YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI

EĞİTİM, BİLGİ VE ÇALIŞMA

Ülkemizin kalkınma çabalarını, gelişmeleri, yapılanları, yapılması gerekenleri sadece kalkınmış bir kaç Batı ülkesi ile kıyaslamak ve değerlendirmek eksik ve yanlış olur. Çünkü kalkınma meselesini halletmiş ülkeler yalnız batılı ülkeler değildir. Eğer bir kıyaslama yapılacaksa, bu, dünyanın geneli dikkate alınarak yapılmalıdır. Doğru ve gerçekçi sonuçlara ancak böyle ulaşılabilir. Daha yapılacak çok işimiz, yürünecek çok yolumuz olduğu da net ve açık bir şekilde ancak o zaman ortaya çıkar. Bizim kalkınma, modernleşme, ilim ve teknikte çağdaş medeniyetin değerlerine ulaşma gayretlerimiz yaklaşık iki asır önce başlamıştır. Hadi bu yolda Cumhuriyet öncesinde yapılan çalışmaları hesaba katmayalım, ama maalesef Cumhuriyet sonrasında gösterdiğimiz bütün gayretlere rağmen kalkınmış ülkelerle aramızdaki mesafeyi kapatamadığımız da bir gerçektir. Yıllar önce Atatürk, “muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkacağız.” demişti.  Hep bunun için çabaladık durduk. Bütün iktidarlar hep böyle bir iddia ile iş başına geldiler. Elbet hiçbir şey yapılmadı değil, pek çok şey yapıldı, ama hâlâ kalkınmaktan, geri kalmışlıktan söz ettiğimize, birçok alanda dışa bağımlı olmaktan bir türlü kurtulamadığımıza göre, demek ki yapılanlar yeterli değildir. Peki, beceremediğimiz, yapamadığımız nedir? Nedir bizde eksik olan? Neyi başaramıyoruz biz?  Tarihte büyük işler başarmış bir milletin bu çaresizliği nedendir? Karşılaştığı engelleri aşması bu kadar imkânsız mıdır? Bunun sebepleri üzerinde ciddî ve ilmî olarak düşünmemiz ve gerekli tedbirleri acilen almamız gerekmektedir. Kuşkusuz eğitimle ekonomi ve kalkınma arasında çok sıkı ilişkiler vardır ve ünlü fizikçi Albert Einstein’ın da dediği gibi, bir ülkenin geleceği, o ülke insanlarının göreceği eğiteme bağlıdır. Bunun için galiba bizim de her şeyden önce eğitim alanında yapılması gerekenleri yapmamız, eksiklerimiz neyse tespit edip vakit geçirmeden gidermemiz gerekmektedir. Zira her alanda sağlam ve köklü bir eğitim alarak yetişmiş kadrolara sahip olunmadan verimli ve istikrarlı bir kalkınmadan söz etmek mümkün değildir. Dikkatle bakılırsa görülür ki, kalkınmış ülkeler, eğitimde de başarılı olmuş ülkelerdir.

       

