YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI

ŞİİR VE ŞÂİR (2)

         Biliyoruz ki eski anlayış şiiri vezin ve kafiye ile sınırlandırırdı. Bunun değişmesi ve elbet ölçüyü iyi tutturmak şartıyla şiire daha geniş, daha seyyal olma imkânı verilmesi gerekirdi. Bizde Tanzimat’tan sonra bu konu enine boyuna tartışılmaya başlandı ve giderek ortaya çok çeşitli görüş ve anlayışlar çıktı. Tanzimat döneminde başlayan yenileşme arayışları, etkisini başka pek çok alanda olduğu gibi edebiyatımız üzerinde de gösterdi. Bu da sanat, edebiyat, nazım, şiir vb. kavramların yeni ve farklı bir estetik anlayışla tartışılmasına ve tanımlanmasına yol açtı. Dönemin tanınmış aydınları, şâir ve yazarları, batıdan gelen tesirlere geleneksel bilgi ve tecrübelerini de katmak suretiyle şiir ve nazımla ilgili kavramlara yeni tanımlar, yorum ve açıklamalar getirdiler. Bu yeni oluşuma, özellikle Muallim Nâci (1850-1893) ile Recâizâde Mahmut Ekrem (1847-1914) öncülük ettiler. Dönemin önde gelen bu iki edebiyat adamı arasında nazım ve şiir, eski ve yeni edebiyat, eski ve yeni şiir başta olmak üzere, sanat ve edebiyata ilişkin bütün meseleler çok yoğun bir şekilde tartışıldı, konuşuldu ve yazıldı. Aslında kendileri de tanınmış bir şair olan bu iki edebiyat adamı, şiirin mensur, manzum, eskilerin deyimiyle  “mevzun ve mukaffa”(ölçülü, vezinli ve kafiyeli)  olup olamayacağı gibi hususlarda pek farklı düşünmezler. Fakat Naci, eski şiirle bağları koparmadan yenileşmeyi savunurken Ekrem buna karşı çıkar. İkisi de her mevzun ve kafiyeli sözün şiir sayılamayacağını da söylerler. Onlara göre, edebiyatın en seçkin kısmını oluşturan şiir, yapısı açık, kolay anlaşılır, çekici, dili düzgün, ahenkli, güzel ve etkileyici söz demektir. Bu özellikleri taşımak şartıyla şiirin nesir halinde yazılması da mümkündür. Ancak manzum olan şiirler, mensur olan şiirlere göre daha duygusal, daha etkilidirler ve daha çok sevilirler. Netice itibariyle, Naci’nin genç yaşta ölümünden sonra, Batı tesirinde oluşup gelişen yeni Türk edebiyatının ve şiirin bütün meselelerini derleyip toplayan, kaidelerini tespit edip sistemleştiren, edebiyat, nazım ve şiir kavramlarını yeni bir görüşle tanımlayan ve açıklayan Ekrem olmuştur. Şiir kelimesinin anlamını da bir hayli genişletmiş olan Ekrem’e göre, şiirin mutlaka ölçülü ve kafiyeli olması gerekmez. Şiiri güzel ve başarılı yapan, onun şekli, ölçüsü ve kafiyesi değil, okuyucunun üzerinde bıraktığı tesirdir. Ona göre sanat güzelliğin peşindedir. Şiirin gayesi de sadece güzel olmaktır.  

