla mümkün olabilir. İngiliz şair ve yazarı T. S. Eliot, Tarih şuuru, sadece geçmişin geçmişliğini bilmek değil, onun halde de var olduğunu anlamaktır.” der. Eliot’a göre, “Şimdiki zaman ve geçmiş zaman, beki de gelecek zamanda mevcuttur. Gelecek zaman ise, geçmiş zamanın içindedir.” Voltaire de “Tarih kralların, generallerin çiftliği değil, milletlerin tarlasıdır. Her millet, geçmişte bu tarlaya ne ekmişse gelecekte onu biçer. Kendi tarihiyle gurur duymayan, kendi milletinin mazisini sevmeyen ve onu küçümseyen, hatta daha ileri giderek ecdadını barbarlıkla suçlayan sözde insaniyet taraflısı kişilerin millî gururun temel unsurlarından yoksun olduklarına hükmetmek kat’idir.” demektedir. Ünlü romancımız Peyami Safa’ya göre de, “Eğer bir milleti yok etmek isterseniz, ona tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden soğutmak ve dolayısıyla manevî değerlerini, ahlâkını yozlaştırmak kâfidir. Tarihinin sürekliliğini kaybeden bir millet, her şeyini kaybetmeye mahkûmdur. Çünkü onun hatıralarıyla, benliğini vücuda getiren unsurlarla ilgisi kesilmiştir.”

           Milletlerin hayatında inişler çıkışlar, yükseliş ve düşüşler olması tabiî hadiselerdir. Bu durum, her millet için olduğu gibi, bizim için de geçerlidir ve elbet bizim tarihimizde yükselişlerin ve parlak dönemlerin daha fazla olduğu da bir gerçektir. Bu gerçeği, vereceğimiz eğitimle çocuklarımızın zihnine ve ruhuna oya gibi işlememiz gerekir. Bu onlar için, Atatürk’ün de dediği gibi bir övünç vesilesi olacağı gibi, “daha büyük işler başarmak için” onlara özgüven ve cesaret de verecektir. Milletin kökleri onun tarihinin içindedir. Tarih bilgisini gerekli ve önemli kılan da budur. Gençler mutlaka köklü, kuşatıcı ve sağlam bir tarih şuuru ile yetişmeli, derin bir tarih bilgi ve kültürüne sahip olmalı, ruh ve mana köklerine yabancı kalmamalıdır. Tarih, ibret alıp dersler çıkaracağımız olumlu-olumsuz, doğru-yanlış, acı-tatlı pek çok olayın tanığı, odağı ve merkezidir. Doğrusu ve yanlışı ile o bizim tarihimizdir. Nihal Atsız’ın da dediği gibi, milletin güç kaynağı, onun tarihidir, mazisidir. O itibarla, insanlarımızın tarih şuurunu daima canlı tutmamız, onlara tarihimizi en doğru şekilde öğretmemiz ve bütün millî meselelerimizi mutlaka derin bir tarih bilgisi ve şuuru ekseninde ele alıp değerlendirmemiz şart ve gereklidir. İbret alınmayan tarih, takarrür eder ve Yahya Kemâl’in deyişiyle, “Tarih dehlizine girmeden siyaset tahlili de yapılamaz.” (son)