          Karamsar ve ümitsiz olmanın gereği de yoktur elbet. Dünyada imkânları bizden çok daha yetersiz olmasına rağmen kalkınmayı başarmış ülkeler vardır. Bunlar bize örnek olmalıdır. Demek ki yolu yordamı bilinir ve çalışılırsa hızla kalkınmak mümkün olabilmektedir. Dünyada refah içinde olmasa bile, karnını doyuramayacak kadar aç ve toprak yoksunu millet yoktur. Ama maalesef çalışmayan ya da çalışmayı sevmeyen, elindeki imkânları kullanmayı bilmeyen milletler vardır. Böyle milletlerin sonu elbet kafasını kullanan, çalışan ve üreten insanların tuzağına düşmek, onlara bağımlı hâle gelmek olacaktır. Nitekim öyle de olmaktadır. Eskilerin dediği gibi, “armut pişip ağzımıza düşseydi” yaşamak kolay olurdu. Ancak çaresizlikten ve ekonomik zayıflıktan kurtulmanın yolunun, her şeyden önce eğitim alanında gösterilecek başarıdan geçtiği de unutulmamalıdır. Zira toplumun hemen her alandaki kalkınma çalışmalarını başarıyla yönetebilecek, çok iyi bir eğitim alarak yetişmiş bilgili, yetenekli, becerikli, dürüst ve çalışkan insanlara sahip olunmadan hiçbir yere varılamaz, dolayısıyla kalkınma da olamaz. Kalkınmada geri kalmış ülkelerin eğitimleri de zayıf ve yetersizdir. Bizim halkımız, köylümüz ve çiftçimiz tembel değildir. Ancak onların önünü açmak, gerekli imkânları sağlamak gerekir.  Devlet olarak önce onları eğitmeli ve bilinçlendirmeli, sonra da ihtiyaç duydukları modern araç ve gereçlerle donatmalıyız. Onların bu moralle gerisini şuurlu ve başarılı bir şekilde yerine getireceğinden asla şüphe duyulmamalıdır. Hep söylenegeldiği gibi, bizim ekonomimizin temeli büyük ölçüde tarıma dayanmaktadır. Bunun için yeteri kadar tarıma elverişli toprağımız, bu toprakları işleyecek insan gücümüz de fazlasıyla vardır. İnsanlarımızın çoğu köylerde yaşayan, toprağa bağlı insanlardır. Onları her bakımdan desteklemeli ve topraklarının başında tutmayı mutlaka becermeliyiz. Şehirlere göçü önlemenin başka bir yolu da yoktur. Şehirde ne varsa, bugün hepsi köyde de vardır. Biz gelişmiş bir sanayi ülkesi değiliz, ama tarım ülkesi olma özelliğimizi de hızla kaybediyoruz. Ne acıdır ki, son yıllarda şehirlerin çevresindeki verimli araziler beton yığını hâline gelmeye başladı. Eğer çiftçi köyünde ya da mahallesinde geçim sıkıntısı çekmezse şehre zaten göç etmez. Öte yandan çiftçinin toprağı yıllardır ilkel metotlarla ekilip biçilmekten yorulmuş ve yozlaşmıştır, verim gücünü kaybetmiştir. Buna karşılık nüfusumuz gittikçe artmaktadır. Eğer 100 dönüm arazi sahibi bir dedenin iki çocuğu ve bunlardan da dört torunu varsa, bugün onların her birinin 12,5 dönüm toprağı var demektir. Bu da torunların gelirlerinin ve hayat seviyelerinin dedelerine oranla dörtte bire düştüğünü gösterir. Eğer bunlar hâlâ dedelerinin kullandığı ekip biçme usulleriyle çalışıyorlarsa ve toprağın verim gücünün düştüğü de dikkate alınırsa, sonucun hiç de iç açıcı olmadığı görülecektir.

     

