YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Hüseyin ÖZBAY

TEK RENK

Yolda yürüyorum. Dün yürüdüğüm yolda. Her günkü gibi. Aynı yol, aynı kasvetli düşünce, aynı adımlar. Etrafa da alıcı gözle bakmıyorum. Ne ölüyor, ne canlanıyor, ne değişiyor, bilmiyorum.

 Ortamın rengine boyanma  zamanla fark etmemi de öldürüyor: Rutinleşme, kanıksama; hareketi, heyecanı, anlamlı tepkiyi engelliyor ve tek renk, tek şekil kalıyor geride.

Şair haklı mı ne?

Değişen  bir şey yok hiç/Ölüm hariç/ Aynı gökyüzü aynı keder( Behçet Aysan)

Ölüm rutini değiştirir ama gelince. O zaman da kimse bilmez, yaşamaz bunu. Kalanların statükosu değişmez çünkü. Niçe’nin “ Ben varken ölüm yok, ölüm varken ben yokum.” karşıtlaması bir giderici umut olamaz  bunun için de.

Bir ara gözlerimi kapatıp yürümeye çalışıyorum. Bu benim için hem bir değişiklik hem de anlamaya çalışmak bir bakıma. Gözlerimi ve görmeyi anlamak  ve görmeyenleri algılamak istiyorum. Ama yürüyemiyorum. Sarı çizgili yol “ tuzak yol”, benim için tedbirden uzak, en güvensiz yer. Oradan görenler yürüyor ve arabalarını üstünde park ediyor. Onların rahatlarını bozmak da istemiyorum şimdi(!)

Birden gözlerimi açıyorum ama Rilke gibi fark etmeyi değil bakabilmemi sağlayan ışınlamayı öğreniyorum.

Tam öğrenmek  ve anlamak için  başka bir dalgaya, başka bir evrene mi geçmek lazım yoksa? Acı acı anlıyorum ki körletici alışkanlıklarımız fark etmemizi de önlüyor. Fark etmemek hayatın kırık faylarında yitmiş ince ayrımları da yok ediyor. Bütünüyle yok etmiyorsa da gizliyor. Görülmeyen şeyler ha var, ha yok, ne fark eder. Dokunulmayan, tadılmayan, ıskaladığımız ayrıntılar belki de bu hayatın tadı ve lezzeti olacaktı.

Bakıp da görmemek için atalarımızın sözü ne kadar anlamlı: Bakar kör. Cemil Meriç gibi Mithat Enç gibi  hayatı görmeden algılayanların “ basiret”i tanımalarına karşılık birçok  bakanın hiç bir şey görememesi bu hayatın büyük çelişkisi gibi göründü bana. Bakıp görmeyince basiretim de kitlendi. Büyük kayıp ve acı bir yanılsama bu. Fark ettiğim tek şey zamanın artık bana geri getiremeyeceği kayıplardır. Bir makinanın çalıştırılmayıp paslandırılması gibidir etrafı görmeden geçip giden bir ömrün rutini.

Başka bir kanal arayışım, gözümü yumup yürümek isteyişim, beni rahatlattı mı? Hayatın yanılsatmalı ucuz telafi işlemleri yeni yeni nedametleri bilinçaltıma yığıyor ancak.

Gözüm yumuk fazla duramadım ben. O zaman şunu anladım ki zorunlu olmayan bazı şeylerin denenmesi ve orada kalıp direnmek zor oluyor ve bunun için de sabrın büyük erenleri dışında beklediğimiz gerçekleşemiyor.

 Gözümü yumdum ve yürüyemedim, zorunlu olsaydım yürürdüm. Zorunlu olduğu için uzun ve sıcak yaz saatlerinde akşama kadar yemedim. Kimi zorunlulukların zor olduğunu ama yaşanılacağını öğrendim ben. Kendi kendime ise böyle zorunlulukların sabrını hiç göstermedim.

Acaba hayatın bazı zamanlarında zorunluluğun yaptırımına muhtaç mı oluyoruz? Zorunlu olsa koşar mıyız?

Körlük ise sürekli görememe zorunluğudur ama. Biraz sonra gözleriniz ışık görmeyecektir. Bir  Âmâ Çocuğun  Tahassürünü hatırladım şimdi:

İşitiyorum ki: Güneş pek güzel! Ya güller; çay kenarında, suyun üzerine sarkan çiçekler;

ve nâzik nâzik öten kuşlar ve böcekler,

 Çok güzel manzaralar arzedermiş!

İşitiyorum ki: Gökyüzünde ışıklar görünürmüş;

Denizin dalgaları gözyaşları gibi hazin süzülürmüş;

Onun üzerinde, gemilerin dahi yürümesi;

İnsanı hayrete götürürmüş!

Lâkin ben ne o gürültüsünü işitmekte olduğum denizi

 Ne o renkli çiçekleri, gökyüzünü, güneşi

 Ne de aydınlığı görmediğim için

 Müteessir değilim!

 Hayır Allah’ım, hayır!

Şu fânî âlemin güzelliğinden hiç birini;

 Arzû edecek değilim!

İllâ.. Heyhât! Anacığımı göreydim!

TEK RENKİÇİMDEKİ SAATUFO SİMGELERUNUTULMAMAK İÇİN“HEPİMİZ GÜNAHKÂRIZ”ÖLÜMDEN YARARLANMAKDİN ÇEKİŞTİRİLEMEZBİR ÇOCUK PERİ MASALLARINA İNANMAZSA       TOPLUMSAL ANOMİO NEHİRDEN BİLİÇALTIMAYazarın Tüm Yazıları