        Edebiyatımızın sonraki dönemlerinde de, şiir ve nazım kavramları ile ilgili görüşler ve anlayışlar, genel olarak, pek değişmiş değildir. Yahya Kemal’den Ahmet Haşim’e ve Ahmet Hamdi Tanpınar’a, Necip Fâzıl’dan Cahit Sıtkı Tarancı’ya kadar son devrin tanınmış hemen bütün şairleri, kendi poetikalarını oluştururken bu ilk teorisyenlerin görüşlerine esasta bağlı kalmışlar, ancak şiir ve nazım kavramlarına kendi şiir ve sanat anlayışlarına ve dünya görüşlerine göre yeni birtakım boyutlar da eklemişlerdir. Şiir kelimesinin anlam alanı genişletilmiş, nazım, manzume ve şiir kavramlarına yeni tanımlar getirilmiştir. Ama yine de bugüne kadar buradaki ölçünün ne olması gerektiği sorusuna tam bir cevap verilebilmiş değildir. Çünkü şiiri tanıtmak, tasvir etmek ve nihayet tanımlamak zor bir iştir, hatta imkânsızdır. Eskilerin, şiirin “mevzun ve mukaffa” (vezinli ve kafiyeli) söz olduğunu söylemeleri, “manzume” için elbet uygun bir tanımdır. Ama her manzume de şiir değildir. Hele veznin büyük ölçüde ortadan kalktığı, kafiyeye de pek fazla itibar edilmediği günümüzde, eskilerin yaptığı bu tarif, şiir için yeterli ve uygun bir tanım değildir. Haklı olarak bugün her manzum sözün şiir olmadığını düşünüyoruz ve bir söze vezin ve kafiye dışında “şiiriyet” kazandıran başka birtakım unsurların varlığına inanıyoruz. Şiirin muhtevasını, onun anlam ve mazmun (gizli ve saklı anlam) zenginliği oluşturur. Şiirin esası ve ruhu burada gizlidir. Fakat bu ruhun bir şekle bürünmesi de gerekir. O şekil, şiirin vezin, kafiye ve başka birtakım teknik unsurlarla kurulan tarafını teşkil eder ve şiir işte bu tarafıyla da edebiyatın öteki tür ve şekillerinden ayrılır.

      Bir yaşama ve yazma sanatı olan şiir, bir iç dünya ürünüdür. Ruhtan kaynaklanır, içten gelir.  Duygularımızın sesi ve dilidir. Elbet onun da kendi ölçüleri içinde ve kendine göre bir şekli, muhtevası ve kuralları vardır. Çünkü bir sanattır. Ancak onun şekli, muhtevası ve kuralları statik değil, dinamiktir. Her zaman değişmesi, bir başka şekle bürünmesi mümkündür. Şiir ancak özgür bir ortamda filizlenir, gelişir ve boy verir. Birine şu şekilde ve bu konuda şiirler yaz demek, şiir sanatı ile bağdaşmaz. Bu tarz düşünceler şiirin gerçeğine ters düşer. Şiir söz konusu olunca,  belki devirlerin, akımların ortak yönlerinden söz edilebilir, ama aynı devrin ve aynı akımın şiirleri arasında mutlaka bir benzerlik aramak da doğru değildir. Çünkü her şiir, onu yazan şairin duygu ve düşünce dünyasının bir aynasıdır. Yani özgün ve kişiseldir. İnsanların yaradılıştan gelen yetenekleri, yetişme tarzı, aldıkları eğitim, kültür, bilgi ve duygu seviyeleri farklıdır. Dolayısıyla olaylar ve olguların onlar üzerindeki tesiri de farklı olacaktır. Aynı tepkiyi göstermeyecekler, aynı zevki alamayacaklardır. Bakılan yer aynı olsa da, bakanlar orada aynı şeyleri görmezler, farklı görür, gördüğünü farklı yorumlar, farklı algılar ve farklı tepkiler gösterirler. Zira herkesin yaradılışı