YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI

ŞİİR VE ŞÂİR (3)

  Ünlü şair Charles Baudeaire’e göre, “Şiirin ilkesi, insanın üstün bir güzelliği aramasıdır.” Bu demektir ki, şair her şeyde ideali, güzeli ve inceliği arayan güzellikler avcısı bir kimse olacak; bunları duyacak, duyumsayacak, yaşayacak, sonra da duyuracaktır. İtalyan estetik bilimci Benedetto Croce’ye göre,şiir duygunun dilidir.” Aşktır, sevgidir, merhamettir, hoşgörüdür, paylaşmadır, özlemdir, kindir, nefrettir, kederdir, hüzündür, acıdır vb. dir. Şiirin, duygunun deyiş olması ve birden dil oluşu ve dil hâlinde kalışı olduğunu söyleyen Yahya Kemal’e göre de şiir hazların ve elemlerin bir ifadesidir. Ona göre ıstırapları, sevinçleri, emelleri, hasretleri, özlemleri ve hayalleri olmayanlar şiir söyleyemezler. Şairlik alelâde insanların yapabileceği bir iş değildir. Şiir, şair olarak yaratılmışların işidir. Hatta ona göre şiir, sadece duymak sanatı da değildir. Aynı zamanda duyduğunu en güzel ve en etkili bir şekilde ifade edebilme sanatıdır. Şair bir duygu adamıdır, kuvvetli sezgileri olan bir insandır. Elbet zaafları, sıkıntıları, elem ve kederleri de vardır. Fakat bütün bunlara rağmen sanattan ve şiirden asla taviz vermez, sanatını ve şiirini birtakım adi ve bayağı maksatlara kurban etmez, bunlardan uzak tutmayı bilir. Onun önem verdiği, üzerinde titrediği yegâne değer şiirdir, sanattır. O, saf şiirin, gerçek şiirin tomurcuklarının ancak böyle meyveye dönüşebileceğini çok iyi bilir. Yalnız öz duygularını, öz düşüncelerini ifade etmeye çalışır. Şiirleriyle ders vermeğe kalkmaz. Bu elbet onu küçültmez, bilakis yüceltir.  Bu davranışı ile o, saf şiire sadık kaldığı gibi, üstün bir samimiyeti, ciddi ve asil bir sanatkâr kimliğini de ifade etmiş olur.

          Hayat teferruatla doludur. Şair bu teferruat içinden kendine göre birtakım seçmeler yapan ve bunlardan ebedî kalacak güzellikler çıkaran sanatkârdır. Şair olmak, şiir yazmak için yetenek elbet gereklidir. Fakat bu da yetmez. Sanat eğitimi almak, dilin ve şiirin inceliklerini de iyi öğrenmek ve bilmek gerekir. Şiir zor bir iştir. Her canı isteyen oturup şiir yazamaz, yazmamalıdır. Kendini önce bir test etmeli; yeteneği var mı, yok mu bunu anlamalıdır. Sonra da çok çok okuyarak şiirin dünyasına girmeli, şiirin ne olduğunu öğrenmeli, şiiri yaşayan, içinde şiir duyan,  geniş bir şiir kültürüne sahip bir insan konumuna gelmelidir. Dilin en yoğun, en damıtılmış bir şekli olan şiir, ona ancak o zaman kapıyı aralar. Şiirin kendine has ritmi, iç sesi, müziği, bir form içinde billurlaşan duygu yükü, ancak o zaman kendini gösterir. Şiirin ayrı bir dili vardır. Bu dili şair, genel dilin içinden seçtiği şiirine uygun sözlerle kendisi kurar. Bir şiirde, okuduğumuz zaman içimizde bize haz verecek bir güzelliğin doğması gerekir. Şair bunu kelimeleri eğip bükerek, birtakım teknik imkânları kullanarak sağlamalıdır. Cahit Sıtkı’nın da dediği gibi (Ziya’ya Mektuplar, s.56), şiirde önemli olan asıl mesele, söylemek istediğimiz şeyi, kullandığımız dilin imkânları dâhilinde en mükemmel şekilde söylemektir. Bunu sağlamak için ille şu veya bu vezni kullanmak, şu veya bu şekli (form) tercih etmek gerekmez. Usta bir şair, her vezin ve şekil ile güzel şiirler üretmede pek zorluk çekmez. Esasen bir şairin bu vezin ve onun şu kalıbı ile ve mutlaka şu şekil ile şiirimi yazacağım diye kendisini daha işin başında bir kayda bağlaması doğru değildir. En iyisi, vezni ve şekli, şiirin kendi muhtevasına uygun olarak şaire kendisinin telkin etmesidir. Bir şiirin güzelliği biraz da okuyucudan gelir, ya da okuyucu ile tamamlanır. Sanat ve şiir zevki gelişmemiş bir insan için, en güzel bir şiir bile olsa hiçbir şey ifade etmez.  

