YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

M. Halistin KUKUL

İNSAN NUMÛNELERİ

      Bâzı insanlar vardır ki, pireyi deve yapmakta mâhirdirler. Kaşla göz arası, herkesi âdeta uyutmayı başarırlar.  Bir şeyi, olduğunun bin misliyle değerlendirip, ufacık bir şeyi, köpürte köpürte, allayıp pullayıp cilâlaya cilâlaya anlatmasını becerirler.  Hattâ, zıddını yaparlar. Yâni; büyük başarıları, sıfıra indirebilirler!..Akı, kara; karayı, ak gösterirler de zerre geri durmazlar.

     Bırakınız iki sene askerlik yapmayı, bir ay bile yapsalar, onu ısıtıp ısıtıp, evire çevire  sunarlar.

    “-Onbaşıydım, derler.  Askerin biri, karşımda çakıldı ve komutanım, dedi, başka bir emriniz var mı? Bir komutan,  kendine böyle selâm duran birine ne der? Elbette ki, rahat ol, demez.

     Bana bak er! der, şu karşı tepeyi görüyor musun, oraya kadar marş marş!..Hadi bakalım; gör, askerlik neymiş!..

      İşte böyle!..Tabiî ki, yat-kalk da işin cabası!..”

     ***

     Yaşı ellilerde altmışlardadır. Aklı, hâlâ, yirmili yaşlardayken,  bir paşanın şoförlüğünü yaptığı zamanlarda:

    “-Paşa, her arabasına binişinde, taa uzaktan bana el sallardı. Ben de, arabanın kapısını açar, onun gelmesini heyecanla bekler ve yaklaşır yaklaşmaz, ona, esaslı  bir selâm çakardım ki, o da aynı ciddiyetle beni selâmlardı.

     Hanımı ve kızı da uzaktan onu tâkip ederdi. Bir defasında, Paşa, ne desin biliyor musunuz?

    Kızım, tıp fakültesini bitirdi. Şimdi ihtisasını yapıyor.

    Paşa bu!..Ona, ne demek istiyorsunuz,  diyemedim!..Bana bir şeyler mi îmâ etmek istedi acaba, dedim kendi kendime. Fakat, hiç  tınmadım bile. Bana ne kızı doktor olmuşsa değil mi!?

   Fakat yine de, bu sırada, tabiî ki, ben heyecanlandım ve gaza bastım. Araba hızlandı. Paşa, “Âferin be evlât! “ dedi, ne güzel araba kullanıyorsun. Ben de, gaza bastıkça bastım. Yarım saatte gideceğimiz yere beş dakikada vardık!... “

    ***

     Ortaokul ikiden terk etmişti tahsilini.  İlmin fazîletlerinden ahkâm kesiyordu. Saçı sakalı da ağarmıştı:

     “Bir matematikçimiz vardı” diye söze başladı. “Adam,  daha çarpım tablosundan habersiz.  İkidebir  beni kaldırıyor, hadi bakalım Ahmet, sekiz dokuzun kaç ettiğini söyle, diyordu. Utanmasa, dersi bana anlattıracak!..

    Söylüyorum; o ise, vah benim aptal evlâdım,  elbette kırk dokuz eder, bunu, ben bile bilemedim de sana sordum, diye cevap veriyordu. Hem bilmiyor, hem de, aklınca benimle dalga geçiyordu.

     Bir defasında dedim ki, öğretmenim, bilmediklerinizi niçin hep bana soruyorsunuz, ya çalışıp gelin yâhut da bir başka arkadaşa sorun…

     Adam kızardı-bozardı, ne diyeceğini bilemedi ve lâhavle çekip derse devam etti…

     ***

     Tansiyonumu ölçtükten sonra, yüzüme tebessümle bakarak: “Maşallah, dedi, turp gibisin!..Hiçbir şeyciğin yok!..

     Bu defa, ben de onun yüzüne baktım. Ama, tebessümle değil, çok sert bir şekilde!..

     Doktor, durdu. Ne o, dedi, bir şey mi var?

     Daha ne olsun Doktor, dedim, Sen, daha beni muayene bile etmedin!..

     Doktor şaşırdı. Öyle bir çıkış yaptım ki, adam, allak-bullak oldu.

     Bir de ne desin: “Bak, kardeşim, senin tahlillerinde bir şey yok, filminde de bir şey yok, diğer bulguların da çok normal!..”

    Be adam, dedim, hastalık, bunlarla mı anlaşılır? Sen, ne biçim doktorsun!..

    Diyeceğim o ki, fazla üstüne gitmek istemedim. Boynunu büktü ve sâdece “Haklısın!” diyebildi.

  ***

    Koskoca bir mağazanın en şatafatlı bir köşesinde tezyîn edilmiş bir odada kerli-ferli bir adam döner koltuğunda oturuyordu…İçeri, ellerinde birkaç kitap ve dergi bulunan birkaç genç, ezilip büzülerek girmişti.

     Adam, geri yaslanarak,  gerinip, “Yine siz haaa!..” diye mırıldandı.

