YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI

65. ölüm yıldönümünde  ZİYA OSMAN SABA

       Bana hep iyilikler, güzellikler ve çıkara dayanmayan dostluklar düşündürmüş olan değerli şairimiz Ziya Osman Saba, 30 Mart 1910 tarihinde İstanbul’da doğmuş,1957 yılı ocak ayının soğuk ve karlı bir gününde (29 Ocak), yine İstanbul’da henüz 47 yaşında iken ayrılmıştı aramızdan. Ölüm sanki onun özlediği, tam bir teslimiyet içinde hasretle beklediği bir şeydi. Sessizce göçüp gidivermişti. Çok gençti daha. Yaprak yaprak yeşermesini beklediği umutları, hayalleri, aşkları, sevgileri ve özlemleri vardı. Canından çok sevdiği İstanbul üzerine daha nice güzel şiirler ve hikâyeler yazacak, bize Beşiktaş’tan, Boğaziçi’nden, babasının yattığı Küçüksu’dan, anasının toprağı Eyüpsultan’dan söz açan, buram buran tarih ve eski İstanbul kokan şiirler yazacak bir yaştaydı. Ne yazık ki, can dostu ve yakın arkadaşı Cahit Sıtkı gibi onu da çok erken kaybetti şiirimiz. Cumhuriyet dönemi edebiyatımızın bu temiz yüzlü, kibar ve tevazu sahibi hikâye yazarını ve şairini, ölüm yıldönümünde rahmetle anıyoruz.

       Ziya Osman’ın bütün insanları “mesut görmek isteyen” ruhunun çırpınışları ile yalnız iyi ve güzel şeylerden hoşlanan yumuşak ve temiz mizacının özellikleri bütün şiirlerine ve yazılarına yansımıştır. Hayata bağlı, yaşamayı çok seven bir şairdir, ama ölümü ve öte dünya düşüncesini de şiirlerinin başlıca temaları arasında işlemiştir. Kadere samimiyetle boyun eğmiş olan şairi, ölüm düşüncesi hiç ürkütmemiş, o ölüm gerçeğini bilerek yaşamış, ölüme rağmen hayatın tadına varmaya çalışmış ve ölümü, ansızın gelecek ve bizi bir başka güzel dünyaya alıp götürecek vefalı bir dost gibi beklemiştir. O, hayatın ve ölümün şiirini birlikte yazmıştır. Onda yaşama sevinci ile ölüm düşüncesi kucak kucağadır. Yaşamayı sevdiği kadar ölüme de hazırdır. Onun mısralarında ölüm korkunç olmaktan çıkmış, yumuşak, güzel ve sevimli bir kılığa bürünmüştür. O yaşamayı sever, ama hayattan da öyle çok şeyler beklemez. Hayatın her şeyini kendisine verilmiş bir emanet olarak görür.Hiçbir Şey adlı şiirinde bütün bu düşüncelerini ne kadar güzel ifade etmiştir:

                         

Hiçbir şey benim değil, Tanrım, hiçbir şey!

Şu denizde ışıyan güneş, şu rüzgâr,

Tek çakıl taşın, bir yosun parçası.

Ne gündüz, ne gece, yıldız yıldız semalar.                                      

Benim ne karım,  ne de çocuklarım var.

Mademki bu dünyada her şey,  

Bir kere göz kapanıncaya kadar…

                              

           Ziya Osman’ı çok iyi tanıyan yakın arkadaşlarından birisi olan şair Baki Süha Ediboğlu, Bizim Kuşak ve Ötekileradlı kitabında onun şairliği, şiirleri ve karakteri hakkında şunları yazar: “Şairimiz derin ve düşündürücü değildir. Şiirinin başlıca özelliği sade, açık ve yalın bir dile sahip olmasıdır. Tabiatı, insanları, hayatı sevmesi, daima her şeyde ve her yerde güzelliği, iyiliği ve saadeti araması yanı sıra, zaman zaman ölüm korkusuyla burkulan bir yaşantı içinde ürpertiler geçirmesi, fakat bütün bunları tevekkülle karşılayan bir mizacın çemberinden kurtulamaması… Başka bir açıdan bakıldığı zaman Ziya, aynı zamanda bir hâtıralar ve hasretler şairidir. Geçmiş ve bir daha geri dönmeyecek olan zamanların, güzel günlerin özlemi içinde bahtsızlığına yanar durur. Fakat bu yanışta ve Tanrı’ya yakarışta o kadar masum, o kadar temiz ve o kadar sade bir dille söylenir ki, insanda karamsarlık yaratmadığı gibi, aksine hayata, tabiata, güzel şeylere karşı olan tutkularımızı daha da güçlendirir.”