        Kalkınmak isteyen Türkiye gerçeği bu olamaz, olmamalıdır; bununla bir yere varılamaz. Sağlam bir eğitim vererek yetiştireceğimiz kadrolarla hiç zaman geçirmeden işe başlamalıyız. Bunun başka çıkar yolu yoktur. Bizim yeteri kadar Ziraat Fakültesi mezunu elamanız vardır. Bunlar marifetiyle hangi bitkinin, sebze ve meyvenin hangi toprakta daha iyi yetişeceği, toprağın verim gücünün nasıl artırılacağı gibi hususlar üzerinde dikkatle çalışılmalı, bu konuda ne yapılması gerekiyorsa vakit geçirilmeden yapılmalıdır. Günümüzde bütün dünyada ve her alanda sosyal ve ekonomik davranışlar ve atılımlar değer kazanıyor ve öne çıkıyor. Bu kervana, bu gidişe elbet biz de katılmalıyız. Ancak bu gelişmelerin ilmî, nitelikli ve gerçekçi bir eğitim anlayışının sonucu olduğunu da bilmeliyiz. Eğitimsiz ve bilgisiz bir kuvvet, yapmaktan çok yıkmaya namzettir. Her yenilik ve ilerleme ancak bilgi, çalışma ve üretme ile mümkün olabilir. Özellikle bizim gibi kalkınma yolunda olan bir ülkenin, öncelikle eğitim meselesini halletmesi şarttır. İnsanı yetiştirmeden hiçbir yere varamayız. Bilgisiz, kafası ve ruhu boş insanlarla ileri hamleler yapmak mümkün değildir. Bizim ülkemiz yeraltı ve yerüstü zenginlikler bakımından da fakir sayılabilecek bir ülke değildir. Madenlerimiz var, ama nedense ya doğru dürüst çıkarmasını beceremiyoruz ya da onları hakkıyla işlemeyi bilmiyoruz. Bu, tarımda da böyledir. Toprağı hâlâ atasından gördüğü gibi işleyen çiftçilerimiz var. Zamanla toprağın da yorulabileceğini, verim gücünü kaybedebileceğini bilmiyor, bunu düşünemiyor. Dolayısıyla her yıl değişik şeyler ekmek gibi yeni alternatif çözümler de üretemiyor. Bu konuda her bölgenin tabiat ve iklim şartlarının değişik olduğu ya da zamanla değişebileceği düşünülerek ilmin ve tekniğin öngördüğü çalışmalar yapılmıyor ve gerekli tedbirler zamanında alınamıyor. Bütün bunlar bize, çiftçilerimiz dâhil, her alanda çalışan insanlarımıza, yaptıkları işte başarılı olmaları için gereken eğitim her ne ise, o eğitimi onlara tam olarak veremediğimizi göstermektedir. O sebeple bizde eksik olan imkân ve para değil, eğitim eksikliğidir; fikirdir, zihniyettir. Hangi iş dalı olursa olsun, hiç fark etmez, bunların hepsi ancak eğitimi yeterli, bilgili, kendi alanının meselelerini çok iyi kavramış ve bunları şuurlu bir şekilde uygulayabilen insanlarla gelişir ve ileri gider. O itibarla, bütün insanlarımıza, onları bilgili ve kültürlü yapacak, zihniyetlerini değiştirecek bir eğitim vermenin arayışı içinde olmalı ve bunu mutlaka başarmalıyız. En önemli meselemiz bu olmalıdır. Eğer bunu halledebilirsek gerisi kolay gelir. Çünkü insanımız başarılı olduğunu, kazandığını, hayat seviyesinin yükseldiğini gördükçe moral bulacak, daha çok çalışacak ve daha çok üretecektir.

        