KİTAP VE OKUMAK ÜSTÜNE (1)İŞSİZLİK VE KALKINMA ÜSTÜNEKALKINMA KÖYDEN Mİ, ŞEHİRDEN Mİ BAŞLAMALI?KİTAP, BİLGİ VE KÜLTÜR CAHİLLİK, FENALIK, TEMBELLİK, AKIL VE İLİM (2)CAHİLLİK, FENALIK, TEMBELLİK, AKIL VE İLİM (1)MİLLET, MİLLÎ KÜLTÜR VE ATATÜRKÇANAKKALE SAVAŞLARI VE ÇANAKKALE RUHUBAYRAMLAR VE NEVRUZ (BAHAR BAYRAMI-2)KÜLTÜR VE MİLLET İLİŞKİSİ ÜZERİNE (2)Yazarın Tüm Yazıları
Yazarlar
Osman KARA
BU AÇIK BİR İSTİLADIR
Osman KARA
Prof. Dr. Mustafa ÖZDEMİR
İLK ADIM İSKELESİ
Prof Dr Mustafa ÖZDEMİR
Atilla ÇİLİNGİR
‘’19 MAYIS 1919’’ BAĞIMSIZLIĞIMIZA ATILAN İLK ADIM
Atilla ÇİLİNGİR
Mustafa GENÇ
RAMAZAN SONRASI MÜSLÜMAN’A DOKUNMAK…
Mustafa GENÇ
M. Halistin KUKUL
O, BİTTİ BEYİM
M Halistin KUKUL
Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI
KİTAP VE OKUMAK ÜSTÜNE (1)
Prof Dr Mustafa ÖZBALCI
Nevval SEVİNDİ
ACILI KISA TARİH
Nevval SEVİNDİ
Vedat ÇINAROĞLU
TÜRKLÜK NAMUSUMUZDUR
Vedat ÇINAROĞLU
Adem ERTÜRK
Etme bulma dünyası ya hani, edenler ne zaman buluyordu
Adem ERTÜRK
Embiya SANCAK
ÜÇ AYDIR YAZAMIYORDUM
Embiya SANCAK
Prof. Dr. İsrafil BALCI
İftira ve İtibar Suikastçılığı
Prof Dr İsrafil BALCI
Dr. İbrahim YILDIRIM
Fethin simgesi Ayasofya
Dr İbrahim YILDIRIM
Yılmaz HOCAOĞLU
BİRAZ ORDAN BİRAZ BURDAN 2
Yılmaz HOCAOĞLU
Turgay SÖZEN
Pandemi Devam ediyor, Tedbir ve Kurallara Dikkat...
Turgay SÖZEN
Sacit ACAR
ORTAYA KARIŞIK
Sacit ACAR
Saffet Atik
Samsun’un Liman ve Demiryolu Sorunları (2)
Saffet Atik
Burak GÜLEÇ
Lider diyeceksiniz
Burak GÜLEÇ
Enis ERSOY
İmamoğlu’nun Kanal İstanbul stratejisi
Enis ERSOY
Türker GÖKSEL
Mithatpaşa Lisesi ve Sekizinci Kitap
Türker GÖKSEL
Mustafa KESKİN
Yerli Arabamızı Anlayabildik mi
Mustafa KESKİN
Ahmet HAYVALI
TEK DÜZEN HESAP PLANI
Ahmet HAYVALI
Dr. Işık ÖZKEFELİ
NİYETLER ALENİYET KAZANIRKEN
Dr Işık ÖZKEFELİ
Prof. Dr. Yücel TANYERİ
Açıkhava AVM
Prof Dr Yücel TANYERİ
Prof. Dr. Ahmet Nizamettin AKTAY
Gagavuzya İzlenimleri
Prof Dr Ahmet Nizamettin AKTAY
Hüseyin ÖZBAY
OSMAN TÜRKAY
Hüseyin ÖZBAY
Mehmet Ali BAYAR
PROF.DR.MÜMTAZ SOYSAL'IN ARDINDAN...
Mehmet Ali BAYAR
Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU
SEVDİKLERİMİZ ÜZERİNDEN EMPATİ YAPARAK DÜNYAYI ANLAMAYA ÇALIŞMAK
Prof Dr İbrahim TELLİOĞLU
Hilmi EKER
PİLOT İLÇE LADİK
Hilmi EKER
Murat İLHAN
PİCASSO...
Murat İLHAN
Nami Cem İYİGÜN
ASKERİ HAREKÂT
Nami Cem İYİGÜN
Mustafa ENGİN
TARIM MI, ENERJİ Mİ!?
Mustafa ENGİN
Tufan AKCAGÖZ
SİZ SİZ OLUN
Tufan AKCAGÖZ
Necmi HATİPOĞLU
EKONOMİK KRİZ Mİ, O DA NE?
Necmi HATİPOĞLU
Hülya Korkut ÖZAK
Öyleyse sen Türk değilsin...
Hülya Korkut ÖZAK
Prof. Dr. Erdal AĞAR
YABANCI DİLLE EĞİTİM
Prof Dr Erdal AĞAR
Nuray YILMAZ
HIYAR… TUZ… TUZLUK
Nuray YILMAZ
Dr. Faruk TAN
İNSAN
Dr Faruk TAN
İshak MEMİŞOĞLU
OTOPARKIMI İSTİYORUM
İshak MEMİŞOĞLU