      Şair şiirini, içindeki hayâl bahçesinden devşirip çıkaran insandır. O, yazmaya başlarken “şu temayı işleyeyim, şu dil oyunlarını yapayım, şu hayâllere (imge) yer vereyim, şiiri şöyle bir forma oturtayım vb. peşin hükümlerle yola çıkmaz. Onun tavrını, o andaki ruh hali, ona ilham veren çeşitli nesneler, içinde yaşadığı cemiyetin olayları ve çevresi ile olan ilişkileri biçimlendirir ve yönlendirir. Şair, içinde yaşadığı toplumun şartlarından soyutlanamaz. Bu şartlar onu müspet ya da menfi, ama mutlaka etkiler. Çünkü şair, yazdıklarını yaşamaktan çok, yaşadıklarını yazan insan demektir. Her haliyle güllük gülistanlık içinde olan bir cemiyetin şairi, elbet mutluluğun ve güzelliğin türküsünü söyler, ama hep acı, çile ve ıstırap içinde yaşayan bir cemiyetin şairinin kaleminden de, tabii olarak gözyaşı damlar.  Aşkın, sevginin, en yüce insanî değerlerin şiirini yazan şairin, bu güzel söz söyleme ustasının, gün gelir, depresyonlar içinde bunaldığını, acının ve gözyaşının şiirini yazar hale geldiğine tanık olabilirsiniz. Düzeni bozulmuş, tadı-tuzu kalmamış, şahsiyetini şekillendiren değerleri sarsılmış ve yozlaşmış bir şairden güzelliğin şarkısını söylemesini bekleyemeyiz. Onun şiiri, elbet merhum Âkif’inBülbül veÇanakkale Şehitleri şiirleri gibi hüzün dolu bir çığlık olacaktır. Tabii, normal ve doğru olan da budur.  Zira her iki şair de kendi insanlarının dünyasına ayna tutmuş, o insanların ruh halini yansıtmış olurlar.                                

      Has bir şair, hep aynı şeyleri tekrar edip durmaz, daha yeni ve daha özgün olanı yakalamak için sürekli okur ve arayış içinde olur. Sadece kendi devrinin yazarlarını ve şairlerini takip edip okuması da yetmez. Öncekileri de, hatta yabancı şairleri de okuyup öğrenmesi ve bilmesi gerekir. Şairin farklı, yeni ve özgün şiirler yazması, şiir sanatına yeni sesler getirmesi, ancak böyle mümkün olur. İyi bir şiir okuyucusu olmadan şiir yazmaya kalkmak yanlış yola sapmaktır. Şair adayı mutlaka yapıcı ve verimli bir hazırlık dönemi geçirmeyi tercih etmelidir. Şiir büyük ölçüde usta-çırak işidir. Fakat çırak mutlaka ustasını ya da ustalarını aşma cehdini gösterebilmeli, kendi kişiliğini bulmalı, hep çırak olarak kalmak bahtsızlığından kurtulabilmelidir. Eğer bu gerçekleşmezse, usta-çırak ilişkisi o zaman fayda yerine zarar getirir, tehlike yaratır ve şair adayını basit bir taklitçi durumuna düşürebilir.    