            Mizacının ve şiirinin özellikleri bu satırlarda en güzel bir şekilde ifade edilmiş olan Ziya Osman Saba için bu dünya, bir süre içinde yaşayacağımız, nimetlerinden yeterince yararlanacağımız, zamanı gelince de onu her şeyi ile bırakıp gideceğimiz bir yerdir. Onu kavgasız, ihtirassız ve yumuşak huylu yapan, dünya hayatına işte bu gözle bakması olmuştur ve yine bunun içindir ki, gerçekleşmeyecek istekleri ve aşırı tutkuları hiç olmamıştır. En küçük şeyler bile mutlu olmasına yetmiştir. Gönül adamıdır, dost ve arkadaş canlısıdır, gönlü insan sevgisi ile doludur. Yunus Emre’nin diliyle söylemek gerekirse, hayatını hep “dünyaya gönül kırmaya değil, gönül yapmaya gelmiş” gibi yaşamıştır. Acıyan, seven, görüp gözeten bir kişiliğin adamıdır. Kötülük nedir bilmez. Hep iyimserliğin, iyiliğin ve güzelliğin türküsünü söyler şiirleri. En yakınları ile konuşken bile yüzü kızaracak kadar çekingen, utangaç ve ürkek bir insandır. Şiirleri sanki bir çocuğun kaleminden çıkmış hissini verir okuyanlara. Çünkü o, çocukluğun o saf, o temiz, o yapmacıklık kokmayan davranışlarına hep özlem duymuş, vaktinden önce gelişip olgunlaşan bir çocuk gibi yaşamıştır. Anası, babası, ev ve aile hayatı, çocukluğunu geçirdiği yerler, evleri, buralardaki eşyalar onun şiirlerinin en canlı, en vazgeçilmez unsurlardır. Ziya Osman kadar geçmişini aziz bilen, geçmişin hâtıralarını bütün sıcaklığı ile onun kadar koruyan ve yaşatan bir başka insan az bulunur dense yeridir.

        ŞiirleriniSebil ve Güvercinler (1943),Geçmiş Zaman (1947),Nefes Almak (1957); hikâyelerini iseMesut İnsanlar Fotoğrafhânesi (1952) veDeğişen İstanbul (1959) adlı kitaplarında toplamış olan Ziya Osman, kendini önce“Yedi Meşale” topluluğu şairleri arasında gösteren şairlerdendir. 1928 yılında Cumhuriyet devrinde kurulan ilk edebî topluluk olanYedi Meşale’nin diğer şairleri Sabri Esat Siyavuşgil, Yaşar Nabi Nayır, Muammer Lütfi Bahşi, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret Solok ve Kenan Hulisi Koraydır. Bunlar içinde şiire ve topluluğun şiir anlayışına sonuna kadar bağlı kalan sadece Ziya Osman olmuştur. Diğerleri hep başka alanlara yönelmişlerdir. Şiirlerini devrin genel eğilimlerine uygun olarak ilk zamanlar hece vezni ile yazmış ve çoğunlukla da dörtlüklerden oluşan bütünler şeklinde ortaya koymuş olan Osman Ziya, bu tarz şiirler yazmaya uzun zaman devam ettikten sonra, vezin ve şekil kaygısını bir yana bırakarak serbest şiirler yazmaya da başlamış ve bu yolda yazdığı oldukça başarılı şiirleriyle 1940’lardan sonra gelişip serpilen yeni şiirimizin önde gelen birkaç şairinden biri hâline gelmiştir.