    Gençler, henüz tek kelime etmemişlerdi ki, adam, sesini yükselterek  ahkâm kesmeye başladı:

     -Gün geçmiyor ki, sizin gibi birkaç kitap faresi burayı ziyâret etmesin!.. Ne yaptığınızı da bir türlü anlamıyorum…Şunlarda ne yazıyor ve bize faydası ne, onu da bilmiyorum!..

       “Efendim!” diyecek oluyor bir genç, adam,  üzerine hemen bir lâf getiriyor::

     -Bak delikanlı, gelen kitapların hepsine avuç avuç para döktüm…Sonunda hepsini de şu çöp kutusuna attırdım, anladın mı? Koyun onları şuraya, kasadan paranızı da versinler, çekip gidin! Bir daha da buraya uğramayın, tamam mı?

   ***

      Taksinin koltuğuna kurulmuş, kırmızı ışıkta geçmişti. Kendince,  kimse ona müdahâle edecek güçte değildi.  On-onbeş metre gitmişti ki, t(ı)rafik polisi onu durdurdu, ehliyet istedi.

       Tevâzû, yerini kibre döndürünce, akan sular da dururdu.

      -Ben, p(u)rofesörüm, dedi ve polisten tarafa bile bakmadan, size, ben, p(u)rofesörüm, dedim ya! dedi.

       Polis, istifini bozmadan:

     -Lütfen, ehliyetinizi  veriniz, diye mukabelede bulundu.

       P(u)rofesör, ehliyetini çıkarırken, kafasını sağa-sola sallıyor, bir şeyler mırıldanıyordu.

       Polis, işlem yapıp ehliyetini iade edince,  büyük bir hırsla gaza basıp uzaklaştı…

    ***

      Dalgın ve düşünceli yürüyen adam, başına dökülen tozlarla birden irkildi.  Zâten çok yavaş yürüyordu. Kafasını yukarı kaldırınca,  bir de azarla karşılaştı.

     Kadının biri, hem öteberisini pencereden silkeliyor, hem de adama çıkışıyordu:

     -Terbiyesiz adam! Utanmadan, bir de, etrafı kolaçan ediyor!..

      Adam, şaşkın; yürümekle yürümemek; cevap vermekle vermemek arasında gidip geldi.

      Kararını verdi ve yürüyüp gitti!..

       Kadın hâlâ silkeliyor ve hâlâ konuşuyordu:

       -Rezil adam seni!..Penceremin dibinde ne işin var senin!..Utanmaz!...

    ***

        Üç eski ahbap, bir yaz günü, bir çınarın altında, bir masa etrafında oturmuş  çay sohbeti yapıyorlardı. Çok keyifliydiler.

       Birisi dedi ki: “Arkadaş, filânca parti başkanı var ya, adam her gün bir yalan uyduruyor. Her ân, olmayan bir şeyi , olmuş gibi, millete dayatıyor. İçime sıkıntı veriyor, ondan tiksiniyorum!..”

       İkinci ahbap,  bu sözlerden işkillenip, birden atıldı: “Falanca partinin başkanı var ya, dedi, o da,  her gün, millete hakaretten geri durmuyor. Ağzını bir açıyor, söz nereye gider bilmiyor. Ben de, ondan iğreniyor, utanıyorum!..””

       İkisi de, ellerindeki çay bardaklarını bırakıp ayağa kalkmışlardı.

       Anlayacağınız, birbirlerine horozlanmaya başladılar. Ahbaplık, arkadaşlık, dostluk, bir anda zehir-zıkkım olmuştu!..

       Bu durumda, sözü, elbette ki, üçüncü ahbap aldı,  gayet sükûnetle fakat yüksek sesle: “Hayır!..,Hayır!..Hayır!..dedi. Olmaz..olamaz böyle şey!..Bu, nasıl dostluk, bu nasıl arkadaşlıktır, be!..Hadi oturun yerinize!..Kendinize gelin!..”

       Burunlarından soluyan iki dosta(!) bu nasihat tesir etmişti. .

      Yerlerine oturdular.

      Fakat, üçüncü ahbap, sözünü sakınmadan  devam etti: “Filânca veya falancanın utanılacak, iğrenilecek, tiksinilecek yalanından size ne kardeşler!..Bu ağır ve çekilmez sözleri siz mi söylediniz ki, birbirinize giriyorsunuz!..İşte, asıl ayıbı, şimdi sizler yapıyorsunuz!..Hadi, kendinize çekidüzen verin, kucaklayın birbirinizi!..”

      Tartışan iki ahbap, kısa bir süre durduktan sonra, aynı anda kalkıp birbirlerini kucakladılar…İkisinin  de, hattâ üçünün de gözleri dolmuştu!..Ağlamaklı olmuşlardı!..

      Çay bardaklarını yeniden doldurup, sohbetlerine devam ettiler!..