farklıdır, psikolojik yapısı, aldığı eğitim, kültür ve bilgi seviyesi farklıdır, dolayısıyla gerçek algısı da farklıdır. O itibarla, bir insana şöyle ol, böyle olma demekle onu değiştiremeyiz. O nasıl olması gerekiyorsa öyle olmuştur. Onun gideceği yol, yaradılışında çizilmiştir, o yoldan yürüyüp gidecektir. Bir fikri, bir düşünceyi, bir siyasi ve felsefi görüşü açıklayan şiirler de yazılabilir. Bunların şiir olmadığı söylenemez. İçlerinde çok güzel ve başarılı olanları da az değildir. Ama ne var ki bu, şiirin her şeyden önce duyguların dili olduğu, ruhların ve kalplerin duygularını ortaya koyduğu, şairin bir ruh ressamı olduğu gerçeğini değiştirmez.  Şair tıpkı bir arı gibi tabiatta sürekli dolaşır, hep bir şeyler arar. Neticede öyle bir bal yapmış olur ki, biz işte ona şiir diyoruz. Nasıl bal, kendisini yapan çeşitli çiçeklerden alınan usareleri belli etmiyorsa, şiir de kendisini oluşturan unsurları belli etmez. Şiir tam bir sentez ve tam bir terkiptir, kompleks bir yapıdır. Kendisini yapan unsurlara şu veya bu oranda muhtaç olan mükemmel bir bütündür. Şair şiirini herhangi bir düşünceyi, siyasi ve ideolojik görüşü açıklamanın aracı yapmamalıdır. Böyle bir tutum gerçek şiiri öldürür ve elbet yazarını da şair olmaktan çıkarır. Her gerçek şair buna dikkat etmelidir. Şair emir kulu olmaz, devlet memuru olmaz, emir ve şiparişle şiir yazmaz.  Bunlar sanatın özüne, gayesine, sanatkâr kimliğine ters düşen şeylerdir. Sanat ve elbet şiir, insanı farklı ve daha güzel dünyalara çekip götürebilmelidir. Bunun mutlaka metafizik bir dünya olması da gerekmez. Ama insanı içinde bulunduğu âlemden çıkarıp alması, onda başka ve daha güzel bir dünyaya yönelme duygusu geliştirmesi de beklenir. Aristo’nun “katharis” dediği şey de herhalde bu olmalıdır. Sanat ve şiir, insanın ruhi birtakım ihtiyaçlarını gidermeli, onlara çözüm getirmelidir. Yüreğini ve kafasını sanatına adamış bir insan olarak sanatkâr ve elbet şair, gerçekçi, içten olmayan, yapmacık ve özenti ürünü olan eserler üretmekten uzak durur. Bunlar bir moda akım gibi gelip geçici şeylerdir. Gücünü bunlardan alan bir sanat anlayışı da uzun ömürlü ve kalıcı olmaz. Sanatçı toplum meselelerine elbet eğilecektir. Bu onun içinde yaşadığı topluma karşı görevidir. Ama o, bu meseleleri istismar etmez, taraflı davranmaz, ayrıştırıcı bir dil kullanmaz, sanatını belli ve tek bir siyasi görüşün ve ideolojinin reklam ve propaganda vasıtası yapmaz, söyleyeceklerini toparlayıcı bir barış diliyle, yapıcı ve tatlı bir üslupla söyler. İşinin ehli bir şair, beni şunlar okusun, şunlar sevsin ve anlasın diye şiir yazmaz, kimilerinin hoşuna gitsin diye sanatından fedakârlık yapmaz, yapmamalıdır.  Zira onun ilk ve asıl gayesi sanat yapmak ve bunda başarılı olmaktır. O, sevilip anlaşılmayı zamana bırakır. Eğer gerçek şiirin kozasını örebilmişse, bir gün onu fark edenler, sevenler ve anlayanlar mutlaka çıkacaktır. Bunun geleceği günü sabırla beklemeyi bilmelidir. (devam edecek).