      Her şairin kendine has bir poetikasının, yeni görüş ve anlayışlarının bulunması tabiidir. Özellikle devrimizin pek çok şairinin poetikaları arasında farklılık çok fazladır. Bu, değişen toplumsal şartlarının şiire kazandırdığı bir zenginliktir. Sözgelimi divan şiirinde ve halk şiirinde hem şekil, hem söyleyiş, hem de konu birliği genellikle müşterektir. Aynı şekilde, romantiklerle klasiklerde, birbirlerinin eserlerine yansıyan ortak ilkeler ve unsurlar vardır. Bu müştereklik ve aynı prensipler, Osmanlı İmparatorluğu’nda idareden ilim ve sanata kadar hayatın ve toplumun her şeyine hâkimdir. Şiir muhtevası itibariyle ferdî değil, toplumsal bir sanattır. Bütün insanlara seslenir, onlara bir şeyler iletir. Politik içerikli ve slogana dönüşmüş bir şiirin ömrü moda bir akım gibi geçici ve kısa olur, yarınlara kalmaz. Çünkü insana has kalıcı, evrensel, her zaman ve mekânda geçerli duyguları değil, bugün var yarın yok olan gelip geçici moda eğilimleri, arzu ve istekleri kendisine dert edinmiştir. Ancak orijinal, yeni ve inanılmaz imgeleri yakalayabilen bir şair, kendisini aynı çağın ve aynı anlayışın şairlerinden ayırabilir. Şair alelâde, sıradan, bayağı ve basit olanın ötesinde var olanı yakalamakla görevli insan olmalıdır. Ünlü şair Ahmet Muhip Dıranas’a göre, bir şeyi olduğu gibi göstermek hünerdir, ama onu istendiği gibi göstermek ancak sanatla mümkün olur. Bundan şunu anlamalıyız: Demek ki şair, olanı olduğu gibi vermeyecek, onu kendi belleğinin süzgecinden geçirerek, ona kendi sanat dehasından bir şeyler katarak verecektir. Şair bir duygu adamıdır, kuvvetli sezgileri olan bir insandır. Elbet zaafları, sıkıntıları, elem ve kederleri de vardır.  Fakat bütün bunlara rağmen o sanata ve şiire sadık kalır, bunları birtakım adi ve bayağı maksatlara kurban etmez, bunlardan uzak tutmayı bilir. Onun önem verdiği, üzerinde titrediği yegâne değer şiirdir, sanattır. Bunlardan asla taviz vermez.  O, saf şiirin, gerçek şiirin tomurcuklarının ancak böyle meyveye dönüşebileceğini çok iyi bilir. Yalnız öz duygularını, öz düşüncelerini ifade etmeye çalışır. Şiirleriyle ders vermeğe kalkmaz. Bu elbet onu küçültmez, bilakis yüceltir.  Bu davranışı ile o, saf şiire sadık kaldığı gibi, üstün bir samimiyeti, ciddi ve asil bir sanatkâr kimliğini de ifade etmiş olur. Hayat teferruatla doludur. Şair bu teferruat içinden kendine göre birtakım seçmeler yapan ve bunlardan ebedî kalacak güzellikler çıkaran insandır.                       