         Ziya Osman sadece güçlü bir şair değil, aynı zamanda çok başarılı bir düzyazı ustasıdır. Kelime örgüleri ve cümle kuruluşları sağlam,  kendisi gibi küçük şeylerle mutlu olabilen insanların hayatlarını konu edinen ve zevkle okunan hikâyeler de yazmıştır. O, şiirlerini ve hikâyelerini şekilce kusursuz, pürüzsüz, yalın ve sade bir Türkçe ile yazmıştır. Bütün yazdıklarında bir konuşma rahatlığı sezilir. Okuyanları sıkmayan ve yormayan tatlı, yumuşak ve akıcı bir üslubu vardır. Ziya Osman, İstanbul Türkçesi ile şiirler yazan çağdaşları arasında,  az yazmış, ama yeni şiirimizin en güzel ve en kalıcı örneklerini de ortaya koymuş bir şairdir. Ne var ki, şiir dünyamızı daha nice güzel şiirlerle zenginleştireceği çok erken bir yaşta ayrılmıştı aramızdan.

 

                                      Bu garip dünyada ben yadırgadım yerimi..

                                       Yıllardan sonra bir gün, görüp çektiklerimi,

                                       Tanrım bir meleğine emredecek: “Yetişir!”

 

“Ahiret” adlı şiirine böyle bir dilekle başlamış olan şairin dileğini Tanrı kabul etmiş ve 1957 yılının 29 Ocak günü bir meleğine“yetişir!” emrini vermiştir. Böylece henüz 47 yaşında olan değerli şair, büyük bir içtenlikle ve katıksız bir imanla yöneldiği Tanrısına kavuşuştur. Onu, ölümünün 65.yılında rahmetle anıyoruz. Ruhu şad olsun. Sözlerimizi,  “Sebil ve Güvercinler”adlı güzel bir şiiri ile bitirelim:

                                                                                         

                                             Çözülen bir demetten indiler birer birer,

                                             Bırak, yorgun başları bu taşlarda uyusun.              

                                             Tutuşmuş ruhlarına bir damla gözyaşı sun,

                                             Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler…

 

                                              Nihayetsiz çöllerin üstünden hep beraber

                                              Geçerken bulmadılar ne bir ot, ne bir yosun,

                                              Ürkmeden su içsinler yavaşça, susun, susun!

                                              Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler…

 

                                               En son şarkılarını dağıtarak rüzgâra,

                                               Beyaz boyunlarını uzattılar taslara…

                                               Bir damla suya hasret gideceklermiş meğer.

                                            

                                                Şimdi bomboş sebilden serviler bir şey sorar,

                                                Hatırlatır uzayan dem çekişleri rüzgâr,

                                                Mermer basamaklarda uçuşur beyaz tüyler.