KİTAP VE OKUMAK ÜSTÜNE (1)İŞSİZLİK VE KALKINMA ÜSTÜNEKALKINMA KÖYDEN Mİ, ŞEHİRDEN Mİ BAŞLAMALI?KİTAP, BİLGİ VE KÜLTÜR CAHİLLİK, FENALIK, TEMBELLİK, AKIL VE İLİM (2)CAHİLLİK, FENALIK, TEMBELLİK, AKIL VE İLİM (1)MİLLET, MİLLÎ KÜLTÜR VE ATATÜRKÇANAKKALE SAVAŞLARI VE ÇANAKKALE RUHUBAYRAMLAR VE NEVRUZ (BAHAR BAYRAMI-2)KÜLTÜR VE MİLLET İLİŞKİSİ ÜZERİNE (2)Yazarın Tüm Yazıları
Yazarlar
Osman KARA
BU AÇIK BİR İSTİLADIR
Osman KARA
Prof. Dr. Mustafa ÖZDEMİR
İLK ADIM İSKELESİ
Prof Dr Mustafa ÖZDEMİR
Atilla ÇİLİNGİR
‘’19 MAYIS 1919’’ BAĞIMSIZLIĞIMIZA ATILAN İLK ADIM
Atilla ÇİLİNGİR
Mustafa GENÇ
RAMAZAN SONRASI MÜSLÜMAN’A DOKUNMAK…
Mustafa GENÇ
M. Halistin KUKUL
O, BİTTİ BEYİM
M Halistin KUKUL
Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI
KİTAP VE OKUMAK ÜSTÜNE (1)
Prof Dr Mustafa ÖZBALCI
Nevval SEVİNDİ
ACILI KISA TARİH
Nevval SEVİNDİ
Vedat ÇINAROĞLU
TÜRKLÜK NAMUSUMUZDUR
Vedat ÇINAROĞLU
Adem ERTÜRK
Etme bulma dünyası ya hani, edenler ne zaman buluyordu
Adem ERTÜRK
Embiya SANCAK
ÜÇ AYDIR YAZAMIYORDUM
Embiya SANCAK
Prof. Dr. İsrafil BALCI
İftira ve İtibar Suikastçılığı
Prof Dr İsrafil BALCI
Dr. İbrahim YILDIRIM
Fethin simgesi Ayasofya
Dr İbrahim YILDIRIM
Yılmaz HOCAOĞLU
BİRAZ ORDAN BİRAZ BURDAN 2
Yılmaz HOCAOĞLU
Turgay SÖZEN
Pandemi Devam ediyor, Tedbir ve Kurallara Dikkat...
Turgay SÖZEN
Sacit ACAR
ORTAYA KARIŞIK
Sacit ACAR
Saffet Atik
Samsun’un Liman ve Demiryolu Sorunları (2)
Saffet Atik
Burak GÜLEÇ
Lider diyeceksiniz
Burak GÜLEÇ
Enis ERSOY
İmamoğlu’nun Kanal İstanbul stratejisi
Enis ERSOY
Türker GÖKSEL
Mithatpaşa Lisesi ve Sekizinci Kitap
Türker GÖKSEL
Mustafa KESKİN
Yerli Arabamızı Anlayabildik mi
Mustafa KESKİN
Ahmet HAYVALI
TEK DÜZEN HESAP PLANI
Ahmet HAYVALI
Dr. Işık ÖZKEFELİ
NİYETLER ALENİYET KAZANIRKEN
Dr Işık ÖZKEFELİ
Prof. Dr. Yücel TANYERİ
Açıkhava AVM
Prof Dr Yücel TANYERİ
Prof. Dr. Ahmet Nizamettin AKTAY
Gagavuzya İzlenimleri
Prof Dr Ahmet Nizamettin AKTAY
Hüseyin ÖZBAY
OSMAN TÜRKAY
Hüseyin ÖZBAY
Mehmet Ali BAYAR
PROF.DR.MÜMTAZ SOYSAL'IN ARDINDAN...
Mehmet Ali BAYAR
Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU
SEVDİKLERİMİZ ÜZERİNDEN EMPATİ YAPARAK DÜNYAYI ANLAMAYA ÇALIŞMAK
Prof Dr İbrahim TELLİOĞLU
Hilmi EKER
PİLOT İLÇE LADİK
Hilmi EKER
Murat İLHAN
PİCASSO...
Murat İLHAN
Nami Cem İYİGÜN
ASKERİ HAREKÂT
Nami Cem İYİGÜN
Mustafa ENGİN
TARIM MI, ENERJİ Mİ!?
Mustafa ENGİN
Tufan AKCAGÖZ
SİZ SİZ OLUN
Tufan AKCAGÖZ
Necmi HATİPOĞLU
EKONOMİK KRİZ Mİ, O DA NE?
Necmi HATİPOĞLU
Hülya Korkut ÖZAK
Öyleyse sen Türk değilsin...
Hülya Korkut ÖZAK
Prof. Dr. Erdal AĞAR
YABANCI DİLLE EĞİTİM
Prof Dr Erdal AĞAR
Nuray YILMAZ
HIYAR… TUZ… TUZLUK
Nuray YILMAZ
Dr. Faruk TAN
İNSAN
Dr Faruk TAN
İshak MEMİŞOĞLU
OTOPARKIMI İSTİYORUM
İshak MEMİŞOĞLU