O, BİTTİ BEYİMHASBİHÂLBeyitlerle MEMLEKET KANZARALARI-8MİLLET-DEVLET-ORDUBeyitlerle MEMLEKET MANZARALARI-7MONTAİGNE’İN DENEMELERİNİ OKURKENBeyitlerle MEMLEKET MANZARALARI-6Beyitlerle MEMLEKET MANZARALARI-5“KÂFİR DE OLSA, İNCİTME SEN” ve KAN DONDURAN HÂDİSELER“HİÇBİR VUKUAT YOKTUR KOMUTANIM!..”Yazarın Tüm Yazıları
Yazarlar
Osman KARA
BU AÇIK BİR İSTİLADIR
Osman KARA
Prof. Dr. Mustafa ÖZDEMİR
İLK ADIM İSKELESİ
Prof Dr Mustafa ÖZDEMİR
Atilla ÇİLİNGİR
‘’19 MAYIS 1919’’ BAĞIMSIZLIĞIMIZA ATILAN İLK ADIM
Atilla ÇİLİNGİR
Mustafa GENÇ
RAMAZAN SONRASI MÜSLÜMAN’A DOKUNMAK…
Mustafa GENÇ
M. Halistin KUKUL
O, BİTTİ BEYİM
M Halistin KUKUL
Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI
KİTAP VE OKUMAK ÜSTÜNE (1)
Prof Dr Mustafa ÖZBALCI
Nevval SEVİNDİ
ACILI KISA TARİH
Nevval SEVİNDİ
Vedat ÇINAROĞLU
TÜRKLÜK NAMUSUMUZDUR
Vedat ÇINAROĞLU
Adem ERTÜRK
Etme bulma dünyası ya hani, edenler ne zaman buluyordu
Adem ERTÜRK
Embiya SANCAK
ÜÇ AYDIR YAZAMIYORDUM
Embiya SANCAK
Prof. Dr. İsrafil BALCI
İftira ve İtibar Suikastçılığı
Prof Dr İsrafil BALCI
Dr. İbrahim YILDIRIM
Fethin simgesi Ayasofya
Dr İbrahim YILDIRIM
Yılmaz HOCAOĞLU
BİRAZ ORDAN BİRAZ BURDAN 2
Yılmaz HOCAOĞLU
Turgay SÖZEN
Pandemi Devam ediyor, Tedbir ve Kurallara Dikkat...
Turgay SÖZEN
Sacit ACAR
ORTAYA KARIŞIK
Sacit ACAR
Saffet Atik
Samsun’un Liman ve Demiryolu Sorunları (2)
Saffet Atik
Burak GÜLEÇ
Lider diyeceksiniz
Burak GÜLEÇ
Enis ERSOY
İmamoğlu’nun Kanal İstanbul stratejisi
Enis ERSOY
Türker GÖKSEL
Mithatpaşa Lisesi ve Sekizinci Kitap
Türker GÖKSEL
Mustafa KESKİN
Yerli Arabamızı Anlayabildik mi
Mustafa KESKİN
Ahmet HAYVALI
TEK DÜZEN HESAP PLANI
Ahmet HAYVALI
Dr. Işık ÖZKEFELİ
NİYETLER ALENİYET KAZANIRKEN
Dr Işık ÖZKEFELİ
Prof. Dr. Yücel TANYERİ
Açıkhava AVM
Prof Dr Yücel TANYERİ
Prof. Dr. Ahmet Nizamettin AKTAY
Gagavuzya İzlenimleri
Prof Dr Ahmet Nizamettin AKTAY
Hüseyin ÖZBAY
OSMAN TÜRKAY
Hüseyin ÖZBAY
Mehmet Ali BAYAR
PROF.DR.MÜMTAZ SOYSAL'IN ARDINDAN...
Mehmet Ali BAYAR
Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU
SEVDİKLERİMİZ ÜZERİNDEN EMPATİ YAPARAK DÜNYAYI ANLAMAYA ÇALIŞMAK
Prof Dr İbrahim TELLİOĞLU
Hilmi EKER
PİLOT İLÇE LADİK
Hilmi EKER
Murat İLHAN
PİCASSO...
Murat İLHAN
Nami Cem İYİGÜN
ASKERİ HAREKÂT
Nami Cem İYİGÜN
Mustafa ENGİN
TARIM MI, ENERJİ Mİ!?
Mustafa ENGİN
Tufan AKCAGÖZ
SİZ SİZ OLUN
Tufan AKCAGÖZ
Necmi HATİPOĞLU
EKONOMİK KRİZ Mİ, O DA NE?
Necmi HATİPOĞLU
Hülya Korkut ÖZAK
Öyleyse sen Türk değilsin...
Hülya Korkut ÖZAK
Prof. Dr. Erdal AĞAR
YABANCI DİLLE EĞİTİM
Prof Dr Erdal AĞAR
Nuray YILMAZ
HIYAR… TUZ… TUZLUK
Nuray YILMAZ
Dr. Faruk TAN
İNSAN
Dr Faruk TAN
İshak MEMİŞOĞLU
OTOPARKIMI İSTİYORUM
İshak MEMİŞOĞLU