            Şair olmadan önce iyi bir şiir okuyucusu olmak gerekir. Yetenek, sabır ve çalışmak sonradan gelir. Kendisinde şiir yazma yeteneği gören genç insan, işin başında boş bir balon gibidir. Zaman içinde bu yeteneğini işleyecek, harekete getirecek, okuyup dinleyecek, çalışıp çabalayacak, kısaca boş balonunun içini uygun ve gerekli malzeme her ne ise onunla dolduracak ve şair olacaktır. Bunun bir başka yolu yoktur. Tanpınar’ın da dediği gibi,“şiir sabrın meyvesidir.” Bizim şiirimizin zengin bir geçmişi ve bir evrimi vardır. Her sanat gibi şiir de bir geleneğin, bir kültürün, bir bilgi birikimin ürünüdür. Ancak bu takdirde uzun ömürlü olma şansını yakalayabilir. Çünkü üstüne oturduğu zemin sağlamdır, köksüz değildir. Bugünkü Türk şiirini, divan ve halk şiirimiz besler. Bu iki şiiri tanıyıp anlamadan, yeni Türk şiirini tadına varılamaz. Asıl kaynak bunlardır. Bu zengin kaynak, bu geleneksel çizgi bilinmeden, anlaşılmadan iyi bir şair olmak zordur, hatta mümkün değildir. Şair adayı önce bir şiir zevk ve kültüründen geçmeli, bunun için de şiirimizin geçmişte yetiştirdiği büyük şairleri, Yunus Emre, Fuzuli, Baki, Nefi, Nabi, Nedim, Şeyh Galip, Karacaoğlan, sonra Cenap Şahabettin, Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Tanpınar, Faruk Nafiz vb. büyük ustaları çok iyi okuyup anladıktan sonra daha yeni dönemlere yönelmelidir. Günümüzde de her türlü zorluğu ve engeli aşarak şiirde belli bir yere gelmiş çok değerli şairlerimiz vardır. Bir şair adayı için, şiirimizin geçirdiği evrimi göz ardı etmeden bu altın zincirin son halkalarını teşkil eden Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Sıtkı, Ziya Osman Saba, Cahit Külebi, Atilla İlhan vb .ünlü şairleri zevkle okumak çok daha kolaylaşacak, yazdığı şiirlerin kalitesi de o oranda artacaktır. O bu yolu izlemeden şiir yazmaya kalkmamalıdır. Hatta bu da yetmez. Şair olmaya soyunanların,  eski-yeni demeden pek çok ünlü şairin dillerde dolaşan seçkin şiirlerini ezberleyerek ve tekrar tekrar okuyarak yola çıkmaları gerekir. Aksi halde yazdıkları ile bir süre ilgi çekmeyi başarırlar belki, ama kalıcı ve uzun ömürlü olamaz, kısa zamanda yazdıkları da, elde ettiği şöhret de saman alevi gibi söner gider. Tanzimat’tan beri bu durumun pek çok örneğini gördüğümüz ve yaşadığımız ortadadır. Ancak bu takdirde uzun ömürlü olma şansını yakalayabilir. Çünkü üstüne oturduğu zemin sağlamdır, köksüz değildir. Her sanatkâr gibi şair de, günü kurtaran adam değil, yarını kuran bir adamdır, daha doğrusu bütün gayreti ve çabası bu yolda olmalıdır. Yahya Kemal’i üstat yapan, divan şiirimizin ve Batı şiirinin klasiklerini ezberleyecek kadar iyi okuyup anlaması, bu şiirlerdeki incelikleri ve güzellikleri çok iyi bilerek yola çıkmasıdır. O itibarla, şiir meraklısı gençlerimizin Yahya Kemal’i de iyice okuyup anladıktan sonra, eski şiirimizin, divan şiirinin ustaları ile temasa geçmeleri, o şiirin dilini, kelime kadrosunu ve terkiplerini iyice kavramaları, o şairleri anlamaya çalışmalıdırlar. Ardından aynı gayreti daha yeni dönemin şairleri ve şiirleri için de göstermeli, onları okumayı da ihmal etmemelidirler.

       Şiir yazmakla şiire benzer şeyler yazmak farklı şeylerdir. Şiirin kimi unsurlarını kullanarak kafiyeli, bazen de ölçülü mısraları alt alta sıralayanlar, şiir yazdıklarını sanıyor ve kendilerini “şair” ilan ediveriyorlar. Bu bir yanılgıdır,  bir yanlıştır. Şiire ve şaire saygısızlıktır. Fidanları dikip onları bin bir emekle büyütüp ağaç olmalarını ve meyve vermelerini yıllarca beklemek gerekir. Tıpkı bunun gibi, kendinde şairlik yeteneği gören biri de bol bol şiir okuyarak ve dinleyerek kendini yetiştirmelidir. İlhamın onu şiirin gülen yüzü ile karşı karşıya getirmesi ancak böyle mümkün olur.  Bir şairin edebî şahsiyeti, şairlik yeteneği ve dil zevki de ancak böyle teşekkül eder, şekillenir ve kıvamını bulur.