KİTAP VE OKUMAK ÜSTÜNE (1)İŞSİZLİK VE KALKINMA ÜSTÜNEKALKINMA KÖYDEN Mİ, ŞEHİRDEN Mİ BAŞLAMALI?KİTAP, BİLGİ VE KÜLTÜR CAHİLLİK, FENALIK, TEMBELLİK, AKIL VE İLİM (2)CAHİLLİK, FENALIK, TEMBELLİK, AKIL VE İLİM (1)MİLLET, MİLLÎ KÜLTÜR VE ATATÜRKÇANAKKALE SAVAŞLARI VE ÇANAKKALE RUHUBAYRAMLAR VE NEVRUZ (BAHAR BAYRAMI-2)KÜLTÜR VE MİLLET İLİŞKİSİ ÜZERİNE (2)Yazarın Tüm Yazıları
Yazarlar
Osman KARA
BU AÇIK BİR İSTİLADIR
Osman KARA
Prof. Dr. Mustafa ÖZDEMİR
İLK ADIM İSKELESİ
Prof Dr Mustafa ÖZDEMİR
Atilla ÇİLİNGİR
‘’19 MAYIS 1919’’ BAĞIMSIZLIĞIMIZA ATILAN İLK ADIM
Atilla ÇİLİNGİR
Mustafa GENÇ
RAMAZAN SONRASI MÜSLÜMAN’A DOKUNMAK…
Mustafa GENÇ
M. Halistin KUKUL
O, BİTTİ BEYİM
M Halistin KUKUL
Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI
KİTAP VE OKUMAK ÜSTÜNE (1)
Prof Dr Mustafa ÖZBALCI
Nevval SEVİNDİ
ACILI KISA TARİH
Nevval SEVİNDİ
Vedat ÇINAROĞLU
TÜRKLÜK NAMUSUMUZDUR
Vedat ÇINAROĞLU
Adem ERTÜRK
Etme bulma dünyası ya hani, edenler ne zaman buluyordu
Adem ERTÜRK
Embiya SANCAK
ÜÇ AYDIR YAZAMIYORDUM
Embiya SANCAK
Prof. Dr. İsrafil BALCI
İftira ve İtibar Suikastçılığı
Prof Dr İsrafil BALCI
Dr. İbrahim YILDIRIM
Fethin simgesi Ayasofya
Dr İbrahim YILDIRIM
Yılmaz HOCAOĞLU
BİRAZ ORDAN BİRAZ BURDAN 2
Yılmaz HOCAOĞLU
Turgay SÖZEN
Pandemi Devam ediyor, Tedbir ve Kurallara Dikkat...
Turgay SÖZEN
Sacit ACAR
ORTAYA KARIŞIK
Sacit ACAR
Saffet Atik
Samsun’un Liman ve Demiryolu Sorunları (2)
Saffet Atik
Burak GÜLEÇ
Lider diyeceksiniz
Burak GÜLEÇ
Enis ERSOY
İmamoğlu’nun Kanal İstanbul stratejisi
Enis ERSOY
Türker GÖKSEL
Mithatpaşa Lisesi ve Sekizinci Kitap
Türker GÖKSEL
Mustafa KESKİN
Yerli Arabamızı Anlayabildik mi
Mustafa KESKİN
Ahmet HAYVALI
TEK DÜZEN HESAP PLANI
Ahmet HAYVALI
Dr. Işık ÖZKEFELİ
NİYETLER ALENİYET KAZANIRKEN
Dr Işık ÖZKEFELİ
Prof. Dr. Yücel TANYERİ
Açıkhava AVM
Prof Dr Yücel TANYERİ
Prof. Dr. Ahmet Nizamettin AKTAY
Gagavuzya İzlenimleri
Prof Dr Ahmet Nizamettin AKTAY
Hüseyin ÖZBAY
OSMAN TÜRKAY
Hüseyin ÖZBAY
Mehmet Ali BAYAR
PROF.DR.MÜMTAZ SOYSAL'IN ARDINDAN...
Mehmet Ali BAYAR
Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU
SEVDİKLERİMİZ ÜZERİNDEN EMPATİ YAPARAK DÜNYAYI ANLAMAYA ÇALIŞMAK
Prof Dr İbrahim TELLİOĞLU
Hilmi EKER
PİLOT İLÇE LADİK
Hilmi EKER
Murat İLHAN
PİCASSO...
Murat İLHAN
Nami Cem İYİGÜN
ASKERİ HAREKÂT
Nami Cem İYİGÜN
Mustafa ENGİN
TARIM MI, ENERJİ Mİ!?
Mustafa ENGİN
Tufan AKCAGÖZ
SİZ SİZ OLUN
Tufan AKCAGÖZ
Necmi HATİPOĞLU
EKONOMİK KRİZ Mİ, O DA NE?
Necmi HATİPOĞLU
Hülya Korkut ÖZAK
Öyleyse sen Türk değilsin...
Hülya Korkut ÖZAK
Prof. Dr. Erdal AĞAR
YABANCI DİLLE EĞİTİM
Prof Dr Erdal AĞAR
Nuray YILMAZ
HIYAR… TUZ… TUZLUK
Nuray YILMAZ
Dr. Faruk TAN
İNSAN
Dr Faruk TAN
İshak MEMİŞOĞLU
OTOPARKIMI İSTİYORUM
İshak MEMİŞOĞLU