       Elbet yalnız maddî kalkınmayı değil, manevî kalkınmayı da ihmal etmemek, ikisini at başı birlikte yürütmek lâzımdır. Çünkü insan sadece mideden ve bedenden ibaret bir varlık değildir, onun bir iç âlemi, bir ruh ve duygu dünyası da vardır. Bunların da eğitilmesi, insanlara yalnız para kazanma, zengin olma, yiyip içme, gezip tozma ve eğlenme değil, onlara birtakım sosyal, insanî ve ahlâkî değerlere sahip olmaları da öğretilmelidir. İstikrarlı, huzurlu ve mutlu bir toplum, ancak akıl, zihin ve ruh eğitimini birlikte almış insanlarla kurulabilir. Ünlü trajedi yazarı Sofokles’e göre, ahlâken bozulmuş bir insandan daha korkunç bir yaratık yoktur. Eski Amerikan başkanlarından Theodore Roousevelt de, “Eğer insanı, sadece akıl ve zihin yönünden eğitiyor, ahlâk yönünden eğitmiyorsanız, toplumun başına yalnızca bir belâ yetiştiriyorsunuz demektir.” diyor. Bu da bize gösteriyor ki, insanın sadece zengin ve mal mülk sahibi olması, onun mutlu ve huzurlu bir insan olmasına yetmiyor. Bu noktada, defterime ne zaman not ettiğimi hatırlayamadığım bir “kıssayı” aktarmak istiyorum: Vaktiyle bir ülkede çok zengin, her istediğine anında sahip olabilen bir hükümdar varmış, ama mutlu değilmiş. Bir gün saray çalışanlarını toplamış ve onlara, “zenginim, her şeye sahibim, ama mutlu değilim; bunun için ne yapmalıyım?” diye sormuş. İçlerinden irfan sahibi bir ihtiyar, “efendimiz, mutlu bir insan bulup onun gömleğini giymelisiniz.” diye cevap vermiş. Bunun üzerine hükümdar, mutlu bir insan bulup gömleğini getirmeleri için ülkenin her köşesine gruplar hâlinde adamlarını salmış. Gruplardan biri, bir sabah erken saatlerde yol kenarında yürürken, tarlada öküzlerle çift süren neşeli, şen şakrak şarkılar, türküler söyleyen bir çiftçi görür. Mutlu olabileceğini düşünerek yanına varırlar ve ona mutlu olup olmadığını sorarlar. Çiftçi onlara, “görüyorsunuz tarlam var, öküzlerim var, sağlığım yerinde, elbet mutluyum, hem de çok mutluyum.” der. “Peki, bize gömleğini satar mısın?” deyince de, boynunu büker ve onlara, “benim hiç gömleğim olmadı ki” cevabını verir. Böyle bir olay gerçekten yaşanmıştır diyemem elbet. Muhtemelen bir şehir efsanesi ya da mitolojik bir hikâye olmalıdır. Fakat “hisse çıkarılabilecek,” ibret ve ders alınabilecek derin anlamlı bir “kıssa” olduğu da bir gerçektir. Benim zikretmemin sebebi de budur zaten. Kıssadaki çiftçinin hayatta hiç gömleği bile olmamıştır, ama o yine çok mutlu olduğunu söylemektedir. Demek ki insanı yalnız karnının doyması, parası pulu, malı mülkü mutlu etmeye yetmiyor. Böyle olsaydı zenginlerin, patronların, yani maddî seviyeleri yüksek olanların, seçkinlerin hem mutlu ve huzurlu olmaları, hem de paylaşma, yardımlaşma ve acıma vb. gibi birtakım yüksek insanî ve ahlâkî değerlere sahip olmaları beklenirdi. Ama tarih bize bunun hiç de böyle olmadığını göstermektedir. Günümüzde de maddî bakımdan kalkınmış ülkelerin maalesef hep emperyalist emeller peşinde koştukları, yoksul ve çaresiz insanların kanını döktükleri de dünyanın acı bir gerçeği değil midir? Kim bilir, sadece maddî olarak kalkınma insanları mutlu etseydi, onların gözlerini doyurabilseydi, bu ülkeler büyük bir ihtimalle böyle kan dökmekten zevk almayacak ve belki de dünyada bir sosyal adalet eksikliğinden ve iktisadî kalkınmadan da söz edilmeyebilecekti.