KİTAP VE OKUMAK ÜSTÜNE (1)İŞSİZLİK VE KALKINMA ÜSTÜNEKALKINMA KÖYDEN Mİ, ŞEHİRDEN Mİ BAŞLAMALI?KİTAP, BİLGİ VE KÜLTÜR CAHİLLİK, FENALIK, TEMBELLİK, AKIL VE İLİM (2)CAHİLLİK, FENALIK, TEMBELLİK, AKIL VE İLİM (1)MİLLET, MİLLÎ KÜLTÜR VE ATATÜRKÇANAKKALE SAVAŞLARI VE ÇANAKKALE RUHUBAYRAMLAR VE NEVRUZ (BAHAR BAYRAMI-2)KÜLTÜR VE MİLLET İLİŞKİSİ ÜZERİNE (2)Yazarın Tüm Yazıları
Yazarlar
Osman KARA
BU AÇIK BİR İSTİLADIR
Osman KARA
Prof. Dr. Mustafa ÖZDEMİR
İLK ADIM İSKELESİ
Prof Dr Mustafa ÖZDEMİR
Atilla ÇİLİNGİR
‘’19 MAYIS 1919’’ BAĞIMSIZLIĞIMIZA ATILAN İLK ADIM
Atilla ÇİLİNGİR
Mustafa GENÇ
RAMAZAN SONRASI MÜSLÜMAN’A DOKUNMAK…
Mustafa GENÇ
M. Halistin KUKUL
O, BİTTİ BEYİM
M Halistin KUKUL
Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI
KİTAP VE OKUMAK ÜSTÜNE (1)
Prof Dr Mustafa ÖZBALCI
Nevval SEVİNDİ
ACILI KISA TARİH
Nevval SEVİNDİ
Vedat ÇINAROĞLU
TÜRKLÜK NAMUSUMUZDUR
Vedat ÇINAROĞLU
Adem ERTÜRK
Etme bulma dünyası ya hani, edenler ne zaman buluyordu
Adem ERTÜRK
Embiya SANCAK
ÜÇ AYDIR YAZAMIYORDUM
Embiya SANCAK
Prof. Dr. İsrafil BALCI
İftira ve İtibar Suikastçılığı
Prof Dr İsrafil BALCI
Dr. İbrahim YILDIRIM
Fethin simgesi Ayasofya
Dr İbrahim YILDIRIM
Yılmaz HOCAOĞLU
BİRAZ ORDAN BİRAZ BURDAN 2
Yılmaz HOCAOĞLU
Turgay SÖZEN
Pandemi Devam ediyor, Tedbir ve Kurallara Dikkat...
Turgay SÖZEN
Sacit ACAR
ORTAYA KARIŞIK
Sacit ACAR
Saffet Atik
Samsun’un Liman ve Demiryolu Sorunları (2)
Saffet Atik
Burak GÜLEÇ
Lider diyeceksiniz
Burak GÜLEÇ
Enis ERSOY
İmamoğlu’nun Kanal İstanbul stratejisi
Enis ERSOY
Türker GÖKSEL
Mithatpaşa Lisesi ve Sekizinci Kitap
Türker GÖKSEL
Mustafa KESKİN
Yerli Arabamızı Anlayabildik mi
Mustafa KESKİN
Ahmet HAYVALI
TEK DÜZEN HESAP PLANI
Ahmet HAYVALI
Dr. Işık ÖZKEFELİ
NİYETLER ALENİYET KAZANIRKEN
Dr Işık ÖZKEFELİ
Prof. Dr. Yücel TANYERİ
Açıkhava AVM
Prof Dr Yücel TANYERİ
Prof. Dr. Ahmet Nizamettin AKTAY
Gagavuzya İzlenimleri
Prof Dr Ahmet Nizamettin AKTAY
Hüseyin ÖZBAY
OSMAN TÜRKAY
Hüseyin ÖZBAY
Mehmet Ali BAYAR
PROF.DR.MÜMTAZ SOYSAL'IN ARDINDAN...
Mehmet Ali BAYAR
Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU
SEVDİKLERİMİZ ÜZERİNDEN EMPATİ YAPARAK DÜNYAYI ANLAMAYA ÇALIŞMAK
Prof Dr İbrahim TELLİOĞLU
Hilmi EKER
PİLOT İLÇE LADİK
Hilmi EKER
Murat İLHAN
PİCASSO...
Murat İLHAN
Nami Cem İYİGÜN
ASKERİ HAREKÂT
Nami Cem İYİGÜN
Mustafa ENGİN
TARIM MI, ENERJİ Mİ!?
Mustafa ENGİN
Tufan AKCAGÖZ
SİZ SİZ OLUN
Tufan AKCAGÖZ
Necmi HATİPOĞLU
EKONOMİK KRİZ Mİ, O DA NE?
Necmi HATİPOĞLU
Hülya Korkut ÖZAK
Öyleyse sen Türk değilsin...
Hülya Korkut ÖZAK
Prof. Dr. Erdal AĞAR
YABANCI DİLLE EĞİTİM
Prof Dr Erdal AĞAR
Nuray YILMAZ
HIYAR… TUZ… TUZLUK
Nuray YILMAZ
Dr. Faruk TAN
İNSAN
Dr Faruk TAN
İshak MEMİŞOĞLU
OTOPARKIMI İSTİYORUM
İshak MEMİŞOĞLU