EĞİTİM, BİLGİ VE ÇALIŞMA MÛSİKİMİZ VE TÜRKÜLERİMİZ EDEBİYATIMIZ VE DİVAN ŞİİRİDİL VE EDEBİYATMİLLET, KÜLTÜR VE MEDENİYET İLİŞKİSİÖlümünün 83. yılında Mehmet Akif ErsoyMillet ve kültür ilişkisi üstüneEğitim sistemimiz yenilenmeye muhtaçtır ŞİİR VE GELENEK         SAĞLIK VE GENÇLERE ÖĞÜTLERYazarın Tüm Yazıları
Yazarlar
Yılmaz HOCAOĞLU
BİRAZ ORDAN BİRAZ BURDAN
Yılmaz HOCAOĞLU
Adem ERTÜRK
Adem'in Öteberileri 18 Şubat 2020
Adem ERTÜRK
Mustafa GENÇ
İNSANLIK DONMUŞTUR!
Mustafa GENÇ
Nevval SEVİNDİ
CENNETİN ANAHTARI
Nevval SEVİNDİ
Embiya SANCAK
MİMAR BAŞKANIN MİMARLAR TOPLANT
Embiya SANCAK
Osman KARA
OZAN ARİF’İ ANMAK
Osman KARA
Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI
EĞİTİM, BİLGİ VE ÇALIŞMA
Prof Dr Mustafa ÖZBALCI
Atilla ÇİLİNGİR
KKTC CUMHURBAŞANI AKINCI’DAN SKANDAL SÖZLER..!
Atilla ÇİLİNGİR
Vedat ÇINAROĞLU
SİYASİ AYAK
Vedat ÇINAROĞLU
M. Halistin KUKUL
DUÂ
M Halistin KUKUL
Turgay SÖZEN
Birlik-Beraberlik Zamanı!
Turgay SÖZEN
Prof. Dr. İsrafil BALCI
Kudüs İlk Kıble mi?
Prof Dr İsrafil BALCI
Burak GÜLEÇ
Lider diyeceksiniz
Burak GÜLEÇ
Saffet Atik
Samsun’un Liman ve Demiryolu Sorunları (1)
Saffet Atik
Enis ERSOY
İmamoğlu’nun Kanal İstanbul stratejisi
Enis ERSOY
Türker GÖKSEL
Mithatpaşa Lisesi ve Sekizinci Kitap
Türker GÖKSEL
Mustafa KESKİN
Yerli Arabamızı Anlayabildik mi
Mustafa KESKİN
Ahmet HAYVALI
TEK DÜZEN HESAP PLANI
Ahmet HAYVALI
Dr. Işık ÖZKEFELİ
NİYETLER ALENİYET KAZANIRKEN
Dr Işık ÖZKEFELİ
Sacit ACAR
STANDART YAŞAM
Sacit ACAR
Prof. Dr. Yücel TANYERİ
Açıkhava AVM
Prof Dr Yücel TANYERİ
Prof. Dr. Ahmet Nizamettin AKTAY
Gagavuzya İzlenimleri
Prof Dr Ahmet Nizamettin AKTAY
Hüseyin ÖZBAY
OSMAN TÜRKAY
Hüseyin ÖZBAY
Mehmet Ali BAYAR
PROF.DR.MÜMTAZ SOYSAL'IN ARDINDAN...
Mehmet Ali BAYAR
Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU
SEVDİKLERİMİZ ÜZERİNDEN EMPATİ YAPARAK DÜNYAYI ANLAMAYA ÇALIŞMAK
Prof Dr İbrahim TELLİOĞLU
Hilmi EKER
PİLOT İLÇE LADİK
Hilmi EKER
Murat İLHAN
PİCASSO...
Murat İLHAN
Nami Cem İYİGÜN
ASKERİ HAREKÂT
Nami Cem İYİGÜN
Mustafa ENGİN
TARIM MI, ENERJİ Mİ!?
Mustafa ENGİN
Tufan AKCAGÖZ
SİZ SİZ OLUN
Tufan AKCAGÖZ
Necmi HATİPOĞLU
EKONOMİK KRİZ Mİ, O DA NE?
Necmi HATİPOĞLU
Hülya Korkut ÖZAK
Öyleyse sen Türk değilsin...
Hülya Korkut ÖZAK
Prof. Dr. Erdal AĞAR
YABANCI DİLLE EĞİTİM
Prof Dr Erdal AĞAR
Dr. İbrahim YILDIRIM
ABD, Arka Ayakları ile Kulağının Arkasını Kaşıyor
Dr İbrahim YILDIRIM
Nuray YILMAZ
HIYAR… TUZ… TUZLUK
Nuray YILMAZ
Dr. Faruk TAN
İNSAN
Dr Faruk TAN
İshak MEMİŞOĞLU
OTOPARKIMI İSTİYORUM
İshak MEMİŞOĞLU